bence yanlış bir düşünce çünkü sadece maddesel şeyler var olmak zorunda değil. metafizik adı üstünde metafizik zaten. metafizik değilse zaten maddi olması gerekir. mesela din metafizik olarak düşünülebilir. yoksa hayalet falan gerçek değil tabii ki.
Materyalizm, yalnızca algılanabilenin var olduğu fikrinden doğar. O halde algılanamayan şey mevcut değildir. Bu anlamda, başkalarının tanıklığına ağırlık vermeyen çok öznel bir bakış açısıdır. Bu nedenle materyalistler, yüz yüze bir beden dışı deneyim yaşamış kişilerin tanıklığını kabul etmezler. Duyu algısı bilginin kabul edilebilir tek biçimi olduğundan, madde tek gerçeklik haline gelir. Buna uymayan başka herhangi bir deneyim, genellikle imkansız olarak reddedilir veya geçici materyalist bir açıklama yapılır. Analojiden çıkarım da reddedilir.
Maddecilik değildir. Materyalizm her şey zaten maddedir der. Ne olduğunu bilmediğin ve henüz açıklanmamış bir şey var ise sezdiğin, emin ol ki o şey de maddedir. Her şey maddenin bir çeşididir. Düşüncenin mantığı üzerine felsefe inşaa edilir. Bir felsefenin mantığı aynı zamanda o felsefenin yüklemi, sebep sonuç deneylerinin ürünleri değildir. Yani öyle olmak zorunda değildir. Materyalizm de maneviyat üretebilir. Maneviyat ve öğeleri de maddedir.
Materyalistler dünyanın tamamının doğasının maddi ya da fiziksel olduğuna inanırlar. Başka şekilde söylenirse, ruhlar veya gayri maddi varlıklar ancak bizim hayal gücümüzün âleminde var olabilir. Bu âlem bile fizikseldir. Bu, evrenin temel doğasına ilişkin metafizik bir teoridir. Düalistler, formların ya da görünmez güçlerin gayri maddi ya da ideal dünyası ile maddenin ya da fizikselliğin dünyasını birbirinden ayırırlar. idealistlerin dünyanın maddiliğini reddettikleri gibi, materyalistler de dünyanın gayri maddiliğini yadsırlar. Her ikisi de dünyanın iki biçiminin birlikte var olabileceğini reddetmiş olur.
ilk materyalistler dünyayı fiziksel görünüşler aracılığıyla izah etmeye çalışırken dört unsura (toprak, rüzgâr, ateş, su) veya Çinlilerde beş unsura (bunlara tahta eklenir) ayırıyorlardı. Bütün canlı ve cansız varlıkların bu temel unsurların ya bir bileşimi ile ya da bir tekinden oluştuğu söyleniyordu. Tarihsel olarak, evrenin bu temel unsurlar aracılığıyla betimlenmesi dürüstler tarafından da kabul edilmişti. Ama onlar bir de ruhun ve Tanrının içinde yaşayabileceği bir gayri maddi dünyanın varlığını vazediyorlardı. ilk bilimciler, dünyanın nasıl işlediği konusunda daha fazla şey öğrenme şevki içinde, dinsel otoritelerle karşı karşıya gelmemek için bu teoriyi genellikle kabul ediyorlardı. Özellikle altın, gümüş ve cıva, aynen ateş gibi başka bir şeye indirgenemez göründüğünden, 17. yüzyıl teorisyenleri eski ortodoksiye karşı unsurların sayısının arttırılmasını kabul ettiler. Bu bakış açısı, başka iyi bilinen bileşiklerin çözünmesi (örneğin havanın oksijen ve nitrojene) ile de doğrulanıyordu.
Ne var ki, materyalist bakış açısını gerekçelendirmek için kullanılan evrenin kimyasal açıklaması, aynı anda, fiziğin görünmez güçlerinin açıklanması dolayısıyla bir darbe yiyordu. Newton’un yerçekimi yasası uzak mesafede bulunan bir nesne üzerinde bir çekim gücünün varlığını olanaklı kılıyordu; Faraday’in elektrik üzerine yaptığı çalışma, yine uzun mesafeler üzerinden etki yapan elektromanyetik çekimi kullanıyordu; daha yakın dönemde, parçacık fizikçileri bir elektronun yukarıda veya aşağıda olabileceği ve, önemli bir mesafeden de olsa, bir kendi etrafında dönme inversiyonu uygulandığında, arada görünürde hiçbir fiziksel bağ olmadığı halde, öteki elektronun eşanlı olarak buna göre uyarlandığı yolundaki Pauli dışlama ilkesini kanıtlamışlardır. Nihayet, uzay-zaman fiziksel midir? Einstein’ın teorisi uzay-zamanın hem kütle hem de hız tarafından bükülebileceğini söyler. Peki ama bükülen nedir? Uzayda bir matris hayal edelim. Burada nesneler zaman içinde var olurlar. Einstein’ın teorisi, bir nesnenin kendi dolaysız çevresini bükülmeye uğratacağını, bunun da yerçekimi dalgalanmaları yaratacağını ileri sürüyordu. Uzay-zamanın gayri maddiliği fiziksel nesneler tarafından etkilenir. Bu da bizi, eğer nesneler gerçekten maddi ise, materyalist teze geri getirir, idealist teorisyenler dünyanın gayri maddiliğini vazederler. Bu argüman, Dr. Samuel Johnson’ın ünlü taşa tekme atışı tarafından derhal ama ancak görünürde çürütülür. Kuantum fiziği ise bizi Çinlilerin Wu Li adını verdiği şeye geri döndürmüştür. Wu Li evrenin işleyişini, yaşayan enerji temelinde açıklar. Bu enerji fiziksel olmayan bir şeydir ama fiziksellik ifade eder. Örneğin, elektronlar o kadar miniciktir ki bazılarına göre kendilerini fiziksellikten çekerler. Bunlar enerjinin sarmalanmış biçimleridir. Fizikçiler minicik parçacıkların ontolojik statüsünü tartışmaktadır. Bazen belirli görüşler ortodoks görüş haline gelmekte, sonra yeni açıklamaların gücünün etkisiyle yeni Ortodoksluklar doğmaktadır. Felsefeci, bu tartışmaların gerisinde, idealistlerin, düalistlerin ve materyalistlerin vizyonlarının karmaşık gerçekliğini kendi özgül anlayışlarına indirgeme çabasını sezer.
Materyalistler genellikle ateizm iması dolayısıyla ateş altında kalmışlardır. Bu suçlama örneğin Thomas Hobbes’a yapılmıştı. Ancak, her ne kadar çoğu teolog Tanrı’nın ruh olduğunu kabul etme eğilimi içinde olsa da, bu zorunlu değildir. Eğer evren fizikselse, bundan Tanrının da fiziksel olduğu sonucu çıkar. O zaman Tanrı’nın teşhis edilmesi teorik olarak olanaklı hale gelir. Tabii bu nereye bakmalı, ne aramalı gibi epistemolojik soruları doğurur. Bu yüzdendir ki çoğu teolog gayri maddi ve dolayısıyla ampirik olarak teşhis edilemeyecek bir ilahi varlığı vazeder.
En sığ haliyle; maddecilik ve soyut olanı reddetme denilebilir. Bundan yola çıkarak tanrı inancına sahip olmadıklarını söyleyebiliriz. Ve nerede okuduğumu tam hatırlamıyorum; maddenin asla yok edilemeyeceğini, yoktan var etmek ya da var olanı yok etmek gibi şeylerin mümkün olmadığını söyler. Bu ifade bana göre de doğrudur biz bir şeyleri yok edemeyiz, şeklini, yapısını değiştiririz o kadar. Bir kağıdı yaksak mesela, duman havaya karışır ve yine elimizde küller kalır. Aslında bir bakıma haklı olabilir. Ama şöyle bir şeyde var; diyelim birisi öldü. Bedeni aynı şekilde duruyor fakat, hareket, düşünme vs hiçbirini artık yapamıyor. Biz bu insan için “ruhu gitti” deriz. Belki başka şeylerde dersiniz ama onlar beni ilgilendirmiyor. Materyalizm ve idealizm sağ ve sol kol gibi aslında. Ama ikiside bir bedene bağlı. Onların ortaklığına da dualizm diyoruz. (bkz: dualizm)
Olanı olanla olduğu gibi açıklamaktır. idealistlerin kavram çöplüğünde kelime oyunu yapmak yerine gerçeğin dilinde haykırmaktır. Aklını uhrevi safsatalara teslim etmeyen beyinlerin kurtarıcısıdır. Bilimin dili, gerçeğin ta kendisidir.
yaygın kanının aksine ruhu/bilinci tamamıyla reddetmez, ruhun/bilincin maddeden sonra geldiğini, dünyanın maddesel yasalardan ibaret olduğunu, ruhun/bilincin ise bunlardan sonra geldiğini savunur. tabi diyalektik materyalizm üzerinden konuşuyorum 19. yüzyıl öncesi mekanik materyalizm değil. detaylı bilgiler için georges politzer'ın felsefenin temel ilkeleri isimli yapıtını okumakta yarar var.
" maddesiz kuvvet hayaldir. kainatta mevcut değildir." (ph. spiller)
"maddesiz kuvvet olmadığı gibi, kuvvetsiz madde de yoktur. (haeckel)
" madde ile kuvveti ancak fikirlerimizde ayırabiliriz, hakikatte ikisi de birdir." (a. mayer)
"kuvvet ile madde aynı şeydir. bu yüzden hiç kimse ne kuvvetsiz bir madde görmüştür. ne de maddesiz bir kuvvet." (a. laguel)
"kuvvet maddeyi, madde de kuvveti halk edemez. bu yüzden evren yaratılmamıştır. o her daim vardır. (büncher)
"madde'nin kuvveti ancak kendi içindedir." (carl vogt)
"kuvvet ezeli ise madde de ezelidir. bu yüzden yoktan hiç birşey yaratılmadığı gibi, vardan da hiç birşey yok edilemez." (lucterius )
" madde ne yok edilebilir, ne de halk edilebilir." (spiller)
bizler, atom altı parçaçıkların birleşmesiyle atomlara;
atomların, birleşmesiyle moleküllere;
moleküllerin, birleşmesiyle hücrelere;
hücrelerin, birleşmesiyle bedenlere dönüşen bir atom organizasyonuyuz.
materyalizmin formülü şu: madde (+), beyin (+), hareket (+), düşünce.
idealizmin formülü şu: ruh (+), düşünce (+), beyin (+), hareket.
hiç süpesiz aklı başında olan her insan bu formülle materyalizmi savunur. insan varlığı ruha göre değil, maddeye ( yani beyine) göre işler. idealizmin savunduğu ruh saçmalığını, "ruh" başlığı altında irdelemek dileğiyle...
Maalesef materyalizm bizi öldürüyor. Materyalizme asıl çözüm ise, Allah'ın kitabını anlamaktır. O'nun kitabını daha çok anladıkça materyalizme artık ilgi duymazsınız ve sizi tatmin etmez, sizi boş bırakır. Kur'an size daha önce hiç hissetmediğiniz bir zevk verir. (Sübhanallah)
bu görüşün anlatmak istediği biraz ince ayrıntısıyla şöyledir:
Var olan gerçeklik üzerine maddeyi koyuyorum.
Bunun dışında olan her şey bunun yansımasıdır.
Yansıma gerçekliğin çarpıtılmış halidir.
Bu yansıma özden bağımsız olamaz.
Ayrıca idealizm(yansıma) bu öz(madde) den çıkar.
Yasalar maddenin sistemleşmiş hareketleridir.
Hareket maddenin zorunluluğudur.
Eğer akıl doğru okunursa gerçeklere ulaşabilecek tek kaynaktır.
Maddenin hareketi rast geledir.
Bu rast gelelik belli yönelme oluşturur bu yönelmenin tekrarı bilgiyi oluşturur.
Bilgi kalıcı ve kesin doğru değildir.
Sadece varlık kalıcı ve kesindir o da maddedir.
Ayrıca dualizm idealizm' in yansımasıdır.
Yani kendi içinde çelişebilecek tek şey idealizmdir.
Çünkü materyalizm gerçektir ve gerçek çelişki kabul etmez.
Materyalizmin gerçekliğinin kanıtı doğruluğu değil varlığıdır.
Çünkü var olan şey doğru olmak zorunda değildir.
idealist olunan şeylerde dualizm de vardır.
Mesela iyi ve kötü idealist olanda olur.
Oysa materyalizm de iyi ve kötü yoktur,
anlık doğrular ve onları anlamaya çalışan akıl vardır.
Akıl doğruyu bulmaya yarayan yansımadır.
Gerçek değildir ama vardır.
Gerçeğe etkisi de vardır.
Kişi akılla bir şeylere salt olarak etki edemez,
akılla gerçeğe, gerçekle başka bir gerçeğe etki eder.
Böylece doğruları şekillendirir.
Yani akıl gerçeği etkileyebilir.
Bu yüzden kişi doğruyu anlarken aynı zamanda onu oluşturabilir.
Yani oluşturduğumuz doğrular bir nevi aklın gerçeğe etkisinin sonucunda,
yine akıl tarafından algılanması durumudur.
O yüzden doğrular ve yanlışlar, gerçeğin bizzat gerçeğe,
yada yanılsamaların dolaylı olarak gerçek üzerinden gerçeğe etkisidir.
Yani doğru da yanlışta yanılsamadır.
gerçektir. gerçekler ise acıdır. işte hayat dediğimiz şey bu felsefe(materyalist) kadar basit ve gerçektir ama bir o kadar anlamlıdır, idealist akımlar(dinler, ruh, düşünce vs.) gibi anlamsız, sıradan ve ütopik değil.