dünyada bulunamayan, bulunana da paha biçilmeyen malzeme.
çin'de ortaya çıkan virüsten önce toptan olarak kutusu 10 tl'den satılan, şuanda yine toptan olarak söylüyorum 50 tl'den satın alamadığınız ürün. maske üreticileri muhtemelen dünya çapında zengin oldular. çin konsolosluğu sadece tr'den bir milyon adet maske istemiş. bir milyon çok adetmiş gibi gözüküyor ama çin için denizde kum tanesi. allah kolaylık versin ne diyeyim.
sanırım en sevdiğim özelliğim, bu kadar unutkan olmama rağmen hiçbir maskemdeki karakterimi kaybetmemem, unutmamam. belki de tek iyi olduğum konulardır "yalan" ve "maske" başlıkları.
hayatım yalan. çünkü gerçeği reddediyorum. ne olduğum kişiyi, ne de olduğum kişileri seviyorum. canım sağ olsun.
suretin bilinçaltı... Suret için hastalığın yani insanlığısın teşhisidir demiştim. Maske de o hastalığın farkındalığıdır. Çünkü maske örtmek amacıyla değil saklamak içindir. Yüzün saklanması da insanlığa getirilen bir eleştiriden başka bir şey değildir. Maske öteki yüz değildir, yüz bizim öteki maskemizdir.
Yüzü örten yüz... adorno'nun "ben bir maskedir" diye tanımlamasının ardından o kadar uzun bir zaman geçmediğini düşünerek evrimin soyut düzlemde hızla ilerlediği ve tersyüz hatta altüst olmuş haliyle "maskem bendir" sürecine girdiğimizi belirtmek isterim. neden bu tanımlamayla girdim peki? çok basit, mevcut siyasal olayların gelişmeleri ve haihazırdaki sosyal durum beni buna itti. özellikle türkiye sosyalizminin kendi çekirdiğini teşkil eden eleştiri kurumunu kullanıp kendini yenileyememesi ve muhafazakâr kesimin evrimleşerek kendilerini tabu haline getirmeleridir bunları yazma nedenim. elbette yazıda bu denli aleni olmayacağım, konuyla daraltıp fikri konuya mahkûm etmeyeceğim. çünkü bu fikrin konusu fikrin bizzat kendisi.
maskelerin kullanım süreci arkaik insan için avlanma ve devamında totem olgusu için önemli bir olgu haline gelmiştir. günümüzün maskelerinin daha soyut şeyler olması da bizlerin idlerinden ve platoncu mağaranın derinlerimizde gizli üçlemesinden kaynaklıdır. artık maskelerin "ben" olma adına bir zanaat haline geldiği, "ben" olmanın bir "iş" haline getirildiği bir süreçteyiz. sartre tükeniş romanında şu cümleleri zikreder:
hangi iş sana göre?
-ölmek galiba. ben hazırdım, bütün cesaretimi toplamıştım. ama ölümü aldılar elimden! artık hiçbir şey bilmiyorum, hiç, hiçbir işten zevk almıyorum.
aynı kitabın başka bir yerinde de şunu zikreder:
herkes hakettiği savaşı bulur
yaşama maskesi adı altında sunulan bu sahnede gerçeklikten üç kez uzaklaşarak, gölgelerin arasında dolaşmak suretiyle "ben" olmanın o dayanılmaz cehennemine itiliyoruz. çünkü "ben" olunması demek bir yerlerde bir şekilde varolmak anlamına da geliyor. bu süreçte olması icap eden şey sartre'dan yola çıkarak "ölümü ellinden alınmış" insanlar olarak başkalarının azaplarının kaynağı olmaktır! bunun doğruluğunun altını çizmiyorum. aksine durumun üzerini çizmeye çalışıyorum.
peki, ben olmak neden zul hale getirildi? çünkü "tek-adam" fikrinde ikinci bir fikre ihtiyaç yoktur. burada o tek-adam haricindeki herkes "öteki"dir. ve son dönemde bu durum bir adım daha ileri götürülüp herkes kendinin ötekisi haline gelmiştir.
insanların kendilerini tanımlamak için mesleklerinden veya kazançlarından bahsetmeye başlamaları bunun biricik örneğidir. mesleklere ve kazançlara öncelik veriliyor çünkü o şablon içine girdiklerinde bir kalıp oluşturup toplumun genel yargısı içinde kendilerine yer edinebilecekler. işte toplum böylesi bir genel yargılar silsilesi içinde sıklıkla bahsedilen "kamusal alan" veya "özel hayat" gibi değerlerden azad edilmiştir. özel hayat ve kamusal alan olguları bir rant değeri taşımadığı sürece anlamsızdır. yoksa parkların, bahçelerin ya da ağaçların kesilmesinin başka ne gibi bir anlamı olabilir ki?
bir kişilik olarak maske takmak aslında içinde bulunduğu durumun yansımasının aksini veyahutta ruh halini dışarıya yansıtmama olarak görünümün dışında bazı karakteristik özellikleri gizleme tepki belli etmeme olarak her ne kadar gururlanacak kadar güzel bir davranış olarak görme daha vahim sonuçları beraberinde getirebilecek psikolojik rahatsızlık belirtileri tarzında çoklu kişilik bozukluğu veyahut şizofreniyle bağdaştırdığım rahatsızlığın tanım biçimi olarak değerlendirdiğim özellik.
"Göründüğün"den daha derin olan kavramdır. ünlü alman düşünür edmund husserlbaşkasının beni sorunu üzerine düşünürken epoche kavramını atar ortaya. yunanca bir kelimedir ve parantez anlamına gelir. husserl'e göre yaşam içinde bazı şeylerimizi parantez içine alırız. bundaki nedense onu korumaktır. bununla ilgili çok basit bir örnek vereyim:
maça gel(e)miyorum.
bunu konuşma dilinde söylediğimizde "l" harfi ile "m" harfi arasında kalan (e)yi söylemeyiz. "maça gelmiyorum" demek kişinin kendi insiyatifindeyken, "maça gelemiyorum" cümlesi bir dış olumsuzlamayı belirtir.
neden bu uzun girişi yaptım?
kullanılan maskeler de birer epoche yani parantezdir çünkü. bu parantezler ile kendimizi korumaya alırız.