Kaybetmem emredilen binlerce savaşı kazanıp en büyük yaralarımla karşına çıktım bugün. hissiz, renksiz ve biçimsiz tuğlalarla örülmüş derin bir kuyunun içinde geçirdiğim katmerli yılların ardından, bir tırmanış tutturdu kalbim gökyüzüne.. zenginliğinden milyar defa basitliğe indirgenmiş tonlarca geceden geçip, tüm siyah-beyaz tonuna rağmen hayatın .... geldim işte bir yerlerden, bir zamanlardan, binbir yaralı kalpten; tüm hüzünlerden arındırıp bizi, masal anlatan bir sevişme için..
Seni seviyorum; tüm kelimelerin peşi sıra aceleciliğinin arasında yok olan bu iki kelimeyi yine defalarca belki de yine hiç düşünmeden, anlamını sorgulamadan sarfedebilmek için seviyorum seni.. Olabildiğine uzak dursan da, korkup kaçsan hatta en az bizim kadar sorgulayıp yorsan bile aşkı, geldim bugün..
Aşk bu dünyaya ait değildi artık. Çünkü dünya lekesiz değil, ihanet etmişliği var aşk'a, sicili fazlasıyla bozuk.. derin bir affın yaşattığı umarsız hafifliğin hissettireceği tüm by-pass ameliyat enjekteli, sahte, plastik kokan aşkların arkasından(!) asla biçimini yitirmeyen, unutmanın yasak olduğu ve içinde sadece senin saklandığın bir aşk ile geldim dün, bugün ve yarın, bir demden bir diğerine, katran koyusu kirmizi(!) bir çift gözün kapandığı anda.. Sıyrılıp tüm lüzümsüz yalnızlıklardan, kudurmuş bir aşk için avaz avaz bağırabilmek için yanındayım.. Seninle tamamlanacak bir aşkın ilk yap-boz parçası ellerin, öyle ki şekli tam kalbimin ortasında ki boşluğa ait.
ilk ben öldüm bir masalda ve ölürken bir avuç huzur, bir avuç aşk bıraktım dünyana miras olarak. Sesine, ahengine, görkemine buladım geri kalan yanlarımı ki; ardıma her bakışımda bir parça ben görebilmek istedim üstünde. Şimdi masalı ele geçirilmiş aptal bir yazarın kalemini kırarak aynı masalın bir başka kahramanı olarak yazıyorum kendimi.. Bir dünyadan bambaşka bir dünyaya aidiyet tayin ediyorum iliklerime, senin olduğun her yerde..
Soruları, sorguları geride cevapsız bırakıp ruhumu ruhunun tam ortasında saklamaya geldim. tıpkı aklımın en karışık olduğu saatlerde ansızın gelişin gibi bu sefer. Seni örnekliyorum evrenin tüm tanım bekleyen anlamsızlığında. Her sonucu seninle ilintilendiriyorum, mutlaka bir ilişkin olmalı hayatımda yaşanmışlığa anlam katabilecek ne varsa.
Adının bilinmediği, anımsanmadığı ve hiç duyulmadığı bir dünya aradım kendime. Her bulduğum dünyadan sessizce uzaklaştım.. Hangimiz daha hızlı koşuyorduk? zaman mı yoksa ben mi? Hangisi daha anlamlıydı? Zaman mı yoksa zamansızlık mı? Ansızın gelen bir hayatın kazandırdığı boşvermişliği de bırakıp bir kenara çıktım yola. Uzun zamanlar, kısa hayatlardan geçip bir çırpıda, aidiyetimi tayin ettiğim dünyaya geldim.. Aklımda sınırsız korku ve bir parça umut katılmış hayalperest yalnızlıklarla birlikte geldim..
Geldim bugün. Bir sır gibi saklıyorum zihnimde tüm yaşadıklarımızı. Hüzün bitince geri döndüm, hatta tam karşında duruyorum tüm yorgunluğum ve yorulmuşluğum, umulmazlıklarım, hayallerim ve sıradansızlığımla. Her şey olması gerektiği gibi işte.. Git diyebilir misin artık ya da sorgular mısın gelişimi? Sev desem çok mu küstah davranırım? Kovulur muyum kendi yazdığım uzun zamanlar, kısa hayatlar, imkansız mutluluklarla bezenmiş masalımdan? Yoksa yine yanlış bir masala mı dahilim? *
Öğrencimle ödev yaparken yeniden okuduğum ve sonu sürekli aynı biten yazım türü. Küçüklüğümüzden beri bizi alıştırdıkları şey 'kötüler daima kaybeder'. Masalların sonunda kötü olan varlık muhakkak hatasını anlar ve bir şekilde cezasını bulur. Tüm bu sürreallik içinde geçen bir çocukluktan sonra hayatta kötülüklerle tanışmaya başlarız. Hani kötüler kaybediyordu,basbayağı kazanıyor'un şokunu atlatırız. Derken zamanla bizler de bu değişime dahil oluruz.
Çocukluğumuz böyle geçti derken biraz daha büyüyünce bu defa Türk sinemasının iyinin fazlasıyla iyi, kötünün de fazlasıyla kötü olduğu masalsı filmler ile tanışırız. Ulan gene kötüler kaybediyor oh mis derken hepimizin ziyadesiyle iyilik aşılaması (hatta zehirlemesi de diyebiliriz) yaşadığı bir zamandan karşımıza yine kötü insanlar çıkınca biz yine şok.
Öyleki çocuklara en saf iyilik güzellemelerini yapıp büyümeye başladıklarında aslında her şeyin gerçekten bir masal olduğu gerçeğini yüzlerine vuruyoruz. Bu açıdan çok havada kalıyormuş gibi geliyor bu tür okumalar veya görsellikler. Eminim kapan çocuklar da vardır ancak en basit örneği ile kendi öğrencim hayat bilgisi testinin tamamını doğru yapıyor çünkü iyilik dolu cevaplar sırıtıyor basbayağı. Uygulamaya gelindiğinde yaramaz bir çocuk ve işaretlediklerinin çoğunu yapmıyor. Aile, çevre veya diğer unsurlar bunu bir şekilde etkiliyor muhakkak ama biraz daha etkili olmasını isterdim bu tür şeylerin. ikinci sınıf öğrencisinin bile öylesine üzerinden geçtiği bir kaç doğru davranış olarak kalmamalıydı.
Bunu masal veya türk filmlerinin basitligi olarak mı degerlendirmek gerekir bilmiyorum ama o yaşlarda bunların abartılı olduklarını düşündüğümüzü sanmıyorum. Yaşayarak deneyimlediğimiz şeyleri bunların çok üzerinde tutuyoruz. Bu tür şeyleri saçmalık olarak görüyoruz zamanla. Daha da büyüdükçe realist romanlar okumaya, filmler izlemeye başlıyoruz.Hoşumuza giden de bu oluyor kendimizi, doğamızı en apaçık haliyle görmek. iyilik dolu içerikler çocuklara, iyiyle kötünün harmanlanmış içerikleri biz büyükler için yeniden üretilip duruyor. Hepsi bir döngüymüşçesine. Sürreal iyilik pek etki etmiyor oysa. Etki eden hayatın kendisi ve onun yansıması ile üretilenler. Masaldan nerelere geldim ama aklımı kurcaladı. Wtf?
masallar dinleyerek büyürüz hepimiz. anneannemizin koynuna girip, defalarca kez anlattırdığımız masallarla gözlerimizi kapatırız birçok gece.
sonra biraz daha büyürüz. masal yaşımız geçmiştir artık ama hayalperestlik başlamıştır iyiden iyiye. kafamızı yastığa koyup en çılgın hayallerimizi kurduğumuz zamanlardır o yıllar. her şeyin mümkün olduğunu sandığımız, geleceğimizin çok uzak göründüğü, her şey olabileceğimiz, istersek hepsini başarabileceğimiz...
sonra büyürüz artık. hayallerimizin çoğu gerçekleşmemiştir. onlardan ümidi kesmişizdir artık. masallara inancımız kalmamıştır. ama yine de kalbimizin bir köşesinde bir masalımız vardır. kendi masalımız. kahramanının biz olduğu, karakterleri bizim seçtiğimiz. gerçekleşirse çok mutlu olacağımız bir masal.
işte tek inancımız o masaldır artık. daha gerçekçi olan, bizi hayata bağlayan. o masalı gerçeğe dönüştürebilirsek bir gün mutlu olabiliriz belki. o güne dek bir ümidimiz var yine de.
Nil Karaibrahimgil'in en sahane sarkılarından biri..
Daha küçücüktüm öldüm
Ama ben masalımı da gördüm
Baba anneme söyle öldüm
Daha parlayabilirdim söndüm
Daha oynayabilirdim döndüm
Daha toplayabilirdim böldüm
Masalımı da gördüm
istemem ben hiç adım unutulsun
Resmim tozlu raflara konsun
Arayan beni masallarda bulsun
içimizde dizginleyemediğimiz kelimelerin ,biraz hayal gücü biraz da yaşanmışlık kokan anlardan yola çıkarak ,Tıpkı tertemiz düşlerle heyecan verici birşey anlatan küçük bir çocuk gibi anlattığımız yarı kurgusal metinler..