deniz, vapur, simit üçlüsünü tamamlayan bir tür kuş...
enbe orkestrası ve altan çetin'in hoş bir şarkısıdır martılar aynı zamanda.
ne dediysem bir bir hepsi çıktılar
üzerimden güldü geçti martılar
bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
soğudum, soğudum, soğudum, ısıttı şarkılar
oldum olası sevmez kalbim matemi
hiç gerek yok suç sende mi, bende mi
bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
sevmenin adaleti yokmuş anladım
gelme istemezsen
yorgun düştüm yüreğim sana kırgın
inandır bu son olmayacaksa
gelme istemem
ne dediysem bir bir hepsi çıktılar
üzerimden güldü geçti martılar
bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
soğudum, soğudum, soğudum, ısıttı şarkılar
oldum olası sevmez kalbim matemi
hiç gerek yok suç sende mi, bende mi
gözlerinden güneş çaldım, hep sana uyandım
sevmenin asaleti buymuş anladım
gelme istemezsen
yorgun düştüm yüreğim sana kırgın
inandır bu son olmayacaksa
gelme istemem
gelme istemezsen
yorgun düştüm yüreğim sana kırgın
inandır bu son olmayacaksa
sevme istemem
çirkin yavrulara sahip kuş türü. bakarsın martıya bembeyaz bir gövde, kafada hoş bir gri. bunların yavruları siyah, uzun tüylü oluyor ve yumurtadan çıktıktan birkaç hafta sonra anneler yavruları yuvadan atıyor, garipler uçana kadar yerde dolaşmak zorunda kalıyor. bu dolaşıyor anası o iğrenç sesiyle tepesinde geziyor.
Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir.) O kadar yorgunum ki... Biraz dinlensem! Dinlenebilsem... (Başını kaldırır) Bir martıyım ben... Yo, değil... Aktrisim... Öyle değil mi? (Arkadina ile Trigorin'in dışarıda gülüşünü duyar. Silkinir, kulak kesilir. Sol kapıya koşarak anahtar deliğine gözünü yaklaştırır.) O da burada demek... iyi... Tiyatroya inanmıyordu; hayallerimle alay ederdi hep. Ona bakarak ben de inancımı yitirdim; maneviyatım kırıldı... Aşk üzüntüleri, kıskançlık da bir yandan... Yavrum için korkuyordum hep... Miskinleştim, küçüldüm, oyunum manasızlaştı... Sahnede düzgün yürüyemiyordum; ellerimi ne yapacağımı bilemiyor, sesimi idare edemiyordum. insan kötü oynadığını hissedince ne acı duyar, bilemezsiniz! Martıyım ben.. Yo... Değil de... Şey, siz o sıralar bir martı vurmuştunuz, hatırlar mısınız? Yaa!.. Böyle işte... Gelmiş bir adam, durup dururken, laf olsun diye, yok etmiş kuşcağızı... Tam küçük hikaye konusu... Gene de söylemek istediğim bu değildi. (Alnını uğuşturur.) Ne diyordum?.. Evet, sahneden bahsediyordum. Şimdi öyle değilim artık: gerçek bir artist oldum. Şevkle, coşkunlukla oynuyorum. Kendimden geçiyorum sahnede... Oyunumu, herşeyimi gerçekten güzel, gerçekten değerli görüyorum artık. Buraya geleli beri her yanı dolaşıyorum. Hem yürüyor, hem düşünüyorum; ruhumun günden güne nasıl kuvvetlendiğini duyuyorum. Siz bir şey söyleyeyim mi Kostya, bizim işlerde, sahne olsun, yazı olsun, ün, yaldız, kurduğumuz hayaller değil, sabırlı olmak önemli; buna iyice inandım. Kaderine katlan, inancını yitirme... Şimdi acı duymuyorum artık, ödevimi düşündükçe hayattan korkmuyorum.
--spoiler--
Bırak uyusun şu deniz kanatlarının altında
Gel gezmelere gidelim biz bulutların asfaltında
Hiç yaşamamışız gibi olacak sonunda
Ben kendi yoluma gideceğim, güneş kendi yoluna
--spoiler--
öyle oldu -Hiç yaşamamışız gibi-.
iki kanadının ucunu her çırpışta denize daldırıp çıkarmak bir marifet sanırım bir martı için.. zira, bir sürüde hemen her martı denize sıfır uçarken, daha doğrusu süzülürken deniz üzerinde, arada marjinal olabilenler kanatlarının ikisini de tarif ettiğim gibi denize temas ettirmekteydi.. garip belki, ama bir vapur seyahatinden gözüme çarpandı işte..