bugün ölü martı gördüm kadıköy de. afakanlar bastı beni. nerdeyse denize atlayacaktım. kötü şans... kötü şans... kesin çiftlikte bir şeyler olacak. ne çiftliği, oğlum? o zaman evde bir şeyler olacak. yarrayering!
medvedenko: Neden hep karalar giyersiniz siz?
homeros perros: ben metalciyim. siyah giyeriz biz.
medvedenko:Neden ama? (Düşünceli) Aklım ermiyor. Sağlığınız yerinde. Babanız zengin değil ama,durumu hiç de kötü sayılmaz. Bir de beni düşünün. Ayda topu topu yirmi üç ruble geçiyor elime,emeklilik kesintisi de caba,ama yine de yas tuttuğum yok.
(Otururlar.)
homeros perros: 23 ruble bu devirde iyi para medvenko hanım. ayrıca, lütfen birbirimizi kandırmayalım. petersburg daki dairelerinizden gelen kiraları bilmediği mi sanıyorsunuz? peh! bırakın bu işleri. daire başı 10 ruble alsanız, yapar sana 50 ruble. oh miss! oturduğun yerden kaymak gibi ruble.
ilginç bir kuş. yaşadığım çevredeki en büyük su birikintisi bir dere ve büyük süs havuzu. ama bugün sürekli martılar dolaşıyor şehrin üzerinde. ne işi var lan martının burada?
anton çehov'un tiyatro oyunu. simgelerin havada kol gezdiği, zenginlik ve zengin olma düşlerinin insanı hangi doğrultuda hareket ettirebileceği, tam da bu zamanda aşk kavramının nereye yerleşeceğini konu ediniyor.
sanıldığı kadar masum olmayan deniz kuşudur. zülfü livaneli'nin son ada adlı kitabında çok güzel anlatılır; martıların rahatsız edilmeyi sevmeyişi ve onları rahatsız edenlere karşı yapabilecekleri.
"nina! size lanetler yağdırdım, nefret ettim sizden. mektuplarınızı ve fotoğraflarınızı yırtıp attım. ama bütün bunları yaparken bile ruhumun sonsuz olarak size bağlandığını biliyordum. sizi daima seveceğim nina! sizi kaybettiğim günden beri hayat benim için çekilmez oldu. ıstırap içindeyim. sanki doksan yıldır yaşıyormuş gibi hissediyorum kendimi. doksan sene yaşayıp sizi sevmemişim gibi... size sesleniyor, bastığınız toprağı öpüyorum. nereye baksam yüzünüzü, hayatımın en güzel yıllarını aydınlatan gülüşünüzü görüyorum."
olm bunlar acayip cani hayvanlar.
bu sabah, karşı apartmanın çatısında bi tane kuşu hunharca, bağırsaklarını çıkara çıkara yediler.
abi, vapurda feribotta ben bunlara simit atardım lan beslerdim yazık ya diyerek ama yok hocam şehir yamyamları resmen bunlar.
gördüğünüz ilk anda ezin kafalarını.
istanbul da ikamet edenlerinin neredeyse konuşmayı söktüğü eğlenceli hayvanlar. gece yarısı karşı balkondan kahkahaya benzer sesler gelmekteyse dikkatinizi toplayıp odaklanınız. büyük ihtimal insandan değil balkon demirlerinde muhabbete oturmuş olan martılardır sesin kaynağı.
lokum kıvamında bir ezginin günlüğü şaheseri.
eğer aşıksanız, on kata kadar daha fazla aşık olduğunuzu hissediyorsunuz.
aşık değilseniz, aşık insanları kıskanıp, şarkıyı içinizden biraz da hüzünlenerek mırıldanıyorsunuz.
bünyenize her türlü alıyorsunuz yani şarkıyı, enfes.
Gece gündüz bana birdir ah güzelim
Çünkü gözlerim hep kördür
Kanatsiz kus olmak zordur ah güzelim
Denize varmayan irmak
Gör beni, gör beni, gör, gel gözüm ol gör beni
Sar beni, sar beni, sar, gökyüzüm ol
Uç beni, uç beni, uç, yavru kus ol uç beni
Geç beni, geç beni, geç, kanadim ol
Birak uyusun su deniz kanatlarinin altinda
Gel gezmelere gidelim biz bulutlarin asfaltinda
Hiç yasamamisiz gibi olacak sonunda
Ben kendi yoluma gidecegim, günes kendi yoluna
Takildim gittim pesinden ah güzelim
Bir gemiydi benim sevdigim
Yelkeninde bir beyaz gül ah güzelim
Dumaninda sevda sözleri