kariyeri 1999 fransa açıkroland garros finalinden sonra düşüşe geçen tenisçi.finalde steffi graf'a karşı setlerde 2-0 öndeyken maçı kazanmak için attığı servisin kırılmasıyla birlikte seti 7-5 kaybederek setin önce 2-1 sonra da 2-2'ye gelmesinin akabinde takındığı sevimsiz tavırlar, attığı underarm usulü servis, fransız seyircilerin tepkisini çekmiş ve maçı 3-2 kaybetmiştir. maç sonunda kortu kaçarcasına terkeden hingis daha sonra hüngür hüngür ağlayarak annesinin desteğiyle korta geri dönmüştür. o maçta topun düştüğü yer ile ilgili olarak steffi graf'ın sahasına izinsiz girmesi, sinirden raketini parçalaması ise akıllara kazınan ve tenis tarihine geçen enstantenelerdir. Kariyerinde kazanamadığı tek Grand Slam turnuvası Fransa Açıktır. maç sonunda ikincilik ödülünü alırken yaptığı konuşma hala hafızalardadır.
"Belki gelecek yıl kazanabilirim, hatta belki seyirci de o zaman benim tarafımda olur"
bayanlar tenisinin aşırı güce dayalı olmayıp teknikle herşeyin yapılabileceğini ispatlamış, ispatlamaya devam eden ve edecek olan, hayranı olduğum slovak asıllı isviçreli tenisçi.
ortaokuldaki kız arkadaşımın hayran olduğu, yanılmıyorsam isviçreli olan güzel tenisçi. Eski wta 1.si bu kadındı. (bkz: Lindsay Davenport)la rekabet içindelerdi o zaman
tenise 3 yaşında annesinin hediye ettiği raketle başlamıştır. herhalde bizde 3 yaşında raket hediye edilen bir çocuk bu raketi dişlerini kaşımak için kullanır ancak. steffi graf'la papaz olduğu zamana kadar genelde sevimli bulunan hanım kız 1999'un o sıcak haziran günündeki fransa açık finalinden sonra sevimsizleşmiştir.uzun süreli bir sakatlıktan dönmesi hasebiyle kendisine olan husumetimiz azalmış ve steffi graf hayranları olarak kendisini affetmişizdir.
iyi ki tenise geri dönmüş sporcudur. klasın, tekniğin yerini gücün aldığı son dönem bayanlar tenisinde "eskilerden kim kaldı" dedirtmektedir. kısacası efsanedir, çölde bir hava gibidir, tüm coğrafyanın gördüğü en iyi tenisçilerdendir.
kortlara döndükten sonraki ilk grand slami australian openda çeyrek finalde yenildi hadi dedik sakatlıktır yeni dönüştür. şimdi de roland garros da aynı şey oldu. oluyor mu martina ya hem de kim clijsters gibi bir gıcığa yenil. 20 gün sonra wimbledon başlıyor bak takipteyiz.
roland garros 2006 ya gelmeden önce 21 mayıs 2006 da roma wta touru kazanarak hem sakatlıktan çıkıp kortlara döndükten sonra ilk turnuvasını kazanmış oldu hem de grand slame hazırlıklı geldiğini gösterdi. umarız en azından bir yarı final görürüz roland garros 2006 da kendisinden.
bir sapığı vardı bunun.mahkema kararıyla bilmem kaç metre yaklaşması yasaklanmiştı.fransa'da steffi graf ile yaptığı final maçında steffi graf'ın sahasına girip ''içerde'' diye göstermesinden dolayı yuhalanmıştır.
güce dayalı bir oyunu yoktur. öyle ardı ardına aceler atan bir oyuncu değildir ama bu durum bile onun bir sürü şampiyona kazanmasını önlememiştir. yani neymiş güç her şey demek değilmiş, teknik gerekirmiş teknik. martina hingisde bundan fazlaca bulunuyordu.
aynı zamanda koçu olan annesinin hırsından kaynaklı adı martina navratilovadan gelmektedir ve annesi 5 yaşında eline raketi tutuşturmuştur. ha nedir peki benim de favorim olan bu başarılı sporcunun problemi; sinirini stresini kontrol edememesidir. zaten başına ne geldiyse bundan gelmedi mi? roland garros finali hala akıllarda. ama kısa süreli sayılabilecek bir kariyerde bile arkasında çok şey bıraktı. kim ne derse desin yıllar sonra hatırlanacak isimlerden o.
müthiş bir tekniği, kortun her noktasına her gelen topu gönderebilme ve rakibinin zayıf yönlerini rahatlıkla algılayıp ona göre oynayabilme yeteneği olan, tek eksiği kuvveti ve yumuşak backhandi olan tenisçi. özellikle aşırtma topları (lob shot) ve file önü kesme topları çok etkilidir.
1998 yılında ilk kez gördüğüm platonik aşkım. o kadar aşıktım ki sırf onun için tenis kursuna gittim. hani ben de tenisci olup onunla aynı turnuvada oynayacaktık. (bkz: oldu siz kapatın biz sizi aricaz)