gözlerim boş bakıyor
ufukta birşeye
mutluluk veda ediyor
ılık nefesiyle
bu sabah sanki bütün cevaplar
kanatlaşmış
bir bulut saklı
sanki akacak yaşları
uykusuz gözlerinde
bir vapur kalkışı
bir başka firar
verdiğim sözlerimden
martılar çığlık çığlığa
diyorki dön sarıl ona
çok geç olmadan dön
bu yollardan
kır artık zincirini
bu kalp aşksız kir pas tutar
çok geç olmadan dön
bu yollardan
bir yanım anlamsız ve tutarsız bir telaşta
bir yanım küllenmiş
zoraki sevdadan
bir bulut saklı
sanki akacak yaşları
uykusuz gözlerinde
bir vapur kalkışı
bir başka zoraki firar
verdiğim sözlerimden
martılar çığlık çığlığa
diyorki dön sarıl ona
çok geç olmadan dön
bu yollardan
kır artık zincirini
bu kalp aşksız kir pas tutar
çok geç olmadan dön
bu yollardan
bir yanım anlamsız ve tutarsız bir telaşta
bir yanım küllenmiş
zoraki sevdadan
bir bulut saklı
sanki akacak yaşları
uykusuz gözlerinde
bir vapur kalkışı
bir başka firar
verdiğim sözlerimden.
harika ama harika ötesi bir teoman şarkısıdır. hele ki o keman sesi ve arkadan gelen martı sesleri olan kısım var ya ölüyorum oraya. teoman a olan hayranlığım yüzünden mi böleyim bilmiyorum ama bu adamın her şarkısı çok iyi oluyor cidden. martılar da onlardan biri ve biraz daha fazlası sanırım benim için. *
--spoiler--
ne dediysem bir bir hepsi çıktılar
üzerimden güldü geçti martılar
bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
soğudum, soğudum, soğudum, ısıttı şarkılar
oldum olası sevmez kalbim matemi
hiç gerek yok suç sende mi, bende mi
bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
sevmenin adaleti yokmuş anladım
gelme istemezsen
yorgun düştüm, yüreğim sana kırgın
inandır, bu son olmayacaksa
gelme istemem.
--spoiler--
Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış.
Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve
tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış.
Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları
ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır,
ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış.
Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü
delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze
gelmişler... O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aşkla tutulmuş.
Prensesin derin bakışlarının da boş olmadığını düşünmüş ve günlerce
uyuyamamış. Fakir delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi
bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de
onu tutulmuş onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış.
Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın
bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler.
Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda
saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılan delikanli ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duydugu aşkını anlatmış.
Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına
dayanamayarak delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş.
Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş...
Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı
prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış...
Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış
ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar... Zamanla
prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar
aracılığı ile iki gencin arasındaki aşk iyice büyümüş. Ta ki... Bir sabah
sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine
ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii
korkulduğu gibi olmamış... Martıların bile aracı olduğu iki gencin
arasındaki büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve
ağlayarak kızına sarılan kral, hemen bir gemi göndertip fakir
delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.
Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup
yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen
martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş.
Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için
yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı
arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek
için gagasını açtığında mektubu düşürmüş. Tüm martılar hep birlikte
mektubu aramaya başlamışlar. Fakat bir türlü bulamamışlar...
Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu
mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış... Biraz
ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış...
Prensesin kendisini artık unuttuğunu, istemediğini, martıların da onun için
yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini
fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan habersiz kralın
gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni ile karşılaşmışlar...
işte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup,
o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi
düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar.
teoman'i uzun suredir takip etmiyorum, eskiden hastasiydim o ayri. yeni album yaptigini bile bilmiyordum bu parcayi ilk dinledigimde, "hangi sarkisi bu yahu?" diye sordum, "yeni albumden" dediler, "haa" dedim. "bulur dinleriz" falan. neyse, o geceden sonra unutuldu elbette her zaman oldugu gibi.
bir zaman sonra, bir yerde yine kendisini hatirlatti bana, o nasıl bir "yooollaarrdaaann" deyistir diyorum durmadan, muzik de pek yakismis havasina, ruh halini degistiriyor insanin. bu kez dedim unutmayayim bari, teoman, aklimda.
sonra yine unutmusum tabii. biraz evvel geldi aklima, alakasiz anlarda alakasiz seylerle zihnimi mesgul etmeye bayilirim. actim dinledim, soyledigim gibi pek hos pek anlamli. albumun geri kalanini da dinlerim bir ara, teoman, aklimda.