teniste bize ilkleri yaşatan, helal olsun dediğimiz tenisçi.
türk değilmiş, bilmem neymiş. sanki bu ülke türk olanlardan çok medet görmüştür. ne fark eder özbek olması. yani özbekler türk değil midir? olmasa ne yazar. adam çıkmış aslanlar gibi oynamış, bir türkün de bu sporu yapabilecğeini dünyaya kanıtlamış, biz hala b.k atmakla meşgulüz. lütfen alkışlayalım ve başarılarının devamını dileyelim.
2-0 geriye düşmesinden sonra maçını izlemeyi bıraktığım maçı 3-2 kazandığını öğrenince hayli utandığım birçoğumuza tenisin güzelliğini bi kez daha anlatan türk olabilmiş türk sporcu.. tebrik ediyouz başarılarının devamını diliyoruz..
Winbledon'da ana tabloya kalarak bir ilki gerçekleştirmiş türk tenisçisidir. 2. Turda wimbledon'un 31, dünyanın 38 numaralı tenisçisi Rumen Victor hanescu ile servisleri saymazsak birebir oyun çıkarmıştır hatta line cross (ralli) lerde üstünlük bile sağlamasına rağmen servis oyunları'nda hanescunun üstün performansı ile 2-1 yenilerek wimbledon'a veda etmiştir. Seneye 3. Tur'u bekliyoruz kendisinden. Amerika açıkta da bol şans diliyoruz.
wimbledon 2010'da ikinci turda elenmiştir.
canı saolsun, büyük bi keyif yaşattı bizlere.
gelelim sadede. yani marsel'in yeteneklerine ve ileride grand slamlerde en azından bi çeyrek final görüp göremeyeceğine.
marsel bi kere sert kort oyuncusu. bu sebeple toprakta işi zor. sonra deneyim ve istikrar sorunu var ki bunlar zamanla olacak. ama biraz zor gibi.
büyük oyuncular küçük yaşlarda grand slam kazanabiliyor. wimbledon'u boris becker 17 yaşında, martina hingis 16 yaşında kazanarak tarihe geçtiler. ama buradaki aslolan durum bu ve diğer oyuncular bu büyük turnuvaların junior bazında da düzenlenen şampiyonluklarında oynadıkları ve kazandıkları. 9-10 yaşlarında bu turnuvada boy gösteriyor bu çocuklar. bunun ardında 14-15 yaşında profesyonel olup atp-wta turnuvalarına katılıyorlar. her şey çoook önceden başlıyor yani, organizasyon ile. marsel bu açıdan dezavantajlı. o 22-23'lü yaşlarında grand slamlerde boy göstermeye başladı ki bu handikap. şimdi de o bunu yaşamakta. yani durum "sen giderken biz dönüyorduk" durumu.
fakat yine ben umutluyum. bu iyi bir başlangıç, hem marsel hem türk tenisi için.
şimdilik türk tenisi demek bile umut verici.
wimbledon'da ikinci turda elendikten sonra, Braunschweig Challenger'da mücadele ediyor. 9 numaralı seri başı olarak yer aldığı ana tabloda, arjantinli gaston gaudio ile oynadığı ilk tur maçını 6-4 ve 6-3 lük setlerle kazanarak ikinci tura yükseldi. 01 temmuz 2010 da oynayacağı ikinci turdaki rakibi fransız raket oliver patience. kolayca geçebileceği bir rakip. yarı finale kadar yolu açık görünüyor. takipçiniz...
edit: 7-6 ve 6-2 yenildi marsel. toprak kortta beklentimiz düşük olacak bundan böyle kendisinden. yine de sağlık olsun...
bundan böyle ön eleme oynamayacak ve ana tablo maçlarına daha dinç bir şekilde çıkabilecek. kura şansı da yaver giderse daha önce ikinci tura çıktığı us open da daha yukarılara çıkabilir. hızlı zeminlerde başarı oranı artan marsel için en hızlı kortların olduğu us open ciddi bir sıçrama yapabilmek için önemli bir turnuva olacak.
1 numaralı seribaşı olarak katıldığı us open elemelerinin ilk maçında yenilerek maalesef ana tabloya katılamamıştır. wimbledon da 2. tur gördükten sonra böyle olmamalıydı, sanırım istikrar mevzusu türk sporunun kronik bir sorunu.
banja luka challenger 2010'da şampiyon olup 102. sıraya yükselen ve önümüzdeki hafta izmir'de izmir cup'ta boy gösterecek olan tenisçimiz. o zaman ne yapıyoruz, maçları kaçırmıyoruz.
gün itibariyle türk telekom izmir cup-atp'de final oynamayı garantilemiş, başarılarına bir yenisini daha eklemiş milli raket.
haydi şampiyonluk gelsin.
türk telekom izmir 2010 da finale kadar gelip hırvat rakibine yenilerek ikici olmuştur. ama bu alanda ülkemizin bi başarısı olmadığını bilmemiz bu sonuçla göğsüüzün kabarmasını hatta arş-ı alaya teğet geçmesine sebebiyet vermiştir.
bu gün açıklanan avustralya açık katılım listesine göre ilk kez erkeklerde eleme maçları oynamadan bir grand slam turnuvasında ana tabloda yer alacak olan tenisçimiz. geçen yıl elemelerden gelerek 2. tura kadar yükseldiğini, favori zemininin de sert kortlar olduğunu göz önüne alırsak, eh biraz da şansın yardımıyla daha ileriye gitmesi işten bile değil.
umarım o vakte kadar yeni yeni destekler ve çalışma fırsatları sağlanabilir de elindeki yetersiz imkanlarla gelebildiği şu noktanın bir teşekkürü olur..
küçük turnuvalarda boy gösterse daha iyi olur sanırım.büyük turnuvalar pek ona göre değil.ayrıca biz neden kendi bünyemizden tenisci yetiştirmiyoruzda geri kalmış ülkelerden oyuncu devşiriyoruz.diğer sporlar içinde geçerli bu olay.