(#8770369) nick altıma girdiği entry si ile beni güldürmüş harbiden fransız bir dallama.
ulan italyadan devşirme aldığı askere cumhuriyetini kurban verip, ölümsüz imparatorumuz diye tapan, sonrada ingilizlerle bir olup, fransızdan çok fransız olanı öldüren milletle karıştırdın herhalde bizi.
kaldı ki o adamda kaşınıza gözünüze sevdalanmış değildi. mısırda da peygamber olmaya kalkmıştı. bulmuş salak milleti çökmüş afedersin. kimden bahsettiğimi anladın umarım kapiş. o yüzden tarih boyunca yediğiniz ayarları tek tek yazdırma bana şimdi. 4. henry desem, bir kadının arkasına saklandınız desem. oda yetmezse kurtuluş savaşı ve gaziantep desem. yetmedi ikinci dünya savaşı ve manş hattınızı yaran hitlerin panzerleri desem, normandiyadan vatanını biçare bırakıp kaçan yüzbinlerce fransız askeri desem. oda yetmezse vietnamda katledilen lejyonunuzu hatırlatırım desem. oda yetmedi somalide kendi savaşmaya korktuğu için, millete satır dağıtıp, 1.500.000 milyon insanı çoluk çocuk demeden kestiren senin ordun desem. vallaha ben yoruldum sen utanmadın. yazıktır be kardeşim utan utan. kendi kralınızı giyotine yollayıp, oda yetmezmiş gibi kanına mendil banmış milletsiniz be kardeşim. ben sana neden güçlü olduğumuzu anlatmıyorum bak. ayarını anlatıyorum ki sana ayarının misli misli üstünde milletin ordusuna, şununa, bununa laf atarken haddini bilesin. ulan senin milletliğinin tarihi nedir ki türk adını ağzına alıyorsun. biz cihan imparatorluklarını yıkıp, yerine cihana nam salmış imparatorluklar kurarken, romalılar size barbar kavimler diye ayar veriyorlardı. sezarın galya seferlerine bir gözat istersen. millet olmaktan çok uzak barbar kabile hayatınızın ayak izlerini bulmuş olursun.
Arkadaş madem kendini 14.Louis ile özleştiriyorsun Fransız milliyetçisi de olmayacaksın. Zira Louis kendini halktan koparıp devlet benim diyen bir adamdır. Dönemin bütün sanatkarlarını da sadece kendisi için üretsinler diye sarayına kapatmıştır. Anladık Le Roi Soleil müzikalini izleyip Emmanuel Moire'ye hayran kalmışsın ama o müzikal sadece Louis'nin hayatının bir bölümünü anlatır. Öğren de gel kardeşim benim.
Moğol saldırıları sonucu, Kayı soyundan Kaya Alp'in oğlu Süleyman Şah, Horasan'dan 50.000 kişi ile Erzincan ve Ahlat yakınlarına 1224 yılında buraya gelerek yerleşmiştir.Yedi yıl sonra bu boy Fırat Nehri yatağını izleyerek Halep üzerinden Horasan'a dönmek istedi, ancak Caber Kalesi önlerinde Süleyman Şah atıyla birlikte suya düşerek öldü.Bu olay O'nun emrindeki ailelerin dağılmasına yol açtı, birtakımı Suriye'de kaldı, bazı aileler ise Anadolu içlerine ilerledi.
Süleyman Şah'ın dört oğlu vardı; Sungur Tekin, Gündoğdu, Dündar ve Ertuğrul.Bunlardan ilk ikisi Horasan'a döndü, diğer ikisi ise yanlarında yaklaşık 400 aile ile Erzurum civarına gitti ve Sürmeli Çukur Ovası'na yerleşti, bunlardan bir bölük ise Pasin Ovası'na yerleşti.
Dündar ve Ertuğrul emrindeki aileler ile Batı'ya ilerlerken iki ordunun savaşına rastladı.Bu iki ordudan güçsüz olarak gördüklerine yardım etmeye karar verdiler, bu karar onların ileriki yaşamlarını oldukça etkiledi, çünkü güçsüz olup onların yardımıyla savaşı kazanan taraf Anadolu Selçuklu ordusu, düşman ise bir Moğol ordusuydu.Ertuğrul bu yardımı sayesinde Selçuklu sultanı III. Alaeddin Keykubat ile tanıştı ve onu koruyucu olarak tanıyıp elini öptü.Sultan da ona hediye olarak Domaniç ve Ermeni dağlarını yaylak, Söğüt yakınlarındaki ovayı da kışlak olarak verdi.
Ertuğrul'un ailesi oraya vardığında Kütahya'nın kuzeyindeki Karacahisar mevkiinde Rumlar yaşıyordu.Ertuğrul bu Rumlar tarafından rahatsız edilince Alaaddin'den sefer için izin istedi ve sefer yapıp bölgeyi aldı.Zafer haberini Eskişehir'de alan III. Alaeddin Keykubat, Eskişehir'in adını "Sultanönü"'ye çevirdi ve Ertuğrul Gazi'ye verdi
Ertuğrul Gazi'nin ise üç oğlu vardı; Osman, Gündüzalp ve Savcı.Bunlardan en büyüğü olan Osman 1258 yılında doğdu.Bizans tekfurlarına karşı seferlerde bulundu ve bir savaşçı olarak nam saldı.
Kösedağ Savaşı'ndan sonra (1243) Anadolu, giderek artan ölçülerle Moğol egemenliğine girmeye başladı. 13. yüzyıl sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti tümüyle tarih sahnesinden silindi; Anadolu'nun doğu ve orta kesimleri doğrudan ilhanlı imparatorluğu'na bağlanırken, Anadolu Selçuklu Devleti'nin, uç beyi olarak Bizans sınırına yerleştirdikleri Türkmenler de yer yer, biçim bakımından ilhanlılar'a bağlı, ama gerçekte bağımsız beylikler kurmaya başladılar. 13. yüzyıl sonlarında, 14. yüzyıl başlarında Anadolu'nun batı kısımlarında pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü, Eskişehir - Sakarya - Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Bu küçük beylik, kısa sürede Anadolunun ucunda ve Balkanlar'da yayılacak, büyük bir dünya devleti olarak Türkiye ve Dünya tarihinde önemli bir yer edinecektir.
Osmanlı Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans imparatorluğu ile karadan sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Bu dönemde Bizans, iktisâdi bağımsızlığını tümüyle kaybetmiş, ülkede hemen tüm iktisâdi faaliyetler, italyan tüccar cumhuriyetleri Venedik ve Cenova'nın eline geçmişti.
Osmanlı Beyliği'nin doğduğu topraklar, Bizans imparatorluğu'nun Marmara bölgesi topraklarıyla komşuydu. Bu topraklarda Bizans'ın büyük kent ve kasabaları bulunuyordu. Bu durum, Bizans kent iktisâdıyla Türkmenler'in göçebe hayvancılık iktisâdı birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmasına neden oluyordu. Bölgede, Bizans kent iktisâdının ürünleriyle göçebe Türkmenlerin hayvancılık ürünlerinin pazarlandığı, değiş tokuş edildiği büyük pazarlar kuruluyor, bu pazarlar bölgeye, dolayısıyla Osmanlı Beyliği'ne büyük bir iktisâdi güç kazandırıyordu. Osmanlı Beyliği'nin ilk koyduğu vergilerden birinin Osman Bey zamanında "pazar rüsumu" olması, bu pazarların iktisâdi gücünü ve Osmanlı iktisâdına katkılarını gösteren bir kanıttır. Ayrıca, Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu topraklar, Bizans'ı Tebriz'e bağlayan ticâret yolu üzerinde bulunuyordu. Bu işlek ticâret yolunun Osmanlı Beyliği'nin topraklarından geçmesi, vegi, haraç ya da yağma biçiminde, beyliğe büyük zenginlikler kazandırıyordu.
Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu Eskişehir - Sakarya - Söğüt dolayları Anadolu'da biçim bakımından ilhanlılar'a bağlı olsa da, Moğol ilhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliği'nin toprakları, Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini yerine getiriyordu. Bu ise, başlangıçta toprakları küçük, nüfusu az, asker, yönetici ve bilim adamı olarak deneyimli kimselere gereksinim duyan Osmanlı Beyliği'nin insan yetisini güçlendiriyordu.
Osmanlı Beyliği'nin topraklarının karadan Bizans ile sınırdaş olması, beyliğe öteki Türkmen beyliklerinin sahip olmadığı bazı moral değerler de kazandırıyordu. Osmanlı Beyliği'nin karadan Bizans'la yaptığı savaşlar ona, Anadolu Türk - islâm kamuoyunda, islâm'ın dinsel görevlerinden biri olan gaza fârizasını yerine getiren bir beylik olarak saygınlık kazandırırken, bu fârizayı yerine getirmek isteyen gazileri ve yapılan savaşlardan ganimet elde etmek isteyen savaşçıları onun topraklarına çekiyordu.
Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu sıralarda, Bektaşilik ve Babailik gibi tarikatlar, bölgede etkili bulunuyordu. Bunun gibi dinsel kimliği olan Âhiler de, Osmanlı Beyliği kurulduğu sıralarda bölgede ve bölge insanları üzerinde etkili olan bir esnaf kuruluşuydu. Osmanlı Beyliği'nin kurucusu kabul edilen Osman Bey'in bölgenin nüfuzlu şeyhlerinden olan Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun ile evlenebilmek için ısrar etmesi, onun hem siyâsi ileri görüşlülüğünü, hem de Şey Edebâli'nin bölge insanları üzerindeki büyük nüfuzunu gösterir. Nitekim Osman Bey ile Bâlâ Hatun'un evlilikleri gerçekleştikten sonra Âhilerin önde gelenlerinden Şeyh Mahmut Gazi, Âhi Şemsettin ve oğlu Âhi Hasan ve Cendereli (Çandarlı) Kara Halil, Osmanlı Beyliği'nin hizmetine girmişler ve bu beyliğin kuruluşunda, büyümesinde ve örgütlenmesinde, en azından Osmanlı hanedânı mensupları kadar önemli roller oynamışlardır.
hayatında yaptığı en doğru şey bu adı almasıdır.nasıl biri olduğunu sadece entrylerine bakarak anlayabilrsiniz bir tane daha maldan bir adam yoktur böyle şeyler düşünen.
başlığım altına girdiği şu entry ile beni yarmıştır...
-şu an büyük ihtimalle, patatesi dudak şeklinde soyup french kiss öğrenmeye çalışan yazar.
ulan ne fantezi dünyası var sende. söylesene daha neler yaptın sen. patatesi nası düşündün be oğlum. ha bu arada gelirken tuvalet kağıdı da al fransız. s*
herkes seninle ilgileniyor şampiyon, fransızlar da dünyadaki en nadide insanlar, mükemmeller. ve hepimiz fransız olamadığımız için kendimizden nefret ediyoruz. sen yeter ki daha fazla fransa, fransız, kız, jartiyer ve hatta mavi, kırmızı ya da beyaz deme.
hakkında değişik düşüncelerim olan yazar. (#8771025) şu yorumuda buna etken olmuştur. trol olmaktan farklı bi amaca hizmet etmekte,taşak geçmelerini saymaz isek.
popüler olmanın kolay yolunu seçenlere tipik bir örnek oluşturan yazar. nedir bu kolay yol? kısaca insanların ilgisini çekecek kadar kötü, kalitesiz ve aykırı veri ortaya koymaktır. sözlükte birsürü klavyesi kuvvetli hakkaten yazan yazar var. peki kaç tanesini tanıyoruz? 'Pek iyi pek güzel' butonuna basıp, 'hakkaten iyi yazmış adam' deyip geçiyoruz. fakat diğer taraftan hangimiz tanımıyor maldanadam'ı? sonuçta adam maldan da olsa amacına ulaşmış, bizlere alkışlamak düşer.
kanımca fransız köylüsü hala frang kullanıyomuş belkide antikacı bu da olabilir bişi ne de olsa antika bi adam. sözlüğüde baya geriden takip eder kendisi. e nede olsa diyarbakırda bile net daha hızlı paristen.