malajor

    4.
  1. gece gece, valizinden çıkardığı tshirt ünü derin derin soluyarak, en pahalı parfümün bile anne eli değmiş elbise kadar güzel kokmayacağını tekrar idrak etmiş insandır.
    9 ...
  2. 9.
  3. Doğduğunda, bir kangren soğuğunun hazanına, Kanla terbiye edilmiş, koca kafası ve iri bedeniyle örtülere sarıp sarmalanan, ilk nefesini bozkırın merhametsiz bilgeliğinden alan, dimağı gelişmeye fırsat bulamamış genç ölülerin ve gelişmeye hiçbir zaman fırsat bulamayacak yaşı geçkin soluk alıp veren ölülerin arasından sıyrılıp da, masum bir gelin duvağının altında savunmasız uykulara dalan, sevginin dolayımlandığı, öfkenin doğrudanlaştırıldığı bir kültürden nasiplenerek büyümek, ne denli yekpare kılabilirse bir ruhu; ben de o denli yekpareyim işte...

    Ne çok acı var diyen zarafetin, masif kıvamındaki karşılığıyım ben...
    En az toprağın kadar acımasız,
    En az toprağın kadar kavruğum.

    Paramparçayım!
    Anlıyorsun değil mi?

    Acılarımdan bir doğru oluşturamazsın...
    Tebessümlerin aynı doğrultuda ilerlediği güvenilir tekdüzelikler, seyirlik bir oyun gibi,
    Boğulduğum suların sürekli değişen tadına anlam veremeyişlerim bundandır, belli…

    --spoiler--
    Durmadan bölünüyorum
    Katmerli hüznün zerresine
    --spoiler--

    Öylesine çok ki parçam, daha silueti gözbebeklerine düşmemiş bir yığın güzellik ve acı varken şu ruy-i zeminde, gözlerini toprak altındaki hülyalara kapatmayı seçtiğin gündeki parçalarımla, elimi göğsüme bastırmak zorunda kaldığım gecelerin bozkır ıslıklı seslerinde kaybettiğim parçalarımı bir araya getirmeye çalışsam, Korkarım ki, hançeremden meczup bir sada yükselecek yattığın mezarın kül rengi coğrafyasına!

    --spoiler--
    Ayrılıyorum,
    Yollar gibi...
    --spoiler--

    Ve şimdi, bozkır yanığı ellerimi bir tarafa bırak.
    Kız saçı dedikleri tütünün sarımtırak bir buhranla parmaklarımıza sindiği o kadim şehrin izbe hikâyeler türeten gecelerini anlatmalıyım sana…
    Dideban tepesinin böğrünü ak bir hançerle ortadan ikiye bölen kuzey soğuklarına baktığım gün ve gecelerde, bizi biz yapan bitimsiz ayrılığın varlığına rağmen kurduğum tümleşik hayallerin safiyetini dinle...

    Belki bir kurt uluması değil, lakin bir tilki sinsiliğine yatmış yosun renkli cemiyetlerin ihanet çemberini yırtıp da saf rüyasına daldığım satırlardan müteşekkil resimlerin sana ne denli benzediğini, bol yıldızlı gecede gözlerini, akan suyun sesinde kırılgan mırıltını seyreyleyip de gizliden gizliye sigara içtiğim boynuz şehrinin saklı heybetini dinle…

    Dağların döşünde kaynayan uysal bir pınarın, beyaza kesen dehşetengiz öfkesini diz üstü çökerek dinlediğim saatlerde, beni durmadan sana götüren o yağız atın suya öykünerek doludizgin bir serkeşlik tutturduğunu, göğsüme çöken sancıdan anlayıp da ölüm şarkısını terennüm ettiğim sarhoşluk hallerimi dinle...

    Ah şu mezar taşları…
    Geçip gidiversemler eşliğindeki göz teması dilemmalarında kalakalmalara yenik düşmenin ne denli ağır bir irin olduğunu bilsen keşke…
    Bilsen keşke de, gözleri meçhul, elleri meçhul, hikâyesi ve eceli meçhul bir çocuk mezarı başında cerehat acısı çekerek yakarmanın nasıl bir tutunamamışlık olduğunu anlatabilsem sana…

    Gözlerinden, o koca gözlerinden doyasıya öpebilsem…

    --spoiler--
    Varlığım,
    Yokluğun,
    Yani Bir efsun şalına bürünmüş kül rengi hakikatimiz,
    Paramparçadır...
    --spoiler--
    3 ...
  4. 6.
  5. sözlük ortalamasının çok üstünde bir yazar. aynı görüslere falan sahip olmasak da sözlük ortalamasının çok üsütünde oldugu belli .
    3 ...
  6. 10.
  7. --spoiler--
    Yaşadığı zamana kendini ait hissetmeyen, bir anlamda muhafazakar, eğitimli, şiire, müziğe, felsefeye ilgi duyan hatta basit bir ilginin ötesinde bunlara saplanıp kalan, entelektüel ama burjuvazi karşıtı bir adamın hikayesidir Bozkırkurdu. Hayatı boyunca özgürlüğe ulaşmak için çabalamış ve sonunda ulaşmış ancak yine de mutlu olamamıştır. insani yönleriyle, yaşamdan keyif aldığı sınırlı anlarla insanlığını duyumsayan ancak bu anların dışında kalan tüm zamanlarda uzun süre belirli bir yerde kalmaksızın oradan oraya sürüklenip giden ve içerisinde yaşadığı dünyaya, topluma, çağın gereklerine ve toplumsal değişime yabancı kalan bir bozkırkurdu olarak niteler kendisini. Tıpkı bir bozkırkurdu gibi ait olduğu yerden yabancısı olduğu bir dünyanın içine düşmüş ve o dünyanın bir parçası olamamanın acısını yaşamaktadır.
    --spoiler--

    malajor, kendisine ait olmadığı halde adeta kendisini betimleyen bu cümleler karşısında ayağa kalkıp düğmelerini iliklemektedir.
    ve bu sözlükte kıymet verdiği bütün değerli yazar arkadaşlarına selamlarını sunup müsaadesini istemektedir.

    kendince bir kitap olan bu profil, yukarıya aktarılan başka bir yazarın sözleri ile ve aniden sonlandırılmıştır.
    yaşam ve ölüm gibi...

    hayatını, hayallerinin kötü bir kopyası olarak nitelendiren biri olarak, kendi ruhumdan tortular damıtmaya çalıştığım bu profilimin, pek de ustalık eseri olmadığını ve bu durumu da tıpkı hayatımın kör topal seyr i sülüğü gibi hoş gördüğümü ifade etmek istiyorum.
    lütfen siz de mazur görünüz.

    bozkırkurdu olmanın en başat karakteristiği olan firara burada da iştirak edip, dünyaya sığmayan yumruk büyüklüğündeki gönlümün ardı sıra yol alıyorum...
    meçhule...

    zaten bozkırkurdunun imtihanıdır aramak...
    kaybettiğini bulmaya mahkum olmak...

    dolayısıyla bir ayağımın içeride, bir ayağımın da dışarıda olduğu bu dilemmayı da, kapıyı çarpıp çıkarak sonlandırıyorum.
    kaybettiğim şeyin ne olduğunu anlamak ve onu bulmak zorundayım, beni bekleyen ölümün kapısına varmazdan evvel...

    umut mu, umut her zaman vardır.
    kendim için adalet, sizin için de adil bir dünya istiyorum.

    elveda...
    4 ...
  8. 12.
  9. 10. nesil silik, neden silik yediği de meçhul.
    2 ...
  10. 7.
  11. insaniyet sınavından geçmiş, madalyası takdim edilmiş yazardır.
    2 ...
  12. 8.
  13. 2.
  14. kürtçe, üstteki ev veya yukarıdaki ev olarak tanımlanır, hoş gelmiştir.
    1 ...
  15. 11.
  16. 2 3 4.tel 2.perdeleri kapatirsan elde edersin muck.
    0 ...
  17. 5.
  18. --spoiler--
    sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
    kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
    dilimizde akşamdan kalma bir küfür
    salonlar piyasalar sanat sevicileri
    derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
    yakanda bir amonyak çiçeği
    yalnızlığım benim sidikli kontesim
    ne kadar rezil olursak o kadar iyi

    kumkapı meyhanelerine dadandık
    önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
    ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
    sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
    öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
    çöpcülerin elleriyle okşardım seni
    yalnızlığım benim süpürge saçlım
    ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
    --spoiler--

    işte, yazarın hissiyatını tanımlayan tılsımlı dizeler.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük