--spoiler--
Orta Avrupa bölgesinin merkez ülkesi olan Macaristan, bir Türk boyu olan Macarların bin iki yüz yıl önce Volga kıyılarından kalkıp göç ederek, Tuna kıyılarında yerleşerek kurdukları bir devlettir. Milattan Önce (M.Ö.) V. yüz yıllarda, Asyadan gelen Turan kökenli kavimlerin, Tuna kıyılarına yerleşmesiyle bu bölgede yeni bir yapılanma başlamış, önce Hunlar daha sonra da Avarların orta Avrupa bölgelerini ele geçirmeleriyle Tuna kıyılarında Türkleşme başlamıştır. Peçenekler ve Kumanların göçlerini, sekizinci yüzyıl da Hazarın kuzeyinden Macarların göçleri izlemiş ve Milattan Sonra (M.S.) 900 yılında Avrupa kıtasının ortasında büyük çoğunluğu Türk kökeninden oluşan Macar Krallığı kurulmuştur. Macarları, Volga kıyılarından Tuna kıyılarına getiren Arpadın soyundan gelen Geza Krallığını, orta Avrupa da yaşayan bütün Türk kavimlerine kabul ettirerek, Macar Devletinin ilk kurucu kralı olarak resmen başa geçirmiştir. Kutsal Roma-Germen imparatorluğunun çöküşünden sonra, otorite boşluğu yaşayan Orta Avrupa'da, Kral Geza'nın oğlu istvan devletin sınırlarını genişleterek M.S. 1000 yılında Macar imparatorluğunu ilan etmiştir.
Dünyanın en küçük kıtası olan Avrupa'nın orta bölgeleri, kenar bölgelerindeki gelişmelerden daha çok etkilendiği için, Macaristan bir orta Avrupa devleti olarak tarihin her aşamasında önemli siyasal gelişmelere sahne olmuştur. Avrupa kıtası üzerindeki yeni devlet oluşumları öncelikle merkezi bölgeleri etkilediği için, Macarlar sürekli olarak, başka devletlerin hegemonya ve emperyalizm arayışlarının tehdidi altında kalmışlardır. Bizanslılar tarafından, Türklerin kralı olarak ilan edilen Macaristan Devletinin kurucu kralı Geza ve oğlu istvan zamanlarında Macar Krallığı; Adriyatikten, Tuna boylarına kadar uzanan doğu Avrupa ülkelerini bir anlamda Balkanları sınırları içerisine almıştır. Macar Krallığı, Avrupanın ortalarından doğu bölgelerine kadar uzanan önemli bir devlet olarak, 1200lü yıllarda en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans imparatorluğu gerilerken, Bizansın Balkan bölgeleri Macarların kontrolü altına geçmiştir. Osmanlıların, Balkanlara yerleşmelerinden önce, Doğu Avrupa üç yüzyıla yakın bir zaman Macar Devletinin denetimi altında kalmıştır. Bir islam devleti olarak Osmanlılar, Balkanlara girdiğinde Vatikan'ın yönlendirmesi altındaki Hıristiyan Macar Devleti, Balkanlarda Müslümanların yerleşimlerini sağlayarak, bu bölgede yeni bir dinler ve devletlerarası denge oluşmuştur. Daha sonraki aşamada XIII.yüzyıl sonrasında Türk asıllı Hıristiyan Macarlar ile Türk asıllı Müslüman Osmanlılar, Balkanlarda karşı karşıya gelmişlerdir.
Macar Krallığı, Osmanlı Türklerinin Balkanlarda Bosna, Arnavutluk ve Kosova gibi Müslüman bölgeler üzerinden etkinliğini artırması üzerine, geri çekilmek zorunda kalmış ve bu aşamadan sonra daha çok Hıristiyan Avrupa'nın sorunları ile uğraşmak zorunda kalmıştır. XV. Yüzyıldan itibaren, Avrupa'da Rönesans ve Reform hareketleri devreye girmesi, en çok Macaristan'ı etkilemiştir. Katolik Vatikan'ın baskılarıyla yönetilen bu devlet, zaman içerisinde yeni bir Protestanlık doğuşunu kendi içinde yaşamıştır. Luther ve Calven Vatikan ile uğraşırken, Protestanlık bütün Avrupa'ya yayılmış ve Macaristan'da da Katolik yönetim Protestanları ezerken, Osmanlı imparatorluğu 1526 yılında Macaristana girmiş ve Türk asıllı devlet üzerinde, Müslüman Türk yönetimini kurmuştur. Böylece; Macar Krallığına da son verilmiş ise de bir yandan da Macarları da Katolik Vatikan baskısından kurtarılmıştır.
29 Ağustos 1526'da Mohaç Meydan Savaşını kazanan Kanuni Sultan Süleyman, Budin Kalesini ele geçirerek, bağımsız Macar Krallığını Osmanlının eyaletine dönüştürmüş ve Avusturyaya yönelmiştir. iki kez Viyana kuşatmasına rağmen Viyana Osmanlılar tarafından alınamamıştır. Macaristan'daki Osmanlı egemenliği, bu ülkenin kontrolü altındaki Balkan ülkelerinin Macar yönetiminden Osmanlı yönetimine geçişini sağlamış ayrıca Katolik Vatikan baskılarını önlediği için de bu ülkede yayılmasının önünü açmıştır. Viyanayı kuşatmasıyla, Orta Avrupa'da Müslüman Osmanlı baskısı, Katolik Vatikan'ın hegemonyasını sona erdirmiş ise de, Osmanlıların oluşturdukları karşı denge ortamında, Protestanlık Avrupa kıtasında yayılmıştır.
Osmanlı imparatorluğunun, Orta Avrupa'da hakimiyeti bütünüyle Vatikan'ın kontrolü altında bir Hıristiyan Katolik Avrupa yapılanmasını önlerken, Vatikan'da Osmanlı Devletini, doğu bölgelerinde köşeye sıkıştırmış ve gelecekte islam dünyasını bölmek üzere iran ve Kafkasya bölgesi üzerinden, Şii yayılmasını desteklemiştir. Avrupa kıtası Protestanlığın örgütlenmesiyle ikiye bölünürken, Osmanlı Devleti ile doğu bölgesindeki komşusu olan iranın ve gelecekte bir araya gelmemesi için bir yeni oluşum olarak Şiilik desteklenmiştir. iran ve Osmanlı Devletlerinin, Türk ve Müslüman asıllı olmaları, bu iki devletin bir araya gelerek, çok daha büyük merkezi bir Türk islam imparatorluğu oluşturma şansı var iken, araya giren Vatikan, iki büyük Türk ve Müslüman devletin birleşmelerini Şiiliğin yayılmasını destekleyerek önlemiştir. Üstelik Osmanlı Devleti, doğu bölgelerinde sürekli savaş ve savaşmaya hazır güç bulundurmak zorunda bırakılarak, gücü bölündüğü için Avrupada ilerlemesi önlenmiş ve zamanla çekilmek zorunda bırakılmıştır. O dönemin Osmanlı ve iranın temsil etitği islam dünyası Şii ve Sünni olarak bölününce, orta Avrupa'daki Türk hegemonyası zamanla kendiliğinden sona ermiş ve Osmanlılar ikinci kez kuşattıkları Viyana kentini ele geçiremeden geri dönmek durumunda kalmıştır. Osmanlı Devletinin gücünün en üst aşamasında kuşatılan Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasında Vatikan siyaseti etkili olmuş, Osmanlı imparatorluğunun da gerileme süreci başlatılmıştır.
Avrupa kıtasında Protestanlığın başlaması ile birlikte, Hırıistiyan inançlı Türk devleti Macaristan, Osmanlı Türk Devleti ile karşı karşıya kalmıştır. Aynı süreçte, islam dünyası Şiiliğin çıkışı ile ikiye bölünerek, Osmanlı Türk Devletini, Avusturya ve Macaristan'dan geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Hazar'ın kuzeyinden Avrupa'nın ortalarına giderek Macar krallığını kuran Türk boyları ile yine Hazar Devleti sonrasında, Anadolu ve Avrasya bölgesinde Türk Devleti olarak Osmanlı imparatorluğunu kuran Türk boyları, tarihsel kesişme noktasında ancak 15261699 tarihleri arasında ortak devlet birlikteliğini yaşamışlardır. Orta Avrupa Türk devleti ile ön Asya Türk devleti tarihin belirli bir dönemecinde ortak bir çatı altında yer almışlar ise de, daha sonraki aşamada da kıtasal gelişmeler yüzünden ayrılmak durumunda kalmışlardır. Bir buçuk yüzyıllık birliktelik, daha sonraki dönemler için bir başlangıç oluşturmuş ve dünya değişirken, Asya kökenli Türk boyları, ortak bir dayanışma içerisinde yeni bir gelecek arayışı içine girmişlerdir.
Avrupa ile Asya arasında yer alan orta ve doğu Avrupa bölgeleri ile Balkanlar, Anadolu ve Kafkasya bölgeleri Türk kökenli grupların tarihsel yayılma bölgeleri olarak öne çıktığı için, Macar Krallığı, Osmanlı Devleti ya da Türkiye Cumhuriyeti gibi siyasal yapılanmalar bazen tarih sahnesinde öne çıkarak, hep bu bölgelerin halkları arasındaki siyasal gelişmeler ya da örgütlenmeler olarak gündeme gelmiştir. Macar Krallığı sonrasında, doğu Avrupa'da etkili olan Osmanlı imparatorluğu geri çekilmek zorunda kalınca, devreye Avusturya girmiş ve Macarlar ile birleşerek Avusturya- Macaristan imparatorluğunu kurmuşlardır. Turan kökenli Macarlar, Germen asıllı Avusturyalılar ile ortak bir devlete yönelince, eski siyasal ortak olan Osmanlılara karşı bir konuma gelmişler, bu nedenle de; zaman zaman doğu Avrupa sorunları çerçevesinde karşılıklı olarak savaşmak durumunda kalmışlardır.
Fransız Devrimi bütün Avrupa kıtasını sarsınca, Avrupa ülkelerinde krallıklardan ulus devletlere geçiş gündeme gelmiştir. Bu nedenle Macarlar ile Avusturyalılar birbirleriyle savaşmışlardır. Osmanlı sonrasında Balkanlar'da Avusturya hegemonyasının kurulması, Prusya tarafından da desteklenmiş, Macarlar isyan etmelerine rağmen Avusturya önderliğinde ikili imparatorluk içinde kalmışlardır. 1848 ihtilalinin başarıya ulaşamaması üzerine, Macarlar yine Avusturyaya bağlı kalmışlar ama bu duruma tepki olarak da Macaristanda ciddi bir milliyetçilik akımı ortaya çıkmıştır. Germen asıllı Avusturyalılara bağımlı kalmak istemeyen Turan kökenli Macarlar, eskisi gibi kendi bağımsız siyasi düzenlerini oluşturmak için siyasal mücadelelerini yürütmüşlerdir.
Orta Avrupa'da, Prusya Devletinin kuruluşu ile artan Germen etkisi ve Balkanlarda giderek artan Slav topluluklarının çoğalan nüfusu karşısında, Macarlar eskisi gibi bağımsız bir gelecek aramağa başladıklarında, Germen ve Slav topluluklarına karşı kendi güçlerini gelecekte yeniden oluşturabilecek bir Turancılık arayışı içine girmişlerdir. Germenlerden ve Slav'lardan farklı olduklarını gören Macar milliyetçileri, orta çağda orta Avrupa'da kurdukları bağımsız büyük Macar devletini yeniden kurmak yönünde harakete geçmişlerdir. Artan Germen ve Slav nüfuslarına karşılık güçlü bir Macar Devletini yeniden gündeme getirmek doğrultusunda, Macar milliyetçiliğini Turancılığa dönüştürmüşlerdir. Slav ve Germen toplulukları arasında sıkışıp kalan Turan kökenli Macarlar, bu bağlamda; yaşadıkları ülkenin Avrupanın ortasında bir ada devlete dönüşmesi noktasında, uluslaşma sürecinin etkisiyle bir çıkış noktası aramışlar ve tek çıkar yol olarak da kendilerinin geldiği Turan bölgesinin, Türk asıllı topluluklarıyla yakınlaşma ve dayanışması arayışı içerisine girmişlerdir. 1848 yılındaki ulus devlet olma hareketi başarısız kalınca, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra Macarlar, Turancılığı gündeme getirerek, Slav ve Germen topluluklarına karşı bir büyük Turan dayanışmasına girişmişlerdir.
Ulus devlet döneminde, Macaristan'da Turanın çizgide milliyetçilik hareketleri hızla gelişirken, bu ülkede yaşayan bazı Hıristiyan unsurlar ile Yahudiler, Avusturya ile dayanışmayı güçlendirmişlerdir. Böylece; Macar milliyetçiliğini dengeleyerek ve bu ülkenin doğuya kayarak bir Turan macerasına girişmesinin önünü kesmeğe çalışmışlardır. Avusturya devletinin çok uluslu bir yapıya sahip olması, ortada bir Avusturya ulusunun olmamasının yanı sıra, bu ülkedeki Katolik ve Yahudi unsurlar, Macaristan'ın Avrupa'da kalarak Avusturya ile dengelenmesini Turan macerasına karşı bir önlem olarak Avusturyayı desteklemişledir. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Avusturya-Macaristan imparatorluğunun, Almanya, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ile beraber hareket etmesi sonucunda, Macar Turancılığı Macaristan-Bulgaristan ve Osmanlı Devletleri arasındaki bir Türk asıllı ülkeler dayanışmasını geliştirerek, ingiliz, Alman Rus emperyalizmlerine karşı bir yeni dengeyi doğu Avrupa üzerinden Turan bölgesine yönlendirmeğe çalışmışlardır. Macar Turancılığının bu dönemde aktif olması ve Rus emperyalizminin öncülüğünde bir panslavizmin doğu Avrupayı etkisi altına almaması ya da Prusya'nın öncülüğünde panslavizme doğu Avrupa kıtasının ortasında bir Büyük Alman imparatorluğu yaratmaması doğrultusunda, Macar milliyetçileri panturanizmi slav ve germen hegemonya arayışlarına karşı bir denge arayışısı olarak devreye sokmağa çalışmışlardır. Doğu Avrupanın yeni yapılanmasında panslavizm ve pangermenizm çekişmesi tırmanırken, Macarlar kendi ada devletinde sıkışıp kalmamak ve erimemek üzere, panturanizmi bir kurtarıcı olarak görmeğe başlamışlardır.
Birinci Dünya Savaşı sürecinde, Macaristan Turancılık ile büyümeğe çalışırken, savaşı Almanya'nın kaybetmesi üzerine, tıpkı Osmanlı Devleti gibi yıkılmış ve Trianon Antlaşması savaş sonrasında imzalanınca da topraklarının üçte ikisini kendisini çevreleyen beş devlete vermek zorunda kalarak, küçük bir orta Avrupa devleti konumuna düşürülmüştür. iki savaş arasında büyük bocalamalar geçiren Macaristan, ikinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalist bir rejime sürüklenerek, Sovyetler Birliğinin etkisi altına giren doğu Avrupa ülkelerinin içerisinde yer almıştır. Macaristan Yahudileri tarafından desteklenen sosyalist rejim Rusya destekli olarak göreve gelince, hem milliyetçi akımlar hem de Turancılık hareketinin önünü kesmiş ve böylece; ülkede yeni bir denge oluşturmağa çalışmıştır. Doğu Avrupa ülkelerinin ikinci Dünya Savaşı sonrasında, sosyalist bir yolu seçmesi, Balkanlar'da Rusya'nın etkisini artırdığı için pangermenizim ile beraber panturanizmin önü kesilmiş ama Rusya destekli panslavizm bu bölgede etkili olmuşutr. Macar milliyetçiliği ile beraber Alman hegemonyasından çok çekinen Balkan bölgesindeki Musevi topluluklar da, sosyalist rejimleri desteklemişlerdir. Macaristan'ın sosyalizme kayması üzerine Turancılık gerilemiş ve Macar milliyetçiliği duraklamıştır. Macar komünist partisi bütün sol partileri birleştirerek ülkedeki sosyalist yapılanmayı güçlendirmiş ve diğer siyasal akımlar bu dönemde yasaklanmıştır.
Macaristan, Sosyalist rejim altında Stalinizm'in toplumları ve ulusları ezen tuzağına sürüklendiğinde, Macar ulusu bu gidişe karşı çıkmış ve 1956 yılında isyan ederek ülkede var olan milli potansiyelin desteği ile Stalinist baskı düzenine karşı direnen ilk doğu Avrupa Ülkesi olmuştur. Macarların tarihten gelen milli karakteri, Turancılığın uzun yıllar boyunca oluşturduğu siyasal birikim ile birleşince panslavizmi sosyalist görünüm altında uygulamaya çalışan Rus emperyalizmine karşı ilk çıkış bu ülkede gerçekleşmiştir. On iki yıl sonra Macarların izinden giden Çek'ler de 1968 yılında Stalinizme karşı isyan ederek, hak ve özgürlük arayışı içerisinde olmuşlardır. Bu aşamadan sonra, soğuk savaşın son dönemine girilmiş ve bütün dünyada gençlik hareketleri öne çıkarılarak, sosyalist düzenlerin sarsılması sağlanmıştır. Bir toplumsal ara kademe olan gençler, dış destekler ile örgütlenerek, işçi sınıflarına karşı çıkmışlar ve böylece toplumsal dinamikler yavaş yavaş işçiler üzerinden gençlere kaydırılarak, sosyalist bloğun dağılmasına giden yol açılmıştır. Macar ülkesi böylesine bir süreçte ciddi çalkantılar geçirmiş, Avusturya emperyalizmine karşı 1848, Rus emperyalizmine karşı da 1956 ihtilallarını yapan bu ulusal toplum; bin yıl önce kurmuş olduğu bağımsız devlet yapılanması arayışı içerisindeyken, Sovyetler Birliği dağılmış ve bunun sonucunda Varşova Paktı ortadan kalkınca da Macar Halk Cumhuriyeti yeniden bağımsızlığa kavuşarak, Macar Cumhuriyeti adını almıştır. Soğuk savaş sonrasında bağımsızlığına kavuraş Macarlar, bu kez Trinon Antlaşmasıyla kaybettikleri eski bölgelerini yeniden ülke sınırlarına katmak için arayışa girmişlerdir. Voyvodina bölgesinin Sırbistandan, Transjivanya bölgesinin Romanya'dan bazı kuzey topraklarının Polonya ve Slovakya'dan geri alınabilmesi için, yeniden Macar milliyetçiliği devreye girmiş ve ülke politikasında etkili olmağa başlamıştır. Macar milliyetçiliğinin emperyal bir Turancılığa kaymasını önleyebilme doğrultusunda, Macar Yahudileri liberal ve sosyalist kesimler ile işbirliği yapmışlar, bu ülkenin soğuk savaş sonrasında yeniden Turancı bir arayışa girmesinin kesmek istemişlerdir.
ikinci Dünya Savaşı sürecinde, Almanya doğu Avrupa ülkelerini işgale başlayınca, Macar Yahudilerinin önemli bir kısmı Amerika Birleşik Devletlerine göç etmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde bu ülkede çok başarılı bir ekonomik yapılanma içerisine giren Macar asıllı Yahudiler, zamanla güçlenerek kapitalist sistem içerisinde önemli yerlere gelmişlerdir. Macar Yahudileri, ABDde daha da ileri giderek Siyonist lobilerin yönetimlerini ele geçirmişler ve böylece ABD üzerinden geliştirilen Siyonist politikaların Macaristan Devleti üzerinde etkili olmaya başladığı görülmüştür. Sosyalist sistemin dağılmasından sonra, Macar milliyetçiliği yeniden güç kazanmaya başlayınca, Turancılık bu ülkede tekrar önem kazanmış, orta Avrupa'da Alman baskısına ve doğu Avrupa'da ise Rus baskısına karşı Macarlar, yeniden Turancı bir siyaset ile doğuya açılarak, Bulgaristan ve Türkiye üzerinden geldikleri bölge olan Kafkasya ve Hazar bölgesine doğru arayış içerisine girmişlerdir. Macar Yahudileri ise ABD'de güçlenerek ortaya çıktıklarında kendi içlerinden George Soros gibi bir kapitalist sistem önderi çıkarmışlar ve bu önderlik üzerinden de yeni bir Hazar yapılanması arayışı içerisine girmişlerdir. Sorostan sonra Sarkozy gibi Macar asıllı bir Musevi'nin Fransaya Devlet Başkanı olması da, küreselleşme döneminde Siyonizmin uluslararası alanda güç kazanmasına büyük katkıda bulunmuştur.
Macar milliyetçileri, sosyalizm sonrasında yeniden panturanizme yönelerek, Turan ülkeleriyle Germen ve Slav dünyalarına karşı bir ortklık oluşturmaya çalışırken, Macar Musevileri de ABD'deki güçlü lobileri üzerinden, Siyonist bir arayışa girerek, dünyanın merkezi coğrafyasında bir Büyük Orta Doğu ya da Büyük israil yapılanmalarını gerçekleştirmeye yönelmişlerdir. Turancılık Macaristan'ı Hazar bölgesi ve Turan boyları ile birlikteliğe yönlendirmek isterken, batı ülkelerinde örgütlenen Siyonizm, Macaristan'ı merkezi coğrafya planlarında kullanmağa öncelik vermiştir. Çok fazla gücü olmayan küçük bir ülke olan Macaristan Cumhuriyeti küreselleşme döneminde Turancı arayışlar ile Siyonist politikalar arasına sıkışıp kalmıştır. On milyon nüfuslu bu küçük ülkenin yirmide biri oranında nüfusa sahip olan Macar Yahudilerinin, ABD'deki Siyonist lobiler tarafından yönlendirilmeleri, bu orta Avrupa ülkesini son döneme ciddi bir gerginlik ortamına sürüklemiştir. Ülkeyi karıştıran birçok beklenmeyen gelişme hızla bu küçük devletin siyasal gündeminde yerini almıştır.
Yüzyılı aşkın bir sure Turan ülkeleriyle büyük bir Turan birliği peşinde olan Macar Cumhuriyeti, küreselleşme döneminde tamamen tersi bir doğrultuda yönlendirilerek, doğudan batıya doğru yöneltilmiş ve Avrupa Birliği içerisinde tam üye olarak yerini almıştır. Macaristan'ın, Panturanizm peşinde koşan bir ülke olarak daha sonraları tamamen tersi bir doğrultuda panAvrupacılık olarak gündeme gelen Avrupa Birliği içerisinde yer alması, tarihin bir garip cilvesi olarak gündeme gelmiştir. Üyelik sonrasında bu ülke geleceğini Avrupa Birliği çatısı altında aramaya başlamıştır. PanAvrupacılık, PanTurancılığın yerini alınca, bu ülkedeki milliyetçi akımlara karşı Macar Musevileri liberal ve sosyalist partileri, Avrupa Birliği üzerinden yönlendirmeğe çalışmışlardır. Böylece; Macaristan'ın Turancı bir çizgide doğuya kaymasının önünü kesmeğe çaba göstermişlerdir. Sosyalist sistem zamanında Rusya üzerinden panslavizme teslim olan Macaristan, Avrupa Birliği çatısı altında da yeniden pengermenizmin etkisi altına sürüklenmek durumunda kalmıştır. imparatorluk döneminde Avusturya germen etkisini bu ülke üzerinde kurarken, Avrupa Birliği döneminde de Almanya açıktan Macar Devleti üzerinde komşuluk haklarını kullanarak büyük bir baskı örgütlemye çalışmıştır. Böylece; Macarlaristanda, Rusya üzerinden panslavizm ile Almanya üzerinden pangermenizm arasına sıkışmaya başlayan milliyetçi kesim yeniden Turancılığa yönelirken, Macar Musevileri de ABD üzerinden yeni dönem Siyonist politikaları bu ülke üzerinden doğu Avrupa bölgesine yansıtmağa başlamış ve Doğu Avrupadan, Orta Doğuya yönelmişlerdir.
Kuzey Hazar bölgesinde yer alan bir Türk devleti olan Başkırdistan asıllı Macarlar, ana vatanlarına doğru Turancılık ile yönelmeye çalışırlarken, Rusya panislavzm, Almanya pangermenizm, Museviler de Siyonizm ile bu küçük ülkenin önünü kesmeğe ve kendi politikaları doğrultusunda kullanmağa yönelmişlerdir. Orta Avrupanın lideri Almanya ile doğu Avrupanın lideri Rusya bu küçük ülke üzerinde çekişirken, Macar Musevileri de Siyonist lobileri üzerinde ABD'yi devreye sokarak, Alman ve Rus etkilerini kırmağa çalışmışlardır. Bu ülkenin Turanlı akrabaları olan Türk asıllı toplumlar ya da devletler ile bir araya gelmesinin önünü kesmeğe çalışmışlardır. Tuna boylarında bir küçük ülkeye hapis olan Macarlar, kendi bağımsız geleceklerini bir türlü kuramamışlar ve sürekli olarak büyük güçlerin çatıştığı bir çekişme alanı konumunda jeopolitik duruma istemeden gelmişlerdir. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, ABD'nin tek dünya gücü olmak istemesi üzerine, ABD'li Siyonist lobiler Macaristan üzerinde etkilerini artırmışlardır. Bu dönemde Sorosun bazı adamları bu küçük ülkenin üst yönetimine gelerek, Macaristan'ın her dönem Siyonist politikalara yönlendirilmesinde önde gelen roller oynamışlardır. ABD ve israil'in Orta Doğu politikalarına destek verici bir konuma getirilen Macaristan, kendi ulusal çıkarlarını aşan bir diplomatik sürece doğru itilmiştir. Okyanus ötesinden gelen rüzgârlar, Macaristan'ı Büyük Orta Doğu projesinin Balkanlardaki önemli atlama tahtalarından birisi konumuna getirmiştir.
Küresel sermayenin desteğinde ABD tek dünya devleti olmağa çalışırken, doğu ülkeleri kendisine rakip olmaması için bir süre Avrupa Birliğini desteklemiş ama kendi istediği gibi yeni bir dengeyi bu yoldan kuramayınca, bu kez Avrupa Birliğini desteklemekten vazgeçerek, Balkanlar üzerinden Orta Doğu bölgesine girişi gündeme getirmiştir. Kosova savaşı ile başlayan yeni dönemde ABD ve israil ikilisi küresel sermayenin desteği ile küresel Balkanlar projesini gündeme getirmiş ve bu doğrultuda Balkan ülkeleri üzerinde Avrupa Birliğinin dışında yeni politikalar uygulamaya başlamıştır. Almanya ve Rusya'nın doğu Avrupadaki etkisi kırılmak istendiği için eski Osmanlı imparatorluğunun bugünkü varisi olan Türkiye Cumhuriyeti yeni Osmanlıcılık görünümü ile Balkanlarda öne çıkarılmağa çalışılmış, Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunluğu, Avrupa Birliğinden önce NATO üyesi yapılarak, NATO üzerinden Atlantik politikalarının Balkanlara taşınmasına öncelik verilmiştir. ABD ve israil ikilisi küresel sermayenin desteği ile ABye karşı bir Balkan politikasına yönelmesi, Polonya ve Macaristan Almanya ve Rusya arasında yer alan orta Avrupa ülkeleri olarak önem kazanmışlar ve bu doğrultuda ABD'li Siyonist lobiler bu iki ülkeyi Almanya-Rusya yakınlaşmasına merkezi güç olarak karşı kullanmağa başlamışlardır.
ABD, yirmi yıllık küreselleşme döneminde tek bir dünya devleti kurmayı başaramayınca, BRiC ülkeleri üzerinden Brezilya, Hindistan, Rusya ve Çin yeni süper güçler olarak ortaya çıkmıştır. ABD'de bunun üzerine politika değişikliğine giderek; bu ülkeleri karşısına almadan G-20 bloğunu kurmuştur. G-20 politikaları ile yeni dünya dengelerini oluşturmağa, çalışan ABD, Avrupa Birliğine olan desteğini keserek, küresel Balkanlar projesine önem vermesiyle de Polonya, Macaristan ve Makedonya ülkeleri Doğu Avrupada merkezi konumlarıyla önem kazanmışlardır. ABD desteği azalınca, Avrupa Birliğinin Akdeniz ülkeleri ekonomik olarak çökmeğe başlamış, Avrupa Birliğinin sarsıntı geçirmesiyle birlikte, Macaristan gibi küçük birlik üyesi devletlerde büyük ekonomik sarsıntılar öne çıkmıştır. Yunanistan ve italya IMF destekli yönetimlere doğru kayarken, Balkanlar'da daha ileri bir aşamaya geçilmiştir. Yunanistan'ın yeniden eski Osmanlı hinterlandına dönmesi konuşulmaya, Makedonya'da yeni bir ABD yapılanması hazırlanmaya başlanmış, Macaristan'da, Kosova'ya yerleşen ABD'nin yönlendirmesi ile Avrupa Birliğinden küresel Balkanlar projesine doğru bir kayma göstermiştir. Euro bölgesindeki ekonomik sarsıntı Akdeniz ülkelerinden sonra Macaristan'da da ortaya çıkarak, Avrupa Birliğini merkezi bölgede de sarsmağa başlamıştır. Ekonomik sarsıntı üzerine IMF ve Dünya Bankası devreye girerken, ABD ve israil ikilisinin Avrupa kıtasal oluşumuna alternatif olarak gündeme getirmiş olduğu, küresel Balkanlar projesi hız kazanmıştır. işte Macaristan'ın son günlerde fazlasıyla tartışılması konusu, bu süreç iç inde öne çıkmıştır.
Dünya basınında ve medyasında artık bir Macaristan sorunu vardır. Bu sorun Avrupa Birliğinin devam edip etmeyeceğinin kilit konusu haline gelmektedir. Tıpkı Yunanistan ve italya gibi IMF ve Dünya Bankasından yardım dilenmek zorunda kalan Macaristan' ne Avrupa Birliği ne de Almanya kurtaramamıştır. Bu küçük ülke, giderek bir ekonomik krize sürüklenmiştir. Avrupa Birliğine giriş ile beraber bütün ekonomik varlığını yabancı şirketleri kaptıran Macaristan, diğer doğu Avrupa ülkeleri gibi giderek yoksul bir ülke konumuna düşmüş ve eski sosyalist rejimi arar hale gelmiştir. Küresel sermayenin denetimi altındaki uluslararası tekelci şirketler, girdikleri bütün ülkelerdeki ekonomik varlıklara el koyarken, Macar ulusunun zenginliklerini de elinden almışlardır. Euro bölgesine giren diğer ülkeler gibi Macar ulusu kendi ülkesini ekonomik yönden yönetme yetkisini uluslararası tekellere devretmek zorunda kalmıştır. Yeni dönemde bu tekeller üzerinden hem de ABD üzerinden Siyonist lobiler yönlendirici olmaya başlayınca, Macaristan normal bir Avrupa Birliği ülkesi olmanın ötesine geçmiştir. Küreselleşmenin Balkanlar ve Orta Doğu politikalarının atlama tahtası konumuna gelen Macaristan, bu aşamada dünyanın siyasal gündeminde öne çıkmağa başlamıştır.
Son dönemde Macaristan da iktidar olan merkez sağ parti, ekonomik çöküşü önlemek ve ülkeyi bu darboğazdan kurtarmak üzere bazı otoriter önlemler almaya başlayınca, Avrupa kamuoyu ayağa kalkarak tepki göstermiş ve bu ülkenin kendi kaderini ulusal programlar yolu ile kurtarmasına izin vermemiştir. Hükümet, yeni bir anayasa ile Macar Cumhuriyetinin adını; Macaristan Ülkesi olarak değiştirerek, küreselleşmenin ulus devletleri tasfiyesi planına uygun bir adım atmıştır. Macar ülkesi bir ülke adı olarak anayasada sadece Macaristan biçiminde yer almıştır. Macaristan Halk Birliği adı altında iktidara gelen merkez sağ iktidar, aldığı olağanüstü önlemler aracılığı ile ülkeyi çıkmazdan kurtarmağa çalışırken, dünya medyasında bu ülke demokrasiden uzaklaşmakla suçlanmış ve başbakanın diktatörlüğe kaydığı öne sürülmüştür. Sosyalizm sonrasında liberal politika ile bir sömürge durumuna sürüklenen Macaristan, devlet olarak çökerken, Macar ulusu içinde yeniden milliyetçilik akımları güçlenmeğe başlamış ve bu durumun doğal sonucu olarak da Turancılık yeniden Macar politikasında ön plandaki yerini almıştır. Küresel liberal politikalar Avrupa Birliğini sarsarken, birlik üyesi ülkeleri ekonomik olarak çökertirken Macaristan gibi eski ülkelerde yeniden kendini koruma refleksi doğrultusunda milliyetçi akımlar güç kazanıyordu, Bugünkü Macar iktidarı merkez sağ bir parti olarak diğer milliyetçi grupların desteği ile iktidara gelmiş ve küresel liberal politikaların çökerttiği ülkeyi kurtarabilme doğrultusunda olağanüstü önlemlere yönelmek zorunda kalmıştır. Macaristan ikinci bir Yunanistan olmamak için mücadele ederken, küresel medya ve sermaye bu ülkeyi diktatörlüğe kaymakla suçlamaya başlamıştır. Sosyalizm sonrasında batı kapitalizmi doğu Avrupa ülkelerini yeniden sömürgeleştirirken, köklü bir devlet geleneğine sahip olan Macarlar, bu duruma isyan ederek yeniden Tuancı arayışlara yönelmişlerdir.
Merkez sağ bir parti Macar ulusunun desteği ile ülkeyi kurtarmaya yönelirken, daha uç noktada milliyetçi akımların Turancı siyasetlere yöneldiği görülmüştür. Yeni anayasa iktidara daha otoriter yetkiler getirerek, ülkenin dağılmasını önleme yolunda gündeme gelmiş, daha sağdaki milliyetci akımlar, Daha iyi Macaristan Hareketi adı altında yeni bir siyasi parti oluşumu ile kısa adı JOBBiK olan bir örgütlenmeyi Macarlara yeni bir alternatif olarak sunmuşlardır. Eski Turancılar gibi batı emperyalizmine ve Siyonizme karşı çıkan bu yeni Turancı siyasal oluşum, bir Ural-Altay kardeşliğini, Turan ülkeleriyle bir araya gelerek aramaya başlamıştır. Sovyetler Birliği sonrasında Tanklar çekildi, bankalar geldi" sloganı ile ortaya çıkan bu yeni Turancı hareket, küresel emperyalizmin küçük devletleri ve ulusları köleleştirmesine açıktan karşı çıkmaktadır. Avrupa Birliğine girdikten sonra bütün ekonomik zenginliklerini küresel şirketlere kaptıran Macar ulusunun yeniden kendi geleceğine egemen olabilmesi için JOBBiK isimli Turancı parti bugünkü iktidardaki FiDESZ partisini küresel emperyalizme ve Siyonizme karşı desteklemektedir. Sağ kanattaki parti ve gruplar bugünkü iktidarın milli programını dayanışma içinde desteklemektedirler.
"Macaristan Macarlarındır" sloganı ile ülkeyi, yeniden bir mili düzene kavuşturmağa çalışan FiDESZ partisi, Trianon Antlaşmasıyla Macaristan'dan koparılan üç büyük bölgenin yediden Macaristan'a dahil edilmesini gündeme getirmektedir. 10 milyon nüfusu ile varlığını korumağa çalışan Macaristan, sınır dışında bırakılan 5 milyon Macarın da yeniden Macaristan vatandaşı olmasını istemektedirler. 15 milyonluk bir Büyük Macaristan kurmak beklentisi, Macar milliyetçilerini ve Turancıları yeniden seferber etmiştir. Trianon Antlaşmasının bir asırlık kapanmayan yarasını artık kapatmanın zamanının geldiğini bütün Macar partileri dile getirmektedirler. Komşu ülkelerde sıkıntıda yaşayan Macarları kurtarmak, yeniden Macaristan devletinin ana politikası haline gelirken, büyüyen Macaristan kendine yeterli bir ülke haline gelerek, dışa bağımlı olmaktan kurtulma çabasındadır. Hükümetin, Macaristan merkez bankasını denetimi altına almasına batılı ülkeler bu nedenle karşı çıkarken, küresel şirketlerin çıkarları doğrultusunda bu ülkenin yeniden toparlanmasına izin vermemektedirler. Çökmüş olan Yunanistan sonrasıda, yeni Yunan batağının bu ülkede ortaya çıkması, Macaristan'ı yeniden Turancı bir arayışa götürecek gibi görünmektedir. Bu aşamada küresel emperyalizm ve Siyonizmin dünya dengelerini yeniden düşünmelerinin zamanı gelmiştir. Türkiyenin de artık, bu yaşanan olaylardan bir ders çıkarması gerekmektedir.
--spoiler--
ataları türk olan ama türklüklerini inkar eden bir ülke. oysa avrupa macaristan imparatorluğunun devamı sayılabilirler ancak bunu kabul etmiyorlar heralde, daha mantıklı bir açıklaması yok.
yaklaşık 140 yıl civarı osmanlı hakimiyetinde kalmış ülke. 1541 yılında budin beylerbeyliği nin kurulmasıyla tesis edilen türk hakimiyeti 1684 te fiilen 1699 da ise resmen sona ermiştir.
enteresan isleri olan ülkedir. bazi alisveris merkezlerindeki(ARKAD) tuvaletler ücretlidir(50 forint). Mc Donalds'larinki de yine ücretlidir(bazıları). Burger Kinglerinde de ketçap mayonez ücrete tabidir. Mc donalds tuvaletlerinin kapisinda teyze kasadan aldiginiz orda yiyip ictiginize dair fisinizi görerek kontrol yapar ona göre girebilirsiniz(györ mc donald merkez şube). Bugün itibariyle de GS'nin Manchester macinin tamamini tekrar yayinlayarak güzel bir sürpriz de yapmistir biz uzakta kalip seyredemeyenlere.
ondan sonra diğer ilginçlikleri ve kıllıkları: mağazalarında güvenlik adı altında herifler, teyzeler gözleri üzerinizde girip çıkan müşterileri gözleyerek bekçilik yapar. yabancıysanız daha bir kıl eder bakışlarıyla arkanızda. biri bizi gözetliyor amk. terslemişliğim de olmuştur "whaaaaat" diye. sinir tepenize fırlar. unutmadığım en büyük cinslik ise şöyle ki; shell benzin istasyonlarında camekandan araba yıkama otomatları vardır. herşeyi otomatiktir. kullanmı, özellikle ilk kez ise çok zordur. macarcan yoksa imkansız. öyle bakınırken içeri gidip kasiyer kıza bi sorim dedim. aldığım cevap: "bu konuda size yardımcı olmak benim görevim değil"! hay senin amk ben! tabi başka bir entrymde kendisine verdiğim ing. ayarı burda da özet geçim. ben de şoku atlattıktan sonra dedim ki " bu mantaliteyle hayatın boyunca o kasada dikiliyor olcaksın" sonra da türkçe bir güzel kalayladım orospuyu. sik kafalı ya görevi bana bu konuda yardımcı olmak değilmiş. bak hala aklıma geldikçe sinirleniyorum.
canım ülkem oysa ne kadar pratik, kolaymış, insanları laftan, halden anlarmış, rica edince kolay kolay kimseden ters bir reaksiyon almazmışız diye özlem içinde adamı adeta canından bezdirirler. sanki hala komünizm vardır, işlemektedir söylenmese de. bir gıcıklık bir suratsızlık. ağır yürüyen bürokrasi ,ofis işleri. bişey sormaya kalkınca annenden yemediğin azarı yemen. çok küfür ettim bu memlekette çok yüzlerine doğru. mesela atm'den para çekmeye gittiniz. bankanın ön girişinde işiniz. saat 4 mü çat kapatırlar kapıyı içerde işlem yaptıran son müşterilerle birlikte. hadi tamam çok ilkeli disiplinsiniz anladık. kardeşim niye atmlerin üzerinde günlük para çekme limiti şu kadardır diye yazmazsınız? güvenlik size bakar atmnin önündeyken camın ardından. dersin ki "nur eine frage bitte" nem, nem kapalı(zarva)! eliyle yazıyı gösterir. ulan yarrak kafalı sadece diyeceğim ki "total para çekme limiti nedir".yok iş bitti. deneye deneye 3-4 kere kart çıkar tak. deneme yanılma metoduyla bul. sıradakiler pis pis bakar. ay amk ya. bir de bu ülkede atmler hep eski modeldir. nerde bizde anında para yatırabildiğin atmler? eft 2-3 gün sürer. kendi hesabına para yatırman da ücretlidir. yani bu memlekette bankayla işin var mı yandın. sonra posta teşkilatı da hala tam rus işi. anlatiim. ebayden bir paket geldi. 30 ekimde macaristan postaya girişi yapıldığı sistemde görülüyor. kutunun bana adrese gelmesi 28 günü buldu. nasıl mı? gümrüğe tabi olunca paket, farklı bir ofise alınmış. ordan bana gümrük, ithalat vs. mevzuat, kanunların yazıldığı eski usül ağdalı bir mektup geldi. sonra biz bu mektubu yanıtladık vergierin sorumluluğunu kabul ettik. vergilerin vb. hesaplanması yapıldı. akabinde o özel departmandan çıkış alıp sonra normal posta teşkilatına aktarılması paketin ve ordan postacıyla eve gelmesi amerikadan 6 günde ulaşan postanın böylece bana 1 ayda gelmesini sağlandı helal olsun.
macaristan da türler ( türk olduklarına inanlar ) siyasi parti kurup öneli işler yapmışlardır ,Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt ;Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum.
tek bir şehrini görmüş olsam da macaristan denince aklıma gelen ilk kelime sükunet olur ve bunu hep lorand etvöş üniversitesinde çalışmak hayali takip eder.
milli marşının türkçesi "tanrı, macarları koru" olan güzel ülke.
henüz gitmedim ama görmeden sevdiğim bir memleket. artık kan mı çekiyor can mı bilemem. gidersem ve orada kalırsam kimse şaşırmasın. (kim şaşıracak sersem)
kadehimi türk-macar dostluğu için kaldırıyorum. şaka değil ha, elimde macar balaton şarabı var şu an. *
Formula 1'e çok önem veren ülkedir. Özellikle macar halkının bu spora olan yakın ilgisi macaristan grand prixinin yıllardır takvimde kalmasının ana sebeplerindendir.
son 100 yıl içinde oldukça hareketli bir siyasi akışı olmuş ülkedir.
1919 yılında, bolşevik devriminden sonra ilk komünist hükümet macaristan'da kurulmuştur. o ülkenin adı macaristan sovyet cumhuriyeti idi. (bkz: bela kun)
bu cumhuriyetin ömrü sadece birkaç ay olmuştur ve ortadan kaldırılmıştır. yerine macaristan krallığı kurulmuştur.
1920'de kurulan macar devleti ikinci dünya savaşının miğfer devletleri arasındadır. savaş sonunda, yani 1946'da yerini macaristan halk cumhuriyetine bırakmıştır. sscb yenilince uyduları da yenilmiş sayıldığından bu devlet de ortadan kalkmıştır.
1989'da ise bugünkü macaristan adıyla kurulmuştur.