melankolik bir şehirdir . binaların arasından yürüken kendinizi victoria döneminde hissedebilirsiniz çoğu zaman.yaşanmışlık kokar bu şehir . ingilizler soğuktur önermesini yamultan yardımsever ve sıcakkanlı insanları , sadece biz birbirimize karşı enseye tokat derecesinde samimi olduğumuz için uzak gelir . londra'da kaybolmaya kalkarsanız , muhtemelen ortalıkta dolanan bir polise soru sorabilir , polisten gideceğiniz yerin ayrıntılı tarifini almakla beraber eğer hava soğuksa gideceğiniz yere polis aracıyla bırakılma teklifiyle karşılaşabilirsiniz.oxford street'te deli gibi alışveriş yapabilir , her girdiğiniz dükkanda minimum 5 türkçe konuşan insana rastlayıp oha olabilirsiniz.fish and chips dedikleri olay okadar şahane değildir , pek çok türk gibi bana da yavan ve saçma gelmiştir, dolmalar ve böreklerle doyurulan bir ülkenin ferdi olarak . london eye ile londra'yı tepeden izleyebilirsiniz ( çok zorlayınca windsor kalesini gördüğünü söyleyenler var ) madame tussauds müzesinde starların aslına benzeyen , ama aslından mümkün mertebe daha parlak olan mumyalarıyla fotoğraf çekilebilir , avrupa'nın sayılı korku müzelerinden the london dungeons ı ziyaret edip gerçekçi işkence canlandırmalarıyla hafiften altınıza edebilirsiniz. asırlardır pek çok kraliyet üyesinin de kellesinin uçurulmasına ev sahipliği yapan london towersa uğrayabilir , her türden insan görebileceğiniz camdena gidebilir , hyde park ta yürüyebilir ve heathrow havalimanında sayısı ingilizlerden çok olan , gucci takım elbiselerinin üzerine taktıkları tuhaf renkli sarıklarıyla hintli ve pakistanlı insanlara şaşırabilirsiniz.
sehrin altina sanki bir sehir yapilmis gibi inanilmaz bir metro agi vardi * Londra buyuk bir sehir olmasina ragmen kaybolabilme ihtimaliniz * cok zayiftir...cumartesi geceleri saat gecenin 3unde 4unde bile dahi sokaklarin civil civil ve cibilda cibildak oldugu saatlerdir...cibildak demisken bir guzel kiz gorursunuz bakarsiniz...guzelim sen usumuyor musun boyle bari hic birsey giymeseydin dedirten sekilde cibildak,tarihi dokusu olaganustu bir bicimde korunmus ama ben gene de istanbul'u tek gecerim diyeceginiz sehirdir...
haa bu arada bir otobus yolu vardir sadece o yolu otobus,bisiklet,taksiler kullanabilir orayi eger ki bir normal araba kullanir ve yakalanirsa 120 pound odemesine sebep olacakir...bunun yaninda londra kendi icinde 6 bolgeye ayrilmis zone 1 londranin en pahali bolgesidir...buraya zone 1 disindan arabalar hafta ici kullanmaya kalkarsa her girisinde 8 poundcugu araba sahibinden tahsil edilmekte bunu da nasil yapiyorlar derseniz adamlarin anacim her caddesinde kamera var *
unutmadan araba demisken burada oyle turkiyedeki gibi megane,golf yerine daha cok porsche ve mercedes gorursunuz eh normaldir ki burada arabalar turkiyedeki fiyatlarinin asagi yukari yarisi kadar...ancak gun gelir ki vereceginiz ceza parasi aldiginiz araba fiyatina denk gelebilir boylece esitlik gelebilir **
sehrin herhangi bir semtinde aniden karsiniza cikan atli polisleriyle sizi sasirtabilecek sehir. boyle guzel guzel yuruyorsunuz, ya da arabadasiniz mesela, birden nal sesleri duyarsiniz asfalt yollarda, duzenli ve agir nal sesleri. bazen yolun ortasinda hacetlerini gideren bu atlar, arkalarinda hic de bir buyuk sehre ait olmayan kokular birakarak gecerler yaninizdan. hic garipsemezsiniz nedense, o baska bir alemin kokulariyla yaninizdan gecip giden atlari...
kendinizi devamli olarak bir gemi guvertesinde hissetmenize yol acan sehir. bir ruzgar vurur, bir yagmur vurur. pesinden bir gunes acar ve ters duran bir gokkusagi gorursunuz. tam "oha"lara gark edecekken bir yagmur daha.
her seyine ragmen istanbuldan sonra cennet gibi gelir. "soguk insan" lafini ortaya kim atmis bilmiyorum ama insanlari bu kadar guleryuzlu bir diger sehir heralde yine britanya sinirlarindadir.
yesil, islak ve gri sehir. bazen gunes aciyor, gokyuzu masmavi... burda hersey var. dunya sanki burada donuyor. tum insan irkindan birini gorebilirsiniz burada. nuhun gemisi sanki... hersey duzenli, temiz, insanlari saygilli ve agir basli. yasamak icin gelecekseniz duzen aliskanligi edinmelisiniz. duzen aliskanliginiz yoksa oldukca zorlanirsiniz. ama hayata bir kerede olsa muhakkak gorulmesi gereken bir yer. gordugu ilgiyi gercektende hak ediyor.
yasayanlarinin paris kadar guzel olmamasi ile ovundukleri sehir.
onlara gore "tamam, londra paris kadar guzel ve tarihi binalarla dolu degil, duzenli degildir" ancak bunun nedeni 2. dunya savasinda almanlara direnebilmis olmalaridir. almanlar fransiz hattini kolayca kirip paris'e savasmadan kolayca girdikleri icin sehri bombalamak zorunda kalmamislar, sehir dokusunu bu yuzden koruyabilmis, ancak ingilizler almanlara direnebildikleri icin sehir savas boyunca alman zeplinleri ile bombalanarak yerle bir edilmistir, bu yuzden dokusunu koruyamamistir. onlara gore londra'da yikilan tarihi binalarin yerine yapilmis her yeni ve modern bina kahramanliklarinin belgesidir.
bu dusuncede hakli bir taraf olabilir ancak londra'nin daha cok direnebilmesinde bir adada olmasinin bir etkisi yok mudur ve daha da onemlisi kendileri de guzelligi ile taninan bagdat'i yerle bir etmemisler midir buyuk abileri ile ortak olup, bu sorular da sorulmalidir amerikalilardan baska herkesi kucuk goren ingilizlere.
herseye ragmen guzel bir sehir, muzeleri parklari meydanlari kopruleriyle bambaska bir sehir. tek eksigi istanbul gibi bir bogazinin olmamasi. o da olsaydi zaten dunyanin en yasanasi sehri olabilirdi. tabi bir biraz gunes gorse hic fena olmaz.
ne var bu şehirde: düzen, kurallar, tersten akan trafik, daracık caddeler, o dar caddelerde hayvan gibi otobüsü hiç bir yere çarpmadan sürebilen göçmen otobüs şoförleri. cuma'dan başlayıp, cumartesi sabahlarına kadar içen, barlarda dağıtan ingilizler. sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ellerinde biralarıyla amele pazarında iş bekleyen polonyalılar.
fish (wings) and chips'lerini otobüste büyük bir iştahla yiyen yemekleri bittiğinde parmaklarını bi güzel yalayıp kutuyu * da olduğu yere bırakan zenciler *. otobüste sesi dışarı vererek kulak siken bir şekilde gubidik gubidik müzikler dinleyen polonyalı ve karaipliler. telefonda bağıra bağıra konuşan şapşal ingiliz kızlar.
şehrin kenar mahallelerinde birbirinden dandik fish and chips dükkanlarına sahip somalililer, etyopyalılar. hackney, dalston, haringey gibi semtlerde kimi güzel kimi de boktan kürtlerin işlettiği kebap shop'lar. görüldüğü kadarıyla yüzde 80'ini türklerin (kürtlerin) işlettiği off-licence'lar.
iki de bir türk silahlı kuvvetleri*'ni protesto için london bridgeten bilmemne street'e kadar yürüyüş düzenleyen pkklılar. kürtlerin nevruz bayramı!!! nı kutlamak için gazetelere ilan veren ingiliz belediye başkanları.
sokaklarda (özellikle büyük metro girişlerinde ve belli başlı yerlerde) bedava dağıtılan london lite, the london paper, city am, city pm ve metro gazeteleri.
çift katlı kırmızı otobüsleri, minicab, comfortcab ve rickshaw'ları. eski ama şehrin neredeyse her tarafına uzanan bir kaç katlı metrosu.
zengin semtlerinde yalnız süt beyazı ve sarı saçlı insanları şehrin dışına gidildikçe zenci, japon, arap, koreli, bulgar, polonyalı, türk, paki, sudanlı şeklinde uzayıp giden göçmen skalasıyla.
bir acaip şehir bu londra.
yoksa soruyu şöyle mi sormamız gerekirdi: ne yok ki bu şehirde...
bir cok romanin arkada fon olarak kullanildiği sehirdir. kah ikinci dünya savasi bombardimanında metroya siginirsiniz kah şirket alım satiminda alavere dalavere karisirniz ama londra köprüsüyle big ben ile bu hayalleri izler ve esas basrolunu oynar.
büyük londra yanginindan sonra bugünkü sağ sapasağlam yapisina kavusmuş gerçek bir sehir hüviyetine kavusmustur. dogu yakasindaki 19. asirdaki insan manzaralarini - hep vitrin önü anlatilacak değil ya biraz da vitrin arkasi olacak- anlatan jack london'ın - allah allah tesadufe bak- ucurum insanlarını okumak büyük bir zevktir.
balık ve patates, pubta içilen sıcak bira ve mister brown miss brown'u ile - lucy atlamaya kalma peter adamin kicindan kan alir kan- karindesen jack'i ile bir alem sehirdir vesselam.
Kraliyet ailesini ve dilini pazarlayan ulkenin baskenti. Bir hafta gezip tozmak, muhtesem muzikaller dinlemek, muzeler gezmek icin harika bir mekan olmasina ragmen, yapilacak her sey tukenince hele bir de calisiliyorsa son derece bayik olacak sehir. Londra'da inanilmaz sayida restoran vardir, insan ister istemez "bu ingilizler evlerinde yemek pisirip yemezler mi" sorusunu icinden gecirir.
Londrali olmayan ingilizler londra'dan adeta korkarlar, mumkun oldugunca ugramak istemezler. Omurlerinde hic asyali gormemis ingilizler icin korkunc ve dehsetli bir yerdir, trafigi diger ingiliz sehirlerinde yasayanlar icin cozulmez bir kaostur. Saraylar ve muzeler disinda londra'nin londrali olmayan ingilizler acisindan hicbir cazibesi yoktur.
son yapilan aciklamaya gore 300e yakin dilin konusuldugu 60% oraninda yabancinin yasadigi super karizma ve super pahalli sehir. en buyuk ozelligi eglence hayatidir. kimse kimseye karismaz, kotu gozle bakmaz. eglence mekanlarinda istediginiz kisiyle konusabilirsiniz. istediginiz kiza/erkege yazabilirsiniz. kimse sizi terslemez, ukalalik yapmaz.
west end diye tabir edilen bolgelerde super luks eglence mekanlari vardir. herkes zipkin gibi giyinir gider. camden ve brixton bolgelerinde her turlu punk, fetish, rock tarzi eglence yerleri vardir. superdir. mekanda anadan dogma ciplak gezen, dans eden tipler bile vardir.
east end bolgesinde underground mekanlar vardir. ben pek gitmedim, biraz sakat geliyor gozume.
kisacasi herkes icin birsey vardir londra'da ve istediginizi yapmakta serbestsinizdir. toplum ne dusunur, komsu ne der, ailem ne dusunur gibi dertler yoktur londrada. nitekim bence kiyamet bu sehirde kopucaktir.
bir türk için bu şehirde olabilecek en komik durumlardan biri bir nevi "ayrım çizgisi" denilebilecek noktada londra türk bölgesi ile londra nın geri kalanını ayıran kısımda gerçekleşir. mesela etrafta sürekli straight prohibited, one way, right turn prohibited gibi levhaları görürken, türk bölgesine girdiğinizce ilk çorbacının camında şu yazılıdır:
Cennetin ve cehennemin içiçe olduğu şehir.Gidenin sevmediği,dönenin özlediği ,tarihin raks ettiği, her köşesi görülesi, geceleri siren seslerinden uyumanın zor olduğu, eğlencenin ayyuka çıktığı, ingiliz hariç her milletin cirit attığı, hacney, harringey ve enfield civarlarında gece dolaşmanın fazlasıyla sakıncalı olduğu;yine de güzel yine de cazibeli yine de yaşanılası bir şehir.Gidipte londra metrosuna hayran kalmadan gelen de görmedim ayrıca.
Daha da iyi anlamak için kesinlikle "yalnızlığımın başkenti" şiiriyle can dündar.