seneye bu günlerde 2012 yaz olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak şehirdir. eğer orada olimpiyat var dediler geldik tişörtüyle bozbaykuşlar atkısı sallayan birini görürseniz, bilin ki o kişi öhö öhömm...
bazen kendinizi o kalabalığın içinde yalnız hissedersiniz. nereye gidiyor ne yapıyor bu insanlar diye düşünürsünüz.
köşe başında takım elbiseli iki adamı merdivende oturmuş sandvich yerken görür ve şaşırırsınız.
inanılmaz sade ama tarz giyinen kadınlara bakıp vay dersiniz.
metroların yoğunluktan dolayı kapılarını kapattığına şahit olup yok artık diye düşünürsünüz.
kırmızı kırmızı telefon klübeleri ve otobüsleri görüp çok şık yahu diye imrenirsiniz. hele ki hala eski o binalar. sırf o binalara içiniz gider.
yağmuru, gri puslu havası şanındandır.
hani ajda pekkan'ın şarkısında der ya "ağlarken içim güldü gözlerim" diye, işte londra tam da budur. o çok canlı ve şımarık görüntüsünün altında derin bir hüzün yatar.
ikinci dünya savaşı sırasında alman uçaklarının bombardımanı sonucu yerle bir olan. ama gelenekçi ingilizler tarafından savaş öncesi resimlere bakılarak tekrar aynısı inşa edilen şehir.
4 yıldır yaşadığım kızlarının çok güzel oluğu bir kültür merkezidir.. opera, müzikal ve müze gezmek istiyenler içinde clublara, publara barlara akmak isteyenler içinde müthiş bir şehirdir.
central london heatrow en popüler mekandır şuan için.
ilk gittiğimde havası nedeniyle ısınamadığım ancak daha sonrasında beni içine çeken multi-kültürel şehir. ayrıca çok sayıda parka sahip ve her biri birbirinden yeşil. herhangi birine girdiğinizde şehir yaşamından sıyrılıp huzurlara gark olursunuz. döndüğünüzde de benim gibi özlersiniz.
An itibariyle 6 aylık vize başvurumun kabul edildiği en sevdiğim grup olan Iron Maiden nın kurulduğu ingilterenin başkenti hayallerimde ki şehirlerden en başta geleni.*
dünyanın en renkli kentlerinden biri (her bakımdan) .görülesi yerleri: (bkz: hampstead), (bkz: brixton), brixton'da sw9, pushcar gibi kafeler, albert's, dog star, dans etmek için the fridge ve bug bar, burası dışında kuzeyde camden market(herşeyin satıldığı bir pazar, turistik ama ilginç), electric ballroom, notting hill'de porto bello pazarı ve portekiz kafe (nick cave'in takıldığı mekan, bitişiğinde restoran açmış son dönemde) south bank'da nft kafesi ve nehir kenarındaki kitapçılar, covent garden (burası da turistik, ama iyi), tate gallery ve tabii ki londra metrosu. benim bildiklerim bu kadar.