iki bin yıl önce romalılar tarafından kurulan londra, 8 milyonu aşkın nüfusuyla avrupa birliği'nin en kalabalık kentidir. ingiltere ve birleşik krallık'ın başkenti olan şehirde, 300'ün üzerinde farklı dil konuşulmaktadır. dünyanın en kalabalık hava trafiğine de ev sahipliği yapmaktadır.
yeni yila londra da girenlere muhtesem bir gorsel solen(fireworks) sunan sehir.yuzbinlerce insanin sirf bu soleni izlemek icin 3 saat oncesinden alana gelmesi dondurucu soguga hic aldiris etmeden saatlerce beklemeleri beni gercekten cok sasirtmis vede cesaretlendirmistir.
hatta sirf fireworksu izlmek icin italyadan gelenler wardi(italyan arkadasim onlar konusurlarken duymus onun yalancisiyim).ama en guzel izlendigi yer bence westminster koprusuydu.
merak edenler icin daha fazlasi http://news.bbc.co.uk/1/hi/in_depth/8436016.stm
Londra dünyanın en önemli iş ve finans merkezlerinden biridir. Yaklaşık 8 milyonluk nüfusuyla AB'nin 2. kalabalık kentidir. En büyük zanlımca istanbul'dur.Fakat Londra Bağlı yerleşim birimleri ile birlikte ki buna orada Greater London deniliyor, nüfusu 12-15 milyon oluverir. Avrupa'da en fazla beyaz ırk harici insanın yaşadığı şehirdir. 300'den fazla farklı dil konuşulmaktadır.Uluslararası turizmin kesişme noktasıdır. Dünyanın en kalabalık hava trafiği Londra hava trafiğidir. 5 uluslararası havaalanı bulunmaktadır. Bunların en büyüğü Heathrow'dur. Heathrow dünyanın en fazla uluslararası yolcu taşıyan havaalanıdır.
hüznün kare kökünü alan, depresyona tuz biber ekleyen her daim göz yaşı döken insanıyla renkli kendi gri şehir. arsız bir sevgili gibi bağlar sizi kendine, aklınızda hep gitmek vardır ama eyleme dönüştürmenize izin vermez. tiyatroları, binbir çeşit insanı, festivalleri, renkli sokakları, alışveriş merkezleri, eğlence mekanları vs. ile herkese hitap eden cömert şehir…
aynı anda hiç kimsenin yabancısı ya da yerlisi olmadığı, asla öyle hissedemeyeceği enteresan şehir. kozmopolitliğin gözüne vurmuştur. bir ingiliz kalkıp da "ahan da londra bizim dağılın burdan" diyemez. ya da bir türkiyeli gittiğinde "amanın ben burada ne yapıyorum" da demez. bir sürü pakistanlı, hindistanlı, türkiyeli, oralı buralı bulmak mümkündür. sırf bu akıl almaz kozmopolitliği ve efsane metro ağı için bile gidilip görülmelidir. doğal güzellik açısından tırttır, ama sanatsal ve kültürel aktivitenin dibine vurmuştur.
türkiye de son 15 senede oluşmuş genç tipinin dünyada konuştuğu, aradığı, görmek istediği, özlediği, beraber olma ihtiyacı duyduğu her öğeyi içinde barındıran cnbc-e şehri.
dünyanın en büyük 3 metro ağından biri olan metropol. 2 yıl sonrasının olimpiyatları için şimdiden metrolarda cep telefonu kullanımı için çalışmalara başlamış. bilindiği üzere metro hareket halinde iken cep telefonu çekmiyor.
Greenwich parkında bana güvenmeyeni kovalıyacağım şehir. o nu St James's parkında kaz ve pelikanları seyrederken fotoğraflamak da ayrı bi keyif olacak tabi.
Thames nehrinin kıyısından o ünlü telefon kulubelerine doğru yürürken kendi seçtiği kendinden şemsiyeli montunu giymek zorunda kalacak. yoksa o güzelim saçları londra yağmuru maruz kalacak. buna izin vermeyiz tabi. alışveriş manyağı olduğu için Marble Arch biçilmiş kaftan ne ararsa bulur orda.
bekle bizi londra. en güzel son baharını bizimle geçireceksin.
Örümcek ağı misali bir metro ağına sahiptir, her durakta sürekli duyduğunuz ''Please mind the gap between the train and the platform'' lafı bir süre sonra eğlenceli ve komik gelmeye başlar nedense. Yani gap dediği de ayak girmeyecek kadar küçük bir boşluk. Bu kadar tekrar edilmesi enteresan geliyor Türkiye'den giden bünyeye.Kocaman bir metropol olmasına rağmen ulaşım sorunu yok denecek kadar azdır.Şehrin merkezine otomobille girmek ücretli olduğu için çoğunluk toplutaşımayı tercih eder ve bu durum da trafiğin rahatlamasına yol açar.Sokakta ingiliz görme olasılığınız ise hayli düşük:Tıpkı istanbul'da gerçek istanbul'lu görememek gibi yani.Ama Londra'nın kozmopolitliği daha abartılı, evrensel bir kozmopolitlik!
türkiye'den çıkıp ilk gittiğim yabancı memleket olduğu için belki de, "sokakta rahat yürünebiliyomuş lan, kimse beni dikizlemiyo, yuppi" dediğim şehirdir. Ayrıca, bu mutluluğuma sirke fışkırtarak, orada geçirdiğim 1 hafta içinde, 4 kere laf atan insanların türk olması da, beni geleceğimi yaşayacağım memleketin türkiye olmaması kararına sevketmiştir.
beni niçin bu derece uğraştırdığını anlayamadığım şehir.
yağmurlu ve puslu havaları sevenlerin aşığı olduğu yer. nazlı bir sevgili sanki. herkese ve her şeye ulaşırsınız da o uzattıkça uzatır sizin ona kavuşmanızı. istemez sanki gidişinizi, istemez de niçin böyle istekle çağırır ki beni bu şehir dersiniz cevap gelmez.
londra, esir ruhların yaşadığı şehirdir. içindeki hüznü, acıyı griliğine yansıtır. her gün ağlayan ipeksi bir gümüştür. hiç gümüş ipeksi olur mu demeyin. en sert görünenlerin bile yüreğinde tatlı bir yumuşaklık vardır onlar gizlese bile.
yaşadığı aşkla ağlayan gözleri gizleyen bir şehirdir londra. aşık ağlar bir taraftan bir taraftan da o aşığın haline ağlar. gözlerdeki yaşı olgunlukla karşılaması bir yana bir de ağlayana eşlik edişi yok mu yağmuruyla...
aşk nedir ne değildir en iyi bilen şehirdir işte. bir de kapris yapmadan sizi karşılasa o gri ama sıcacık yüzüyle...