tanıdığım hiç kimse yoktu. babam bırakmıştı okula. kendimi çok yalnız hissetmiştim. kuralar çekildi herkes sınıfını aradı buldu diyene kadar ben biraz gecikmişim. gittim oturdum. çok ezik hissediyordum çünkü neredeyse ben hariç herkes oks muhabbeti yapıyordu. sonra bi kız gördü ne kadar bunaldığımı geldi yanıma. aa biz seni çift dikiş sandık yeaa dedi. küçük bir deftere resim çiziyordum birisi de ona laf atmıştı. salak. neyse sonra okul bitti servisler ayarlanamadı rezil rüsva olduk falan filan işte.
ilk lise günüdür. Ben çat diye ortancı sıranın ilk sırasına oturmuştum. Tüm senede öyle geçmişti. Tabi en öndesin ödevi yapmasan ilk sen göze batarsın , kitabı unutsan ayrı dert...
Neyseki diğer yıllarda 2. Sıraya kaymıştım.
Kıssadan hisse : ilk günü ilk sıraya oturmamak gerekirmiş. Yoksa tüm sene uğraş dur..
liseye başlanılan ilk gündür.
lisede giyilen kıyafetler ve takılan kravat nedeniyle biraz götü kalkar insanın. üst sınıflar hafiften dalga geçerler. birde sııfta her şeyi çok iyi bilen çift dikişler olur. lise 1 de ikinci seneleridir. liseyi yemiş yutmuştur. öğretmene artık herkes hoca diyordur. defterini kaplayan bir kaç kişi ile itina ile dalga geçilir. hocalar artık alacağınız deftere-kitaba karışmaz. artık andımız okunmaz. okul müdürü uzun bir sabah konuşması yapar, istklal marşı okunur ve ders başlar. ancak ders ya boştur, yada bomboş geçer. zira daha okulun ilk günüdür.
Bizim liseninde kıyafeti değişmiş köklü bir lisediydi ben eski kıyafetle gitmiştim.girmemle çıkmam bir oldu rezil olmuştum üst sınıflar bile yeni kıayfetleydi.
Orta okul bittiğinde yazın çok düşünmüştün ne yapsam ne etsem ilk gün diye. Ya arkadaş bulamazsam kaygısı çok olmuştu ama sınıflar açıklanınca orta okuldan iki arkadaşımla aynı sınıfta olduğunu öğrenmiştim çok mutlu olmuştum. Okulum iyi bir anadolu lisesi olduğu için serseri saçma sapan insanlar falan yok ama cool görünmeye çalışan aptal insanlar var evet. Liseye göre ilk günün nasıl olduğu değişir bence.
üniversitedeki ilk gün kadar mükemmel değildir. o toyluk, o çömezlik, o mallık bile o kadar hoşki üniversitede.
ha illa "e hadi liseyi anlat" diyorsanız anlatayım. yıllar önce liseye giriş sınavını hiç ama hiç takmayan ben evimizin üst tarafındaki düz liseye yazılmıştım. daha iki gün önce bodrum'dan geldiğimiz için çok üzgün ve sinirliydim. artı liseye başlayacak olmaktan nefret ediyordum. neyse, el mecbur dedik ve okula gittim. okulun kapısından ilk girdiğimde lisemin bulunduğu muhitten dolayı habire serseri tipler görüyorum, yani ama öyle böyle değil. bildiğin at hırsızı. okulumuzun ana bahçesine girerken çok dar bir yerden geçiyorduk, oradan geçerken bi baktım iki yana koca koca serseriler dizilmiş. ulan dedim ben buradan nasıl geçicem diye ama bi deli cesaretiyle anlamsız bakışlar altında geçtim ve okulun ana bahçesine vardım. baktım üst sınıflar hep birbirleriyle sohbet ediyor. ama baktım, bir tarafta aynı benim gibi yalnız insanlar var. hemen oraya yönelip kendime bir yer buldum.
neyse, sınıflarımız falan açıklandı. sınıflara falan çıktık derken hocamız geldi. ilk dersimiz biyoloji, hoca biraz sert duruyor(ama şimdi severim ismet hocamı). adam bizlere "ceketinizi isterseniz çıkarabilirsiniz hava sıcak çünkü" dedi ve benle birlikte bir kişi daha ceketimizi çıkardık. sonra beden eğitimi dersi hocası geldi(nam-ı diğer kara fatma) ... erkek gibi bir kadın ... kadın bizim ceketlerimizin olmadığını gördü ve öyle bir bağırdıki : "siz nasıl ceket giymezsinizzz, nasıl valavulovalavulu" diye bağırınca biz pıstık. sınıftaki tiplerle hocanın o bağırması beni moralen çökertti ve hemen içimden "bu okuldan ayrılmalıyım" dedim. ilk gün böyle geçti işte. ama o okuldan ayrıldım mı ? hayır, ayrılmadım. ama sevdim mi ? hayır, pek sevemedim. açıkça söylemek gerekirse üniversite benim için bir milattı. üniversite gerçek bir özgürlüktü.
benden bikaç yaş büyük halamın oğluyla okula gitmiştim. şu an evlendi o. herkes 8,30 gibi gitmişken biz 10'da ordaydık. herkes birbiriyle kaynaşmış erkekler bir köşeye yığılmış bense o utangaçlıkla sınıfın kapısına en yakın yere oturdum bi de en önlerdeydi. müthiş bir utangaçlık vardı. o anda yan tarafta sarışın hatun bana bikaç soru sordu. o an nabız bin beş yüz attı. ilk defa bu kadar heyecanlandığımı hatırlarım. sonra aşık olduğumu sandım 3 yıl peşinde koştum ama aşk değildi bu. farklı bi ortama gittiğinizde göze çarpan ilk hatundan hoşlanırsınız dünyanın kuralı bu. o sırada tanışık olduğum sadece 1 (bir) kişi vardı o sınıfta yanıma geldi konuştuk biraz. 4 sene boyunca onla takıldım. 9 eylül tıpı kazandı o. ben mi *
ilk gün unutamadığım bir diğer olay da ders programlarını yazıyorlardı. programı yazarken atıyorum fatar yazıyordu. ulan mantıklı bir açıklama getiremiyorum. fatma arıboğanın dersini kısaltmışlar gibi düşünün.
üzerinizden çömezliğin aktığı (ben öyleydim en azından) gözlerde ki nereye geldim ben ifadesini her şeyi açıladığı durumdur. okuldaki ilk gününüzde anneniz size zorla okul ayakkbısı giydirmişse pekte hoş şeyler olmuyormuş. daha sonra açılıyor tabii insan.
(bkz: okul ayakkabısı giymeme yemini ilk ne zaman verildi)