Serveti fünun dönemi edebiyatçıları mıydı tam hatırlamıyorum, bir arkadaş ile şarkı şeklinde söyleyip ezberlemiştik.
"Ahmet haşiiiim, fuat köprülü, yaaakup kadriiii, refik haalit, hamdullah suphiiiğ."
karısının kaçacağını anlayan Aşık Veysel ayakkabısına tüm servetini koymuş ve küçük bir kağıda şunları yazmıştır:
gideceğin yerde kendini ezdirme al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun bir de güzelliğin on para etmez bu bende ki aşk olmasa.
Edebiyat dersimize giren hocalardan biri derse her gelişinde "oturanlar kalksın, kalkanlar otursun. Günaydın... Alperen!" derdi. Dersin ilk 3-4 dakikasında sohbet ederdik hocayla. Sınıfın en çok hoşuna giden kısımlardan biriydi, o zamanlar esprilerime gülünürdü, hâlâ gülünür.
Mani yazma ödevi vermişti bir ara bu hoca, sınıfta 8-10 kişinin manisini ben yazmıştım. Hoca ödevleri toplarken "Alperen bunlar aynı kalemden çıkmadı değil mi?" diye sormuştu. "Hepsi aynı kalemden çıksa Atsız Mecmua'da yayımlardık hocam" dedim. hoca efendi sol görüşlüdür, "yayımlamazdık" dedi. Sonra güldük falan, daha fazla da cevap verilmez, ayıptır, geçtik o konuyu.
Her ortak sınav gibi edebiyat sınavında da 150 kişilik salona doluşur, bütün gruplar birlikte sınava girerdik. Başımızda 8-10 hoca dolanır dururdu. Bizim bu edebiyat hocası da ara ara gelir, "nasıl gidiyor Alperen?" derdi. Beni çok severdi be o adam, ben de onu pek severdim.
Lise 3'teyken başka bir edebiyat hocası beni çağırmıştı, "Alt sınıftan bir arkadaşının kolu kırık, sınavına yardım edecek birisi lazım, sen yardımcı olur musun?" dedi. "tabii hocam" dedim. "O söyleyecek, sen yazacaksın. Ama kopya falan vermek yok ha" dedi. "Tamam" falan dedim de, o da inanmamıştır herhâlde. Verdim bazı soruların cevaplarını. Çocuk sınıf ortalamasının 15-20 puan üstünde aldı, galiba 65 almıştı. Ben de her şeyi söylemedim şimdi, birazını da kendisi yapsın.
Lise 1'de Dil ve Anlatım derslerine giren bir hoca vardı. iri yarı, Pavarotti gibi bir adam. Sesi de epey gür. Hafif istanbul ağzıyla konuşuyor, o ağızla da bir bağırıyor ki sormayın. Bir ara sınıfın gevezeliği arttırdığı bir sırada tüm sınıfı kast ederek "Oğluuum, eşşek oğluuum!" diye bir bağırdı, abartmıyorum, cam açıktı, yan binanan yankılandı geldi ses. Yan bina olmasa onun arkasındaki en yüksek şey olan Amanos Dağları'na vurur gene gelirdi. Herkes kıpkırmızı oldu. Millet mal gibi. Bekliyoruz ne olacak diye. "Ne kadar sürecek bu bekleyiş?" diye düşünürken hocanın önünde oturan kız başladı ağlamaya. Fiyk fiyk ediyor ama ağlarken. O ağladı, biz gülüştük. Sonra hoca sanki az önce bağıran kendisi değilmiş gibi geri döndü Üstün Dökmen tonuna, "Devam ediyoruz arkadaşlar" dedi.