lilja 4 ever

    21.
  1. lilja forever için ' bir trajediler silsilesi' desek yeridir. izleyen herkes lilja' nın acı hikayesine odaklansa da aslında genel olarak bakıldığı zaman komünizmin yıkılışının ardından rus insanının düştüğü açmazları çok güzel gösteren, bir nevi dokümanter bir filmdir. yoksulluktan kurtulmak için mektupla sevgili bulup, kızını ardında bırakarak amerikaya giden anneler mi dersiniz, kendini satanlar mı yoksa uyuşturucuya bulaşanlar mı... yahut annesi taraftan terk edilmiş yeğenini bir izbeye gönderip onun dairesinde yaşamaya başlayan teyzeler mi... tüm bu insan hikayeleri içinde es geçilmemesi gereken 12 yaşındaki volodya' nın öyküsüdür öncelikle. zaten esaskızımıza neler olduğunu yukarıdaki entrylerde okudunuz. kendinden yaşça oldukça büyük olan lilja' ya umutsuzca ve tertemiz hislerle aşık olan, evinden kovulmuş bu ballyci çocuğun tek tutunacak dalıdır lilja. onun gözünde melektir lilja, başka bir dünyaya aittir. onunla evlenmek, ona güzel bir hayat sağlamak belki de tek amacıdır dünyada. tabii bu çocukça hayallerin, kapitalizmin çarkları arasında ezilmemesi imkansızdır. nitekim lilja beyaz atlı prensi sandığı, kara kalpli bir hainin peşinden isveç'e gider. volodya için ' perde' deme zamanıdır, hayatına son verir. artık bundan sonra O lilja' nın meleğidir.

    ve lilja... saf, güzeller güzeli, içi iyilikle dolu lilja... çok tatlı bir kalbi vardı lilja' nın. gizleri, gözleri hiç bir kuşun su içmeye uğramadığı nehir kenarları. istersiniz ki bu masum kız sit alanı ilan edilse, dokunulmasa. maalesef bir harf fark vardır arada. isveç' de uzun süre cinsel açlık çeken insanların her türlü fantezilerine, sapıklıklarına katlandıktan sonra atar kendini bir damdan ve volodyasıyla buluşur göklerde. sırtlarında birer çift kanatla...
    '' ve sonralar, satürnlü sonralar, lilja' nın annesi, makarnaları masanın bacağına sarmaya başlamış. üstüne başına, yorgana, kilime margarin yağı sürmeye. kimseyle de konuşmuyormuş, kafayı yemiş demişler. o artık bizden,başka ülkenin çocuğu, kahverengi gözlü satürn; o artık bizden. ne var anlamayacak masanın bacağındaki makarnaları; lilja henüz mesaiye başlamadan, yani henüz bir yaşında, işte çocuk, evde, yağı duvarlara sürer, makarnaları masanın bacağına sarardı. şimdi annesi evrensel bir törenle anıyor, kutsuyor lilja' yı. deli diyecek ne var bunda?...

    ey yüce kahverengi satürn; söyle, sesimdeki acılı soslu makarnayı ellerime kollarıma sarmadan, tüm olarak nasıl biriydi çimlerin serinliği? bir daha tarif ediver kimsesizler mezarlığını, orada toprağa asılıydılar. çimlerin serinliği avcumun neresinde? nehrin kıyısında boğuluyorlardı. ey dümdüz dünyalı analı çocuklar; sevginin yolunu hep konsantrasyon diye öğrenecek, canınız yanacak, gerçek diye ebediyyen yanılacaksınız. çimlerin serinliği, çimlerin serinliği... aklıma getiriyor şimdi o kadın satıcısının tokadını, ' sikerim kız, kaçamazsın burdan', lilja büyük bir hint tapınağında etrafı tanrılarla kuşatılmış tek başına, elleri bir huşuyla böğründe, tebessümüyle, meclislerin, polislerin, devletlerin, sokakların taşağını okşuyor, ' sikersin abi. ' elimizi uzattığımız tan yerinde düzüldük, uzun uzun yerlere. hava karardı kılıç, hava karardı çimen, ne olur yataktan çıkma gece! daha pis bir şarab, daha pis bir şarab, bana ne söyleyecek deniz? derinlerde gezinen gözyaşlarıma sümüklü kara gözlü küçük balıkların dudakları değer mi? bana ne söyleyecek deniz, savaşı dişler kazanır. tanrı artık emirden küçüktür, elimizde yalnız o vardır.

    güzeller güzeli, sultanlar sultanı, küçük bela kraliçesi birazdan geliverir, oturur karşınıza. konuşur sürmeli gözleri, dudakları, intihar süsü verir ağzımıza. baldırları şimdi, hiç bir kuşun su içmediği tenha nehir kıyılarıdır. elveda bebek, ne kahpe bir savaş, zavallı bir düello, hayat ve dostluk, ne kahpe bir savaş... dinleyin eşikteki kanlı kurban kelleleri; gelir oturuverirdi, içim giderdi. bir daha bir yere gitmem, korkma, cesur ol gömlek! hadi iç suyunu tenimden. nedir ne değildir su kardeş, leke kardeş? açıver pencereyi, birini görürüz belki duvara yaslanmış. belki iyi bir makaledir, iskarpinin içinde beyaz tüylü bir fare, kum gözlü. köpüksüz bir sahildeyiz, tenimize yapışır kum taneleri. nereye gider kum taneleri, gururla, yıkılmadan dizginlerini tutsan da kendilerini atıp. sevgili efendisine gider, başkalarını konuşur kum taneleri, kılıçların parıltısı gözlerimi kamaştırır. yavaş yavaş köpüklenir sahil, köpüklerle kılıçlarımızı bileriz. en yüksek tepeden, ilk bakışın kuş gözü parlaklığıyla sahildeki gövdemizi seyrederiz. sırt üstü yatıp, yola çıkarız masmavi sözlerine huzursuz kıyıların. büyük haksızlığı kalabalıklardan üstümüze boşaltırız. Batıyoruz. kendimizden utanıp, mum ışığıyla gizli işaretler bırakıp, halatla yüzümüzü karanlığa bağlayıp, son defa komşu oluruz kum tanelerine, sulara gömülü kayalıklara. tanık istemeyin, kimseye şükran sormayın, ne omzunuza alın, ne dövün. bir soytarı gibi yanımdan ayırmadım, sel sularıyla sürüklenmiş tahta parçasını. muhtemelen başkalarının bir fıçıdan arda kalmış. benzeri olmayan tek kayık, dalgaların asırlar önce oyduğu mağarada gömülü. ey eski şehrin orospuları, o küçük balıkçı bizi tanımasa da kendi kendine sürükler bu dalgalar, o mağaralara, kum tanelerini... işte dili kurudu, boşaldı bütün şişeler. yetsin artık. yetsin. çekin teknen kıçından şu tıpayı. kalmasın tabuttan bir farkı. nereye gidiyor, onu da dalgalar öğretsin. nasılsa bir sanı uzaktan dinliyor şarkımızı. kimbilir karşı tepeden, şimdi, sayfaların karşısından, eliyle alnına terek yapıp sahili, satırları arayan çocuk ' orda birşeyler oluyor, orda birşeyler oluyor' diyerek karargah kurar kendine. bir ömür mevzilenir ürperten sahillere. ey nöbetçi çocuk, nöbetçi çocuk... sahili gören ormana rüzgar gelmeyecek, balıklar korunmasız kalmasın. bir tuzak hazırlayıver, ağaçların, sayfaların gövdelerini tekmeleyerek sallayıver. hiçbir faydasını bende görmedim. emir böyle... Emir, Tanrı' dan büyüktür... '' *
    8 ...
  2. 14.
  3. 2002 yapımı, eski sovyetler birliğinde 16 yaşındaki bir genç kızın hayat öyküsünün anlatıldıgı can acıtıcı filmlerden bir tanesi.

    yönetmen ve senarist: Lukas Moodysson

    oyuncular:

    Oksana Akinshina, Artyom Bogucharsky, Lyubov Agapova, Liliya Shinkaryova, Elina Benenson

    konu şöyledir efendim: lilya britney spears ile aynı gün dogmakla övünen, sıradan ergenlik bunalımları içerisinde normal bir kızdır. yatmadan önce her gece kutsal saydıgı bakirelerden birine dua eden iyi niyetli lilya, annesiyle beraber yasamaktadır. annesi birgün amerikaya gitme kararı almıştır. lilya her ne kadar duruma cok sevinsede annesi lilyayı götürmemeyi, sevgilisi ile gitmeyi planlamaktadır. sonuc itibariyle lilya bir apartman blogunda tek basına yasam cabasına düşer. bu sürecte ondan cok da farklı sayılmayacak yasca lilyadan küçük ablalık yaptıgı tinerci bir cocukla tanısır. birbirlerine sıkıca kenetlenseler de hayatın acımasız yönünü beraber tatmak zorunda kalırlar. lilya sevgilisiyle isveçe gitmyi planlamaktadır. lakin hiçbirşey umdugu gibi olmaz.

    teması itibariyle derinden etkileyici film fuhuş sektörüne alet olmuş cocuk denebilecek kızların hayat hikayesini anlatmaktadır. aynı konuyu işleyen diğer fillerden bunu yaparken duygu sömürüsü yapmak yerine gerceği tokat gibi yüzümüze yapıştırmış olması sebeyle ayrılmıştır. hiç tanımadıgımız cok uzakta fuhus sektörüne alet olan genc kızların kaderinde nasıl etkimiz oldugunu göstererek yüreği burkan yapım böyle bir dünyada yasamak istemiyorum hissiyatı vermektedir.

    rammsteinın sert müziğiyle daha da anlam kazanmıstır..
    5 ...
  4. 27.
  5. lukas moodysson isveçli bir yönetmen. daha önce de lilja 4-ever benzeri filmlere imza atmasına karşın ben onu bu filmle tanıdım. iyi ki de tanımışım. bu film bir yeşilçam filmi değil, bu film duygu sömürüsü hiç değil. çünkü göz önünde olup da ses edilmeyen hiçbir konu duygu sömürüsü değildir. buna rahatsız etmek denir, sinekler gibi. ve lukas moodysson da o sineklerden biri, sinema sektörünün vızıldayan sineklerinden, işlediği konulardan ötürü kendine bütçe bulmakta zorlanan, kısıtlı imkânlarıyla seyirciyi sokabildiği kadar sokan bir sinek.

    --spoiler--
    lilya 16 yaşında. saçları sarı, kısa kesim. gelecekten umutlu. amerikan rüyası.
    lilya'nın annesi ve erkek arkadaşı. lilja terk edilir. anne ve erkek arkadaşı gider. amerika'ya.
    lilya ve küçük volodya. bambaşka. hayaller. gerçekler. hüzün ve sefalet içinde gülümsemeler.
    lilya aşık olur bambaşkasına. sever. gelecekten umutlu. isveç rüyası.
    lilya. pazarlanır. satılır. rüya yok. salt gerçek. öldüresiye.

    oksana akinshina bir rus. film çekildiği sırada 15 yaşında, lilya 16 yaşında. oyunculuğu sade, inandırıcı. yönetmenle tercüman aracılığıyla anlaşmasına rağmen, ikisinin bir şekilde iyi anlaştığını film bittiğinde anlıyorsunuz. oksana lilya oluveriyor 109 dakika boyunca. daha filmin en başında, senaryo lilya için "foreshadowing" yapıyor, lilya annesinin ardından koşarken çamura düşüyor, batağa, kire. volodya... on iki on üç yaşlarında bir yalnızgezer. basketbolu seviyor, ünlü basketbolcuları tanıyor, hayaller kuruyor, bir basketbol topu bile yok(tu), sokağa absürdçe dikilmiş potaya tenekeyle basket atmaya çalışıyor, balisever, hayatın farkında, umursamaz. lilya'yı seviyor, büyük gibi hem de, büyümüş de küçülmüş diyemeyiz ona, gri gıpgri bir hayata doğmuş, aile sevgisinden mahrum bırakılmış, her gün babanın cinnetlik davranışlarını çekmek zorunda kalmış, hızlı büyümek zorunda kalmış ve evine gitmektense kendine başka bir yerde, terk edilmiş bir binada yer bulmuş kendine, evinden daha güvenli bir yer, nefes alabildiği bir yer. lilya... volodya'yı seviyor, ama bir kardeş gibi, arkadaş gibi, her defasında araya mesafe koymasını biliyor. birlikte hayaller kurup birlikte uyuyorlar. hayat iğrenç, sığınabildikleri tek yer, küçücük minimalist bir oda. aynı giysiler, aynı mekanlar, aynı insanlar. yüzüne fahişe diye bağıranların tecavüzüne uğradığında dahi istifini bozmaz, hayatının ipleri onun elinde değildir artık, seçme şansı diye bir şey yoktur, oradan oraya sürükleniyordur sadece. ve sonra, haritada yerini bile bilmediği bir yere, yeni tanıştığı birinin sözüne güvenerek, basbayağı çaresiz bir umutla, gider. başkalarının yaşamlarına müdahil olmak isteyen, onlara varolma hakkı tanımayan insanlar isveç'te de karşısına çıkar.

    filmin başında yazılanı hatırlamak gerek. "bir zamanlar sovyetler birliği'nin olduğu bir yerde." estonya'da. yönetmenin derdini anlamak için bu ibarenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. ve sonra gözümüzün içine içine sokulan mcdonalds, hatta paran yoksa seni kapı dışarı eden marketler. kapitalizmin bireyciliği yücelten, kadın da dahil her şeyi "alınır satılır" olarak gören özelliği. insanlar arası rekabet, eşitliğin yerini rekabete bırakması nedeniyle her şeyin mübah olduğu anlayışı. daha geniş okumalar yapılabileceği kesin, ama lilya'yı oradan oraya savuran kapitalizmin ta kendisi. sen insan değilsin, sen parasın.

    lilya başka bir ülkede esir hayatı sürerken, yine fahişe olmuştur orada, sex ticaretinin bir parçası, volodya intihar etmiştir. hapları yutmuş ölmüş ve yerde yatan vücudunu dürteleyen komşu kadın öldüğünü anlamamıştır bile. bu sahne bile, çocuğun yokluğunun kimsenin hayatından bir şey eksiltmeyeceğinin belgesi gibidir, volodya kurtulmuştur, kurtulmuş ve bu gri varoşlardan cennete yükselip kanatlarıyla lilya'nın yanına inmiştir.

    lilya art arda, ard arda kullanılır, aşağılanır, istismar edilir ve kamera asla lilya'nın çıplak bedenini göstermez. farklı yüzler kızın üzerinden geçerken, kamera lilya'nın yüzüdür artık, ve seyirci kameradan adamların yüzlerine bakar. lilya fahişeyse, seyirci de fahişedir, yönetmen bu sahnede seyirciyi sokmuştur, seyirciyi olmak istemeyeceği bir konuma koymuş, aşağılamış ve zorla baktırmıştır.

    lilya masanın üzerine örtü örter, örter de o masanın altına uzanır. kimse görmez onu orada, öyle sanar belki de. ona yabancı insanlar, yabancı yerlerden uzaklaşır, sadece kendisi vardır orada, uzak anılar ve volodya vardır, ona cennetinden fısıldayan. volodya kurtulduğuna sevinçlidir.

    sonra sonra kaçar lilya. kaçmak bilmediğin yerde, bilmediğin bir dille, bilmediğin bir alfabeyle, bilmediğin insanlarla çepeçevresin ve buna rağmen kaçmak. özgürlüğünü tadını çıkararak koşar. nefes nefese ve yine isveç'e gelmeden önce sahip olduğu umut içinde yeşerir. rammstein çalar. mein herz brennt. filmin başı ve sonu birleşir. mein herz brennt. lilya köprünün demirlerine çıktığında, kanatlar yeşerir sırtından, sonradan görünür olacak kanatlar.

    sex ticaretinin acı yüzü bu filmde tüm gerçekçiliğiyle karşınızda. konu beni sarmadı, umrumda değil diyorsanız, filmin sonunu açın, ölüm öncesi mutlu sonu izleyin.

    "ben gitmiyorum. kışın sebze toplanmaz, ben salak değilim!"
    --spoiler--
    4 ...
  6. 56.
  7. Acitirken dusunduren, dusundururken isyan ettiren bir film. Mutlaka izlenmesi gereken bir film, cok klasik oldu ama.
    4 ...
  8. 5.
  9. kalbim yanıyor isimli sert bir şarkıyla başlayan mükemmel film. 16 yaşındaki lilya nın ''kötü yola düşmesi''nin hikayesi. ne ''aman yazııık'' tarzı ağlatma amacı güdüyor ne de aman siz dikkatli olun diye uzaktan parmak sallıyor.filmin yönetmeninin daha sonra çektiği a hole in my heart isimli filmi türkiye de yasaklandı..
    4 ...
  10. 4.
  11. soundtrackinde rammstein'ın mein henz brennt adlı damar şarkısı kullanılan, oksana akinshina'nın mükemmel bir performans sergilediği, çarpık ilişkilerin ve de 16 yaşındaki bir genç kızın başına gelebilecek bütün kötü şeylerin anlatıldığı filmdir. izlenilesidir.
    3 ...
  12. 12.
  13. ahanda tam su anda cnbc-e de oynayan filmdir. pek bi acimisimdir bu kizcagiza, çok güzel gülmektedir.

    "kisin sebzeler toplanmaz ki salak. kendine kandiracak baska birini bul"
    3 ...
  14. 25.
  15. lilja'yı bir yere götürüyorlardı da volodya geride kaldı diye lilja'nın bir bağırışı vardı volodyaaa volodyaa diye hiç aklımdan çıkmaz. hatta o kadar sık düşünüyorum ki bu bağırışını, nedenini anlamadım. öyle işte..
    3 ...
  16. 1.
  17. isveç yapımı bir film.Film eskiden sovyet cumhuriyeti olan baltık ülkesinde geçiyor yanılmıyorsam Estonya,Filmin kahramanı 15 yaşındaki kız, annesi tarafından terk ediliyor annesi amerikaya gidiyor ama işin kötü tarafı kız onuda götüreceğini sanıyor.Tek başına kalan lilja halası tarafından kirasını ödeyemediği için evinden de çıkartılır ve izbe bir eve yerleştirilir.Lilja tek arkadaşı olan ve kendisine aşık olan 13 yasındaki volodya nın tüm engellemelerine ragmen okulu bırakır ve amerikaya gitme hayali ile klüplerde zengin turistlerle tanısmaya çalısır bir gün bunlardan biri onu isveç vatandası yapabileceğini ve oradan amerikaya gidebileceğini söyleyerek kandırır aynı zamanda bu adama aşık olan lilja tek başına isveçe gönderilir ,adam sonradan geleceğini söyler ama asla gelmez liğjanın gittiğini duyan volodya da intihar eder ,isveçte havaalanında bir yarmanın karşıladığı lija bir eve kapatılır ve parayla erkeklere pazarlanır,daha sonra bir yolunu bulan lilja evden kaçar ve geri dönemeyeceğini anlayınca kendini öldürür.*
    8 ...
  18. 13.
  19. içimi sızlattı izlerken..liljanın hayatındaki tek gerçek sevgi küçük sarışın oğlan çocuğuydu..
    2 ...
© 2025 uludağ sözlük