en kısa ve en temel olarak özgürlükçülük olarak tanımlanabilir sistem.
insan ne kadar özgür olursa, genel olarak suç denilebilecek tüm şeyler de o kadar az olur ve her özgürlük, başka bireylerin özgürlük alanı sınırında biter. liberal sistemin ana pensibidir bu.
insanoğlu yasağa meyillidir. bu meyildendir ki yasak elmayı yemiştir.
ta en başta o elma yasak olmasa, muhtemelen binlerce çeşit yiyecek arasından keşfedilmeyecek veya çok zaman sonra keşfedilecekti. ancak bir tek elma yasaklanınca, yenmesi kaçınılmaz olmuştur.*
ekonomik olarak ise anlatmak için 'sömürü' kelimesini mutlaka kullanmak zorunda kalınan kapitalizm ile karıştırılmaması gerekir. liberal ekonomik sistemde devlet küçük fakat güçlüdür. çünkü bu sisteme göre devlet, tüccar değil devlettir.
yeryüzünde henüz tam olarak liberal bir devlet olmasa da bugün güçlü denilen, gelişmiş denilen devletlerin tamamı yarı-liberal devletlerdir.
yarı-liberal yani kırma liberal bir sistemin bile ülkeleri getirdiği hal düşünülünce tam bir liberal sistemde devlet ne olurdu kim bilir.
sanılanın aksine bu sistemin paranın değil, özgürlüğün peşinde koşar.
ülkemizden popüler örnek;
kürt kelimesi en başından yasaklanmasa, kürtçe konuşanlar işkence görmese yani isteyen, kendini istediği gibi tanımlayıp istediği konuşsa, bugün kürt sorunu denen olgu bir hayalden ibaret olurdu.
veya;
vergiler, milletin kaçırmak için 40 takla atmayacağı kadar düşük olsa, temel ihtiyaç sayılan eğitim, sağlık, gıda gibi alanlarda hiç olmasa, millet düşük vergisini tam verecek, para kazanmak için daha çok çalışacak, şirketler büyüyecek, büyüdükçe devletin vergi geliri artacaktı.
bugün dolaylı ve direk vergilerle bir türk insanı, kazancının %53'ünü devlete vergi olarak ödüyor. bu vergi değil soygundur.
karşılığında aldığımız, çarpık sağlık hizmeti, yalan eğitim sistemi, bozuk altyapı, uydurma sosyal yardım.
sosyal devlet van depreminde çadırlarını çaldırırken, millet topladığı yardımları sağ salim yerine ulaştırabildi.
liberal devletlerle muhtaçlar yaşayamaz tezinin yanlışlığına en güzel örnektir.
1: yasak elma ya da yasak meyve artık her ne derseniz, benim değil genelin inandığı bir olay olduğundan örnek verilmiştir.
bireysel olarak, yasak meyve yenince avret yerleri birbirlerine zuhur oldu gibi bir inanış tarzım değil.
ya da ben, kalın kafamı böyle ince işler için yormuyorum.
kendisi gibi bir çok yöne çekiştirilebilecek ve mevcut hemen hemen tüm ideolojik yaklaşımlar tarafından sürekli eleştirilen bir düşünüş tarzıdır. marksistler ekonomik alanda bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler söylemiyle vuku bulan güçlünün daha güçlü olabilme ihtimali ve sınır tanımaz tutumunu çok eleştirmektedirler muhafazakarlar sınır tanımayan ve belli bir kalıba sığmayan yönünün tehlikesinden rahatsız olmaktadır milliyetçiler de milli ahlak ve inançlara ters düşen ilerici yönünün milli değerleri aşındırdığını düşünmektedir dinciler zaten kökten kabul etmezler zira liberalizm hiç bir gücü kendi üstünde kabul etmeyen bireyi destekler. bunlar daha da uzatılabilecek bir çok tartışmanın sadece ana hatlarıdır ama şurası da var ki kanımca tüm ideolojiler egemen olmadıkları durumlarda liberalizme ihtiyaç duyar ki onun gücü de burada yatmaktadır her türden fikir liberal düşün çerçevesinde kendisini ifade edebilir herkes kendisini savunabilir zira liberalizm bireyi ve yeteneklerini esas alır ve önünü açar bu nedenledir ki ideal düşünce tarzıdır kanımca.çölde ki bir kum tanesi kadar bile anlam ifade edemeyeceğimiz şu dünyada hayatlarımızı katı ideolojilere feda etmenin anlamsızlığını bize gösterir.
edit : eksi veren yazar bana özelden derdini yaz liberal liberal cevap verelim.
ne olmadığı konusunda net bilgiler olan ancak ne olduğu konusunda kafa karışıklığının devam ettiği düşünce sistemi. ahlaki bir şey midir, yoksa ekonomi temelli midir kafalar çok karışıktır çok. benim en sevdiğim liberalizm yorumu ayn rand'a aittir.
liberal'in kelime anlamı özgürlüktür. liberalizm de serbest piyasada ki özgürlüğü simgeler. türkiyenin ekonomisi şu anda liberalist bir şekilde yürütülmektedir. halk diliyle konuşacak olursak, uyanıklar bu sistemle köşeyi döner, kalanları da emelleri uğruna köle gibi çalıştırır ve kapitalist döngüdeki yerlerini alırlar. sistem bu şekilde çalışır. herkesin eşit olduğu bir dünyada yaşamak varken hırs ve çıkarın ön planda olduğu bir sistem olması yönüyle de dikkat çeker.
siyasal liberalizm bireyin biricikliğine, özgürlüğe, insan aklının gücüne, eşitliğe, hoşgörüye, rızaya ve anayasaya dayanan bir devlet ideolojisidir.
hiçbir zaman gelir eşitliğini savunmaz, -gelir eşitliğini sosyalizm savunur- bunun yerine fırsat eşitliğini savunur. gelir farklılıkları her insanın çalışma ve yeteneğine göre değişecektir.
fakat unutulmuş bir nokta, gelir düzeyi yüksek bir babanın çocuğu da aynı fırsat eşitliği ile nasıl başlayabilir ki? o zaten baştan torpilli değil mi?
eğer bu noktaya da mantıklı bir cevap bulunabilse gerçekten her devlet için ideal bir ideoloji olacaktır.
gerek ekonomi felsefesinde, gerekse siyaset felsefesinde devlet, toplum ve birey arasındaki tüm ilişkilerde bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran; her bireyin vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün tanınması gerektiğini savunan ekonomik ve siyasal öğretiye liberalizm denir.
liberal düşünürler, gerek her toplum ve kültürün kendi sonunu kendi içinde taşıdığı düşüncesine gerekse siyasal ve toplumsal kuruluşların insanı daha iyiye doğru dönüştürme gibi bir amaç taşımaları gerektiği görüşüne karşı çıkarlar.
devleti işlevsizleştirmek üzerine kurulu düşüncedir.
bugün devlete sallayanlar arkasını hiç düşünmemektedir. devletin varlık amacı vatandaşları yaşamları üzerinde söz sahibi yapmaktır. oysa liberalizmde devlet küçülür. sermayenin elinde oyuncak olur. bu da gerek lobiler gerekse para basıp siyasetçi satın alarak yapılır.
bir ülkenin en büyük üç-beş holdinginin patronları isterlerse o ülkeyi batırırlar. bunun en güzel örneği 2001 ekonomik krizidir. ortada gerçek anlamda hiçbir neden yokken küresel sermaye ve onun türkiye'deki işbirlikçisi tüsiad düğmeye basmış ve ekonomimiz bir anda yerle bir olmuştur. bu sayede sıradan vatandaşın cebinden yüz milyarlarca dolar çıkmış, krizi çıkartanların ceplerine girmiştir. bunun adı hırsızlıktır.
devletsizliğe övgü kadar da aşağılık bir şey yoktur. düşünsenize; bir ülke var. burada devlet yok. yalnızca şirketler var. şirketlerin sahiplerini durdurabilecek bir şey kalır mı? vatandaş yerine işçi olursa ne olur? "işten attım!" diyen patrona kim karşı çıkabilir? sivil hak yok. insanî koşullar yok. canın isterse. istemezse açlıktan ölebilirsin. tıpkı günümüzde türkiye'de olduğu gibi.
bazıları "özgürlük" diye anlatırlar bunu. "kişinin mutluluğu toplumun mutluluğudur." derler. oysa işin aslı bunun tam tersidir. liberalizmin uç noktası şirketokrasidir. paranız kadar konuşursunuz. paranız varsa her şeyi yapabilirsiniz. insan öldürüp elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezebilirsiniz. yoksa ölmekte özgürsünüz.
devlet, kişilerin değil toplumun mutluluğu, huzuru ve güvenliği için vardır. kişiler kendi mutluluklarını sağlamaya çalışmakta özgürdürler. bundaki sınırları, toplumun geneline göre düzenlemek, halkın iradesi ile devlet eliyle olur. oysa liberalizmde halkın iradesi önemsizdir. eğitim, basın-yayın gibi sektörleri ellerinde bulunduranlar halkın iradesini istediği gibi çekiştirebilir. eğitimsiz tipler yaratır. bu tipleri günde 10 saât tv izler duruma getirir. tv'de propagandasını yapar. eğitimsiz kişiler de kuzu kuzu uyarlar.
liberalizm, güçlünün özgür, zayıfın köle olduğu düzendir.
Ekonomide ve siyasette özgürlüğü önceleyen, her bireyin inanç, vicdan ve düşünce özgürlüğünün tanınması gerektiğini savunan, bireysel çıkarları için mücadele eden bireylerin toplumsal faydayı da eş anlı olarak gerçekleştirebileceğini düşünen düşünce akımı ve siyaset görüşüdür.
Liberallerin bir kısmı bütün müdahalelerden amade olmuş özgürlüğü (negatif özgürlük) savunurken, bir kısmı da müdahaleden amade özgürlüğün ability olmadan bir işe yaramayacağını, özgürlüğün bireylere fırsat eşitliğiyle birlikte (pozitif özgürlük) sunulması gerektiğini savunurlar..
batılı devletlerin türkiye'deki özelleştirmeler için kullandıkları fikir akımı.
liberal ekonomi bağlamında devlet elinde olan kâr getiren firmaların elden çıkarılması ne kadar doğru bilemiyorum fakat önemli kurumlar kesinlikle özelleştirilmemelidir. örnek verecek olursak türk telekom, tekel.
bir fransa'ya veya almanya'ya bakacak olursanız telekomünikasyon devletin elindedir. durum gayet ortada sanırım.
önümüzdeki 20 yılda dünya nüfusu yeniden iki katına çıkacak. Gel gelelim, eşitlikçi fikirler üzerine kurulu bir dünyada aşırı nüfus sorunu
çözülemez. Doğmuş olan herkesin hayatta kalacağı güvencesini bir kez verdik mi, çok geçmeden bu vaadi yerine getiremeyecek duruma geliriz. Aşırı nüfusa
serbestlik ve özgürlük arasındaki ayrımı yapamayan bünyelerin özgürlükçü sistem olarak tanımladıkları ekonomik yapılanma.
özgürlük: otomobilin direksiyonunda oturmaktır.dikkat etmen gerekir.kendini, yolcuları ve otomobili sağlıklı bir şekilde hedefe ulaştırman gerekir.kısacası sorumlulukları ve zorunlulukları olan ve/fakat kontrolün sende olduğu durumdur.
serbestlik: otomolin sağ ya da arka koltuğunda oturmaktır.yatabilirsin, etrafı seyredebilirsin, kitap okuyabilsin.şoföre bağımlısındır.o nereye giderse sen de oraya gidersin.kısacası sorumluluğu ve zorunluluğu olmayan ve/fakat kontrolün sende olmadığı durumdur.yani liberalizm.
liberalizm "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" değildir. bu motto ki fransızlar tarafından dillendirilir ve başka bir ideolojiyi anlatır.
liberalizm, liberti'nin ön planda tutulduğu ve en önemli değer olarak görüldüğü ideolojidir. liberti'nin türkçesi henüz yok. kasarsanız "serbestiyet" anlamına gelir. ama "serbest" sözcüğü "başı bağlı" demektir. liberti ile uyuşmaz. onun için ingilizler'den liberti'yi ödünç alalım.
efendim liberti nedir?
liberti engellenişsizliktir. devletin veya başka bir otoritenin bir insanı belli bir bağlamda engellememesi durumudur.
efendim liberti'nin fikri temeli nedir?
her insan kendi vücudunun ve hayatının sahibidir. dolayısıyla bana ait olanın "ellenmesine" (yani istismar edilmesine) ben müsade etmem. ha! bana ait olmayana da ben el sürmem. liberti'nin felsefesi budur.
efendim liberalizm'de devlet küçücükmüş?
hayır efendim. liberalizm hukukun en ayrıntılı ve güçlü olduğu devleti tanımlar. elinize bi amerikan mevzuatını alın bir de sscb mevzuatını alın. aradaki farkı görürsüzünüz. ayrıca liberalizm çok güçlü ve de bağımsız düzenleme ve denetleme kurumları tanımlar ve çalıştırır. dolayısıyla her türlü faaliyet bağımsız bir biçimde hem oluş anında hem de olduktan sonra çok sıkı biçimde denetlenir. "devletin az olması" devletin ekonomik faaliyette az olması demektir. yoksa sırtını dönmesi ve hiçbirşeye karışmaması değil.
liberal bir devlette hukuk her ama her işlemde ön plandadır. en ufak bir işlem için bile hukuk aranır. hukuk çok güçlü, şeffaf ve hızlıdır.
efendim liberalizm kapitalizmdir!
hayır efendim. öncelikle kendini kapitalizm diye tanımlayan bir sistem yoktur. marksistlerin toprak sahibi ingiliz köylüler için kullanılan bir sözcüğü istismar etmesidir kapitalizm. illa olsun dersen olsa olsa kapitalizm "mülk sahibi olmayanların oy hakkının olmadığı" düzendir. oysa liberal devlet tüm vatandaşlarına eşit yaklaşır. etik davranışı ödüllendirir. etik hukuk için temel bir kaynak sayılır. güçsüzlerin ve mülksüzlerin liberalizmden maksimum fayda elde etmeleri için onlara güçlendirme ödenekleri sağlar. yardım ve bağış ödüllendirilir. al bill gates'e bak. adam dünyanın en zengin adamı ama kurduğu vakıf dünyadaki devletlerin çoğunu satın alır.
efendim liberalizm şudur budur!!
git amerikaya milyonlarca evsiz insan var. hiçbirisi almanya'ya vize başvurusu için konsoloslukta sıraya gitmez. en fakir amerikalı bile bu ülkeden ayrılmak istemez. bunun da bir nedeni olsa gerek.
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak lazım gelir efendim..