birçok kereler farklı olduğu iddia edilse de, kapitalizmle tek farklı yönünün uygulama alanları olduğu sistemdir.. liberalizm bir hayat görüşü, bir ideoloji olduğundan hayatın her evresinde karşımıza çıkar. hukukta eşitlik, ekonomide eşitlik, eğitimde, sağlıkta, orda burda, her yerde eşitlik düşüncesi taşır. liberalizm'e göre aristokrat kesim, yani ülkemiz için kullanırsak beyaz türkler, hiçbir alanda burjuva kesiminden farklı muamele görmemelidir. burjuva kesimi ezmemelidir. onları da oyunlarına almalıdır. top oynarken kaleye geçirmemelidir..
peki nerden çıkmış bu eşitlik merakı?
orta çağ avrupası konusunda da bolca irdelenir ki, o dönem avrupasında, bilhassa fransasında büyük, geniş, umulmaz, aşılmaz derecede bir eşitsizlik, bir hak ihlali mevcuttur. halk sınıflara ayrılmış, bir sınıfa dahil olanlar hiçbir şekilde üst sınıfa geçememektedir. soylular, eli mahkum soylu oldukları gibi, köylüler kuşaktan kuşağa köylü olarak kalmaktadırlar. "olunmaz doğulur" mantığı altın çağını yaşamaktadır.
bu durumdan iyice sıkılan burjuva kesimi, bir çare bulmak adına düşünmeye, araştırmaya ve soruşturmaya başlar. dönemin bilgili kimselerine gidip maruzatlarını bildirirler. onlar da düşünüp taşındıktan sonra bu sistemi anlatırlar burjuvalara. ne anlatırlar yani;
toplumda bir serbestlik olacak, çalışıp kazanan burjuva sınıf atlayarak aristokrat mevkiine gelebilecek yahut alt sınıfta olduğu için ezilmeyecek, efendilerini memnun eden köylüler burjuva sınıfına çağırılabilecek, hukukta, eğitimde, sağlıkta, ekonomide, her yerde bir eşitlik hakim olacaktır. toplum görülmemiş şekilde mutlu mesut yaşayacak, refah seviyesi tavan yapacak, herkes zengin olabilecek, herkes eğitim alabilecek, herkes okur-yazar olabilecek, herkes hayatın anlamını kavrayacak, herkes her şeyde istediği kadar söz sahibi olabilecek, götü göğe ermiş, ziki taşşağına değmiş şekilde geçinip gidecektir...
en azından böyle olması istenmiştir..
peki olmuş mudur?
şöyle olmuştur tam olarak;
fransiz ihtilaliyle birlikte bu düşünceler iyice yaygınlaşmış, her bir yerde uygulanmaya başlamış, burjuvalar artık daha serbest bir hale gelmiştir. toplumda gerçekten de bir serbestlik söz konusudur. artık aristokratlar burjuvaların saçını çekmiyor, ensesine vurup parmağına üfletmiyor, "üzerine yemek dökülmüş" deyip başını eğdirdiği burjuvanın ensesine tokat vurmuyordur. kanka olmuşlardır tam anlamıyla..
peki köylüler ne olmuştur?
onlar da "köylü" statüsünden çıkmıştır, tam bir serbestliğe kavuşmuştur. eskisi gibi mal sahibinin kölesi durumunda değillerdir. (bkz: serf) artık fabrikalarda kumaş dokuyan, makinalara yağ döken işçiler haline gelmişlerdir. burjuva ve aristokrat birbirleriyle şakalaşırken, onlar da ortamda zorunlu olarak bulunan şahsiyetler olmuş, esprilere gülmeye, kendilerine yapılan şakaları hoş karşılamaya çalışmaktadır. birçoğu halinden öyle memnundur ki, bir rüya olduğunu düşünmektedir. arsitokrat abiyle burjuva abi barışmış, mahalleye tam bir huzur gelmiştir. dahası, aralarına köylü'yü de dahil etmişlerdir. daha ne ister ki köylü.. serbestlik gelmiş, artık o kocaman şatoda oturan bıyıklı, uzun saçlı, bir sürü karısı olan adama hizmet etmek yerine fabrikada günde 15 saat çalışıp para kazanmaktadır. şimdilik verilen para azdır ama, işverenin söylediğine göre zamanla artırılacaktır. serbestlik ne güzel sistemdir..
.
.
.
.
liberalizm budur kısaca.. serbestiktir.. burjuvanın elindeki sermayeyi istediği gibi kullanıp daha da zenginleşebildiği, aristokrat'ın zaten tuzunun kuru olduğu, köylüye de "para bul, ticaret yap, sen de zengin" ol dendiği bir serbestliktir. arada tek tük para denkleştirip küçük yerler açan köylüler çıkınca da mallarının elinden alınıverdiği bir serbestliktir. her şeyin usülüne uygun yapılması dolayısiyle, o eski köylü, yeni alt sınıfın sesinin çıkmadığı zenginliktir. nasıl sesi çıksın? bulup buluşturduğu paralarla bir şeyler satın alıp bir terzi açmış, kendi yağıyla kavrulup gitmekteyken, bir gün mahallesine açılan bir dikimevi daha ucuz fiyatlarla dikim yaptığından müşterilerini kaybetmiştir. terzi, müşterilerini geri kazanabilmek amacıyla fiyatları düşürmüş, kendi kar payını çok az seviyeye indirmişse de bir faydası olmamış, dikimevi kampanya başlattığından fiyatları daha da aşağı çekmiştir, hem de hiç kar edemeyeceği kadar aşağı.. terzi de eli mahkum, indirime giderek zararına satış yapmaya başlamıştır. fakat bir süre sonra elinde avucunda ne varsa bitmiş, dükkanını kapatmak zorunda kalmıştır.
dükkanı kapattığı gece neden bu hale geldiğini uzun uzun düşünürken farketmiştir ki, dikimevi zararına satıştan hiçbir kayıp yaşamamıştır. bu nasıl olmuştur? kendisi evine ekmek götüremeyecek duruma geldiği halde, kendisinden de az fiyata, daha çok zarara dikim yapan o imalathane nasıl olmuş da kayıp yaşamamıştır? bir sağa bir sola döndüğü yatağında, en sonunda cevabı bulmuştur;
malum dikimevi zengin bir burjuvaya aittir. zararına satışa ondan çok daha uzun süre dayanabilecektir, çünkü sahibinin fazladan doluca parası vardır.
terzi, ertesi gün öğrenmiştir ki, mahalledeki bakkal, sütçü, manav, yarım dönüm arazisi olan çiftçi de aynı şekilde iflas eşiğindedir. hiçbiri kendileriyle rekabete giren büyük firmalarla başa çıkamamış, hepsinin gücü tükenmiştir.
bir gün toplanıp bu soruna bir çare bulunması için devlet denilen o kuruma gitmişlerdir. binaya girdikleri zaman kendilerini süzen alaylı bakışlarla karşılaşsalar da bir anlam verememişler, maruzatlarını bildirmek üzere yetkili mercilere çıkmışlardır. şikayetin dinlenmesi ve geri dönmeleri ancak beş dakikalarını almıştır. çünkü verilen cevap, devlet sisteminde liberalizm denen bir ideolojinin uygulandığı, herkesin her girişiminde özgür olduğu, başlarına gelenin sebebinin kendileri olduğu, ticari hileleri uygulamaları gerektiği, sabretmezlerse zengin olmalarının mümkün olmadığıdır.
köylülerimiz binadan çıktıkları vakit karşıdaki çay evine girmişler, söyledikleri çayları beklerken sus pus oturmaktadırlar. uzun süren sessizlikten sonra çiftçi konuşur;
- böyle bir sistemi niye getirmişler ki?
bir oğlu orta öğretime kadar okuyabilmiş bakkal başını sallar;
- bizim iyiliğimiz içinmiş. serbest olmamızı istiyorlarmış. köylü sınıfından çıkmamıza olanak sağlamışlar.
uzun süren bir sessizlik kaplamıştır grubu. hepsi de aynı şeyleri düşünmektedir;
"köylü olmamak, ezilmemek güzel.. güzel ama şimdi de hiç paramız yok.. o zaman hiç olmazsa karnımız doyuyordu. ne yapacağız şimdi biz?"
o sırada bir dikimevi ve bir ayakkabı atölyesinin işçi aradığını duymuşlardır. ve ayaklarına kadar gelen bu fırsatı kaçırmamışlardır elbette..
artık birer işçi olmuşlardır..
uzunca yazıyı kısaca özetlersek; liberalizm denen sistem, hayatın her alanında bir eşitlik olgusunu savunur. ama bu eşitliği sadece hak edenler görür. paran varsa oynarsın ve kazanırsın. e tabi mantıklı düşünürsek, kumar masasında küçük para koyarak büyük para kazanmayı bekleyemezsin değil mi? büyük parayı nerden bulacağın da sana kalmış tabi..
eşitlik böyle olur işte! şöyle bir söz vardı sanırsam;
"bütün insanlar eşittir, bazıları daha eşittir.."
en güzel örneklerinden biriside "büyük balığın küçük balığı yemesidir." bir dünya görüşünden ziyade aslında canlıların doğadaki yaşantılarının bir açıklamasıdır.çünkü insanlardaki kazanma hırsı hiçbir zaman köreltilemez. Adam Smith bu görüşün öncüsüdür. Bu fikre göre ekonomi rekabete dayalı olmalıdır. devlete bağlı olmayan bir ekonomide bireylerin para kazanma arzusu onu çalışkanlığa iter ve birey daha çok azmeder. bu sayede bireylerde bu sistemin işlediği ülkelerde kalkınabilir. Mustafa Kemal Atatürk 1930 lu yıllarda liberalizmi Türkiye ye getirme amacıyla Fetih Okyar a türkiyenin ilk liberal partisi olan serbest halk fıkrasını kurdurtur. fakat ülkenin çok partili sisteme henüz alışamamış olması bu partinin kısa ömürlü olmasına neden olur.Günümüzde liberelizm ile laiklik ilkesi karşı karşıya getirilmiş sanki laiklik sol görüşlü politikaların bir ürünü gibi görülmektedir. aslında laiklik ilkesi fransız ihtilalinden yani liberalizmin bağrından kopup gelmiştir.atatürkün chp nin 6 okunun üçünü liberalizmden yani (laiklik, cumhuriyetçilik, milliyetçilik) diğer üçünü sosyalizmden (inkılapçılık,devletçilik,halkçılık) olarak açıklamaktadır. tabi şuanki bazı liberal partilerin laiklik ilkesine ne kadar bağlı olduğuna bilinmez.
aslında sadece ekonomik anlamda serbestiyi değil de,insan hakları,demokrasi vb gibi siyasl hususlarda da serbestliği ve özgürlüğü savunan bir terim olmasına rağmen daha sonra sadece bir ekonomik yapılanmayı tanımlayan bir terime dönüşmüştür.
amerikanın temelini oluşturan akım.bireyin özgür olmasını ele alır,toplumu değil.yani toplumdan koparır bireyleri.
kısaca thomas hobbes'un liberalizmin anahtarı olabilecek meşhur cümlesinde olduğu gibide özetliyebiliriz homo homini lupus.
tarafsızlığı ve insanın özgür bırakılması gerektiğini savunan düşüncedir. her ideolojide olduğu gibi bunlarında aşırıları vardır, ve bu görüş ciddi boyutta bencilliği savunmaktadır.ayrıca dönek solculardan daha az zararlı olduklarını da belirtmeden edemiyeceğim.
(bkz: ayn rand)
(bkz: sinan çetin)
Liberalizmin dünyadaki serüveni Aydınlanma ile başlar; Kilisenin baskısından kurtulan insan aklı, bilimin ışığında, bireyin değerini, bireyin haklarını ve özgürlüğünü keşfeder. Tabii toplumcu düşünce de aynı sürecin bir sonucudur.
Liberallik ve toplumculuk aynı köklerden, Aydınlanma ve Endüstri Devrimi köklerinden beslenen iki kardeş akımdır. Liberalizmin temelinde her zaman belirtildiği gibi üç özgürlük yatar:
1-inanç özgürlüğü.
2-Düşünce ve ifade özgürlüğü.
3-Girişim özgürlüğü.
Bu üç özgürlük, örgütlenme özgürlüğü, eğitim özgürlüğü, oy verme özgürlüğü gibi, "bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlayan" temel hak ve özgürlüklerin esasını oluşturur.
Bu temel hak ve özgürlükler ise ancak laik ve demokratik bir siyasal rejim içinde güvence altındadır.
orta yolluluk demektir. bunlar iki kötü ideoloji vardır derler; faşizm ve komünizm. o yüzden iki tarafada yaklaşmazlar. ülkeyi faşistlerden sonra genelde satan bunlardır.
Kişi özgürlüklerinin her alanda ve mümkün olduğu ölçüde az sınırlı olması. Ekonomik liberalizm, ekonomi alanında kişilerin tam özgürlüğüdür. Siyasal liberalizim ise, siyasal etkinlikler için kişilere tüm özgürlüklerin tanınmasıdır.
liberalizm, doğası gereği kapitalizmle iç içe yaşamak zorundadır. Çünkü liberalizmin yaşam alanı ve nefes alabileceği tek yer kapitalizmdir. evrimci kapitalizm iddiası ise çok gariptir. gericileşmiş burjuvazinin siyasal sistemlerinde olan liberalizmin ise faydalı olacağını savunmak ise siyasi kişilik sorunudur.
liberalizm doğası gereği sömürüyü içinde barındırır. emek sermaye çelişkisi bulunmayan bir liberalizm ise düşünülemez. dolayısıyla emekçiler ile burjuvazi antagonist sınıflardır, birbirleriyle barış içinde yaşayabilecekleri iddiaları ise liberalizmin uydurmalarıdır. çünkü üretim araçları üzerinde hakimiyeti bulunan burjuvazi, işçilerin oluşturduğu artı değer olmaksızın yaşayamaz. burjuvazinin ekonomik ve siyasal sistemi olan liberalizmde de bu yüzden emeğin sömürüsü zorunludur, tıpkı kapitalizmdeki gibi. bu nedenlerden ötürü liberalizm kapitalizmden ayrı düşünülemez ve onun bir uygulanış biçimidir.
feodalizm gibi, kapitalizmde kendi sonunu hazırlıyor. bunun 20 yıl ya da 100 yıl sonra olması ise sadece zamanla ilgili bir sorundur. fakat kapitalizmin yükselişi geçici bir yikseliştir. bugün sosyalizmin güney amerika topraklarında yükselişini göz ardı etmek ise gerçekleri görememektir. özellikle kapitalizmin neo liberal politikaları bugün emperyalist bir çıkmaza girmiştir. serbest dış ticaret iddiası yerini gümrük duvarlarına bırakmaktadır. kapitalizmin son 20 yıllık yükselişi ise feodalizmin sanayi devriminin ilk dönemlerindeki yükselişine benzer. fakat sonraları feodalizm yıkılarak yerini kapitalist düzene bırakmıştır. bu acılı, kanlı ve uzun bir süreçti. bu gerçekleri ele alarak ise şu sonuca varıyoruz; kapitalizmin ve siyasal liberalizmin yükselişi geçicidir ve kaybolmaya yüz tutmaktadır.
Bugünkü kapitalizm ile 100 yıl öncesinin kapitalizmi benzerdir. sömürü, kan ve gözyaşı devam etmektedir. emperyalist çıkarlar üzerine kurulmuş olan sermaye ise 100 yıl önce söylendiği gibi tek bir el üzerinde toplanmaktadır. bankaların oluşturduğu mali oligarşi ise devletlerin emperyalist çıkarlarını artırmaktadır. buna karşılık neo liberal politikaların öne sürdüğü globalleşme ise tam hızıyla devam etmektedir. yani eşit bir sosyal düzen olamaz kapitalizm içinde. bunun için ya kapitalizm yıkılacaktır ya da kapitalizm ilelebet dünyayı sömürmeye devam edecektir. Kapitalizmin emperyalist çağında ise bundan 100 yıl önce söylenen şeyler aynen gerçekleşmektedir, neo liberali politikalar ile. Kapitalizmdeki tek yenilik ise sermayenin el değiştirme hızıdır. bu da teknolojinin hızından olsa gerek. yani uluslararası sermaye daha hızlı el değiştirmektedir hepsi bu.
kapitalizme ve onun siyasal sistemlerinden olan liberalizme karşı en büyük tepkiyi sosyalistler koymuştur. zamanla liberal kapitalizme karşı alternatif hale gelmiştir. fakat tarihsel anlamdaki geri çekilişi tamamen sovyet ekolünden gelen siyasetçilerin hatalarındandır. yoksa komünist hareketin çelişkilerini tartışmak bir yana kapitalizmin ve liberalizmin çelişkilerinin yanında komik kaçmaktadır. bu ikisini aynı kefeye koyamayız maalesef.
liberalizmin özel mülkiyet iddiaları ise sadece tarihsel süreci iyi okuyamamasındandır. insanoğlunun zekası son 6-7 bin yıldır hiç değişmemiştir. değişen ise sadece bilgileri olmuştur. buna bağlı olarak özel mülkiyet bir içgüdüdür demek ise yanlıştır. özel mülkiyet sınıflı toplumların ürünüdür. ilk olarak üretimi artırarak insanlığın ilerlemesini sağlamıştır. ama zamanla özel mülkiyetin oluşturduğu üretim biçimleri yüzünden çelişkiler artmıştır. bugün üretimin önündeki en büyük engellerden biri de bu özel mülkiyet tanımıdır. eski bir yazarın dediği gibi; "mülkiyet hırsızlıktır!" tabi bu söz ne kadar doğru ne kadar yamlış tartışılır fakat o başka bir konunun hikayesidir.
görüldüğü gibi kapitalizmin ve siyasal liberalizmin yükselişi geçicidir. bugün bu hareketlere karşı ciddi tepkiler vardır. tabiki de bu düzenlerin yaratmış olduğu çelişkilere karşı. şimdi düşünelim liberal kapitalist sistem ne kadar doğrudr ve ne kadar özgürlükten yanadır? herhalde bunun cevabını tarihsel süreç yakında verecektir.
siyasi liberaliz=
1)birey mümkün oldugu kadar özgür olmalıdır.
2)toplum, devlet ve devlet kurumlarına karsı korunmalıdır.
3)hukuksal alt yapı saglanmalıdır.
4)özel mülkiyet korunmalıdır.
5)din dahil hic birseyin etkisi altına almaması kisilerin mutluluklarını arayan bireyler olmasını istiyor.
6)özel yasam ile kamusal yasam ayrıstırılması gereklidir.
7)kamu alt yapı yatırımları haric hicbir yatırımda bulunmamalı.
8)anayasal devlete gecis sürelerini düzenleyen yasal düzenlemeler yapılmalı.
ekonomik liberaliz=
1)özel mülkiyetin tanınması mülkiyetin yasal güvence altına alınması.
2)özel mülkiyetin edinme serbestliginin saglanması.
3)kartellerin ve monopollerin yasaklanması
4)tam rekabet piyasasının saglanması
5)serbest piyasa kurallarının gecerli olması
6)devlet ve devlete ait bürokrasi kücük tutulmalı
7)ic ve dıs ticarette serbestlik saglanması.
liberal ideolojiyi eleştirirken ideolojiden sistem eleştirisine geçmeye çalışanların tanıyamadığı ve anlayamadığı bir ideolojidir liberalizm. öyle ki diğer bir noktada bulunan kapitalizm son yüz senede feodalizmin aksine elini güçlendirirken sosyalistler devrim adı altında ıslak rüyalar görmeye devam etmektedirler. sormak gerekir sosyalizmin dünyada bitmesi kapitalizm yüzünden mi olmuştur, sosyalistlerin beceriksizliği gibi aslında olmayan bir nedenden mi, yoksa sosyalizmin iç çelişkilerinden mi? kapitalizmi yıkıp şu haliyle sosyalizme geçme rüyası ipleri birinden alıp diğerine vermektir, suyu bir bardaktan diğerine boşaltmaktır, sömürü düzenini bir zümreden alıp diğerine teslim etmektir. şu haliyle de son 20 yılda tekrar kabuk değiştiren ve yine elini güçlendiren kapitalizm hayat döngüsünü uzatmaktadır sadece.
peki kapitalizm bu haliyle yaşayacak mıdır, hayır! yerini sosyalizme bırakacak mıdır, yine hayır! rüya görmekten vazgeçip biraz araştırıp okumak gerekir bunu görmek için. sosyalizm eşitlik vaadeden ilk sistematik kuram değildir aslında, sadece -izm'ler çağında vahşi kapitalizme en büyük ilaç olarak görülmüştür. bugünkü kapitalizm o günkü kapitalizm midir, hayır! bazı yönlerden iyiye bazı yönlerden kötüye gitmektedir.
ancak şu açıktır ki, insanoğlu ne 100 yıl sonra ne de 1.000 yıl sonra elindeki özel mülkiyetini merkezi otoriteye bırakan bir sistemi kabullenmeyecektir. bu sistem değişmek zorunda kalacaktır bu kesin ama değişimi sosyalizmin getirmesi mümkün gözükmüyor. sistem olarak kapitalizm teredilecek ve büyük ihtimalle bu terk etme yine kapitalizmin içinde farklı bir varyasyon yaratarak olacaktır. çünkü insanlar özgürleşen dünyada her zaman liberal bir düzene muhtaç olacaklardır. her zaman temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, mülkiyet ve teşebbüs serbestliğinin mevcut olduğu -ve evet arttığı-, her zaman siyasi otoritenin hak ve ödevlerinin sınırlandığı -ve bu sınırlamanın da arttığı, devletin ipleri elinde zorla tutmadığı bir düzen isteği artarak devam edecektir. liberal düzenin kendi kendini yenilemesi olacaktır bu.
liberal düzenden bahsediyorum, bugünün kapitalist sisteminden değil.
kapitalist sistem içinde yaşayan liberalizm ve liberaller hakkındaki iddialara yanıt veremeyen liberal dostlar liberalizmin yalnızca kısır bir döngüye neden olacağını ve sonunda çürüyerek yıkılıacağını görememektedirler. peki o halde neden yıkılmadı liberal kapitalist düzen?
kapitalistler elinde bulundurğu silahlar ve üretim araçları üzerindeki hakimiyetleriyle dünyayı kendilerine muhtaç etmektedir. ellerinde bulundurdukları bu güçle emekçilere "alın bunlar da sizin için" diyerekten paçavralar veriyor. sınıf bilincini yok ederek sınıfsızlaştırma çalışmaları yapıyorlar! aynı zamanda sosyalist hareketin yaptığı yanlışlar ve revizyonizm kapitalist düzenin uzunca bir süre daha yaşamasına olanak sağlamıştır.
sosyal devlet düzeninde devlet emekçilere bazı haklar vererek ve ücretlerini artırarak emekçilerin birer tüketiciye dönüşmesini sağlamaya çalışıyor. yani bunun anlamı şudur; onlara verdikleri para yaşamaları için olan paradan biraz daha fazladır. bu sayede piyasaya sürdükleri malları bu potansiyel tüketicilere satmaktadırlar. bunu yapmadıkları zaman görmüştürler ki kendi sonları hızlanmıştır. ücretli emekçilere daha fazla ücret vererek onların daha fazlasını tüketmesini sağlamak yalnızca üretimin devamını sağlamak içindir. çünkü daha fazla meta üreterek sürümden kazanırlar. yani karları hiçbir zaman değişmez. sosyal devlet anlayışının ortaya çıkmasının tek nedeni budur; üretimin devamını sağlayarak emekçileri temel tüketiciler haline getirerek düzenin devamını sağlamak. fakat bu politika ise petrol krizi ile neredeyse son bulmuştur. bir çok ülke neo-liberal politikalara geçerek sosyal devlet anlayışını yok etmiştir. bugün yalnızca iskandinav ülkeleri sosyal devlet anlayışını tam anlamıyla uygulayabilmektedir. onun dışındaki tüm ülkelerde bu düzen yerini neo-liberal düzene bırakmıştır.
gelelim liberal düzenin geçirmiş olduğu evrime. göstermelik bir evrim olan bu olgu baştan sona yalanlar üzerine kurulmuştur. kapitalist düzen içindeki liberal düzenin evrimi feodal düzenin göstermiş olduğu evrime benzer. kapitalizm son dönemlerinde ekonomik bir gelişme olan sanayi üretimine izin vermiştir. bu onun bir evrimidir fakat evrim devrime dönüşerek yıkmıştır. feodal beyler kapitalist burjuvalara verdikleri imtiyazlar sayesinde yaşayacaklarını zannediyorlardı. fakat sonu hüsran olmuştur. o dönemin devrimci burjuvazisi feodalizmi yıkmıştı. elbette liberal düzenle kapitalist düzen arasında böyle bir ilişki bulunmamaktadır. fakat liberal düzen ile sosyalist düzen arasında kısaca kapitalist düzen arasındaki ilişki birbiri ile benzerdir.
liberal düzenin faşist düzenin karşısında yer aldığı iddiaları ise almanya ve italya örnekleri ile çürütülebilir. örnek vermek gerekirse en iyi örnek almanya üstünde olacaktır. almanyada 1933 öncesi liberal bir düzen hakim sürmekte idi. yani burjuva demokratik düzeni. bu düzen ise 1929 dünya buhranı ile gitgite çökmekteydi. işte bu krizin içinde liberal burjuvaziye faşizm belası yetişir. faşist düzen finans kapitalin en gerici ve en şoven düzeni olduğu daha evvel söylemiştim. işte buı burjuva demokratik düzeninde küçük burjuvazi ve büyük burjuvazi(ki liberal olanı bu)nin desteği ile hitler diktatörlüğü kurmuştır. bunları hepsi liberal seçimler içinde olmuştur. bu örnekte görülenleri fark edememek ise ideolojik vurgunculuktan olsa gerek!
sosyalizm ise marx'ın belirttiği gibi iktidar olmamıştır çünkü zaten marx'ın döneminde bile yaşamamaktayız. marx öldükten sonraki dönemlerde kısaca 1900'lerde, marx'ın dönemi sona ermiş kapitalizm 2. buhran dönemine geçmiştir yani emperyalizm çağına. yani marx'ın iddialarının bazılarının yenilenmesi gerekmektedir. sosyalist iktdarın dünya çapında kurulamamasının nedeni ise sosyalist devletlerin beceriksizliğindendir. iktidar hırsı ile yanıp tutuşan revizyonistler "biz artık komünizme geçtik, ilerleme bitti barış içinde yaşayalım" diyerek asıl geçtikleri şeyin devlet kapitalizmi olduğunu söylememişlerdir. ve kapitalizmin restarasyonu ile de bildiğimiz hazin son! kapitalizm bu sayede en azından 100 sene daha devam edebilir yaşamaya. ama elince sonunda kendi kendini yıkmak zorundadır. fakat unutmamalıyızki; kapitalizm bile feodalizmi yıkarken 300 sene kanlı bir şekilde uğraşmıştır. bu gerçekleri göz önünde bulundurarak konuşmalıyız bence.
liberal sisteminn en iyi düzen olduğunu iddia edenler ise şu gerçeği unutmamalılar; liberal bir sistem ancak ileri kapitalist düzenelerde emeği sömürerek gerçekleşir yani emperyalizm ile. işte bu emperyalizm dünyanın canına ot tıkamaktadır. dünyanın yalnızca onda biri zengin geriye kalanları açlıktan ölüyorken varsın olmasın o sistem. yoksa insan insanlığından utanmak zorunda kalıcaktır!
liberalizmin özgürlük konusunda talepleri vardır.o insanların özgürlüklerini ve özgürlüklerin önündeki tüm engellerin kalkmasını ister.devletin icinde ticaretin gecerli olmasını ister.siyasal özgürlük,insanların kendi geleceklerini daha saglıklı yasayabilmeleri icin kendi secimlerini kendilerinin yapmasını ister.demokratiktir her fikre acıktır.anti dinci bir akımdır.reel politika liberaller icin cok önemlidir.toplumda sorun varsa bu sorunları reel cözümlerle ortadan kaldırmak gereklidir. liberalizmde kisiye güven vardır.liberalizmin getirdigi bu düsünce demokrasinin gelismesini ve bugünkü bilgi toplumuna gecisi saglamıstır.liberalizm anayasal devletin olusmasını saglamıstır ve tarım toplumundan sanayi toplumuna gecisi ön görmektedir.
kapitalist sistemin yaşaması için gerekli ortamdır liberalizm, açıklamak gerekirse ekonomik bir düzenin* yaşaması için gerekli sosyal, yasal vs. geniş bir sistemdir.* hiç bir şeyin uygulanış biçimi olamaz çünkü bir sahanın kenar çizgileri gibidir, hareket alanını ve sınırları belirler. hem teoride hem uygulamada faşizmin tam karşısında yer alır. kapitalizmin uygulanması için faşist bir ortam gerekebilir, sosyalizmin uygulanması için de gerekebilir çünkü bunların ekonomik yönden uygulanması gerekir, liberalizm için ise yasal, hukuki düzenlemeler gerekir tamamen farklıdır.
sosyalizm asla bir alternatif olamamıştır tarih boyunca ve marx kitlelerin* devrim yapması konuunda büyük bir hataya düşmüştür. bu hata liberal düzen içinde gelişen kapitalist sistemin geçireceği evrimi öngörememek olmuştur. kısacası kapitalist sistem vahşilikten vazgeçip işçilere seslerini kısacak hakları parça parça vererek sosyalizmin çanağına ot tıkamıştır, olan budur. yani kapitalist sistem faşizme başvurmak zorunda da kalmamış, iddia edildiği gibi yerini sosyalist iktidara da bırakmamıştır. selam olunur.