güldürüken düşündürmeliyim de aynı zamanda diye düşünen insan. düşündürme kısmı tamam da güldürme özelliğini artık yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştır.
son zamanlarda televizyondaki halleri de beni iyice ifrit etmeye başlamıştır. hayır andropoza mı girdi diyeceğim ama bu yaştan sonra ne andropozu. öyle kendini bir şey zannetmeler, ona buna bok atmalar, tartışmaya polemiğe girmeler filan gözümdeki levent kırca'ya yakışmıyor.
acaba popüler kültürün çekim alanına girdi şimdi de çıkamıyor mu diye düşünüyorum. böyle düşündüğüme göre demek ki düşündürme özelliğini hala kaybetmemiş. ama söyleyeyim cepten yiyorsun sevgili levent kırca, sen de kaybolup gidenlerden olursun mazallah..
skicim espirisinden ve hiçbir alkollü benzerini görmediğim sarhoş taklidinden başka hatırlanacak hiçbir üretimi olmayan popülist komik.*
en kıytırık magazin programlarına katılıp, daha yoz bir seviyeye düştükten sonra benim burda ne işim var diyerek sözde magazin kültürü eleştirisi yapar, savaş ay a benzer bu tavrı ile,
genç ve başarılı komikleri kıskanır,
terbiyesizdir, siyaseten çok ters olduğum bir bayan bakan hakkında bekaret- örümcek ağı espirisi yapmış, köteği yeyince 1.5 saatlik bir açlık grevi gerçekleştirmiştir.
fakat ne e olsa tiyatrocudur, dokunulmazlığı vardır, hürriyet kahramanıdır.
Son zamanlardaki asi kukremeleriyle "bayan olsa menopoza girdi" diycem ama yok degil.Acaba Show tv de yayinlanacak olan yeni programi için simdiden reyting'mi topluyor diyede merak ettigimiz komedyendir.
Hadi bakalim,sonu hayrola...
yaşlandığını ve zamanının geçtiğini kabul edemeyen, bunun yanında magazine malzeme olarak popüleritesini geri kazanabileceğini zanneden, saldırgan ve kavgacı komedyen eskisi.
sarhoş tiplemesinden başka akılda kalan bir icraatı olmayan komedyen.
yıllarca, ''güldürürken düşündürmek'' gibi bir formata bağlı komediler sergiledi ve sonunda da unutuldu gitti.
son zamanlarda sanırım andropoz'un da etkisiyle, cem yılmaz'a laf atıp, trt'de program yapmak için emine erdogan ile görüştüğünü açıklayarak, az da olsa içimizde var olan kredisini tüketmiştir...
silik ve iç sıkıcı komedyenlik hayatının gitgide dibe vurması sonrası kafayı cem yılmaz'a takmış durumda. sürekli lüzumsuz kıyaslamalar ve posta koymalar. durmaksızın konuşuyor. yahu kendi de bilmiyor mu, cem yılmaz'ın cebinden 40 tane levent kırca çıkaracağını.
--spoiler--
Geçen haftanın magazin gündeminde kaybolan bir açıklama Levent Kırca'dan geldi. Belki kendisini toplumsal belleğimizden tamamen silmek isteyenlerin sayısı az olmadığı için kimse üzerinde durmadı, ama bir zamanların en önemli şovmeni televizyonda artık iş bulamamasının sebebini açıklıyordu. AKP iktidarı kendisine karşıymış, o yüzden hangi kapıyı çalarsa çalsın Olacak O Kadar'ı yapamıyormuş...
Sahiden öyle mi, durup bir düşünmek lazım. Düşmüş şovmenlerde sık görülen bir hastalıktır bu. Kendilerine dışarıdan bakamadıkları için yıllar süren şaşaanın ardından bugün düştükleri durumun sorumlusu olarak birini ararlar. Levent Kırca da birden muhalif kimliğini hatırlayıp hazır ulusalcı tepkiler çoğalırken iktidara karşı cephenin yanında yer almayı uygun görmüş belli ki.
Halbuki kendisi bu ülke iktidarlarının belki de en çok kremasını yiyen isimlerden biri. Bugün ekranlarda değilse, bunun Türkiye'nin büyümüşlüğüyle, gözünün açılmışlığıyla daha çok ilgisi var. AKP’nin gündeminde bile olduğu düşünülemez.
Her toplumda olduğu gibi, Türkiye'de de popüler kültürde kimi uyanış anları vardır. Zamanında çok sevdiğiniz, bağımlısı olduğunuz figürlere karşı aklın başına gelmesidir, uykudan uyanma anıdır. Kimi zaman birileri tetikler ya da toplumlar kollektif bir kararla bir sabah uyanırlar ve birilerini artık sevmediklerine, ona artık gülmediklerine karar verirler.
Bazıları kendi sonlarını Güner Ümit gibi getirir. Bazılarının, mesela Hülya Uğur’un miadı dolmuştur çünkü ondan çok daha fantastik uzay figürleri çıkmıştır ekrana. Yahut Okan Bayülgen bir gece yarısı bize Cem Özer'in aslında ne kadar beceriksiz olduğunu söyleyerek sarsmış, gözümüzü açmıştır.
Levent Kırca'nın sonu da benzer oldu: Bir sabah uyandık ve onun artık komik olmadığını fark ettik hepimiz. Nasıl ki bir anda yıllar süren Bizimkiler'e ilgi kaybolduysa Levent Kırca da artık güldürmüyordu.
Bu noktaya gelinmesinde Kırca'nın kendi payı büyük tabii ki. Kendi sonunu kendi hazırladı, denebilir.
Her şeyden önce, yıllarca sahte bir kimlik yansıtmaya çalıştı hepimize; fakir edebiyatı, halk adamlığı rolleri arasında lüks villalarda oturduğunu, lüks arabalarla gezdiğini gizlemeye çalıştı. Bunlar ayıp değildi elbette, hakkıydı da, ama gizlemeye çalışmanın da bir anlamı yoktu.
Yahut, bir açıklık grevi tertiplemeye çalıştı ki kendisinin sonunu getiren belki de son skeç buydu. RTÜK'e karşı tepki adına hiç kimseyi inandıramadığı bir açlık grevi girişimi tezgahlamaya kalktı, ama sonra da yoğun istek üzerine bundan vazgeçti.
Mesela kalktı Belediye'yle kavga etti, Dolmabahçe’de çadır kurup tiyatro yapmak için kampanyalar düzenledi. Sonra o çadırı sattı, orası bugün G-Mall adıyla bilinen sinema, spor salonu, süpermarket kompleksine dönüştü. Hani sanat için onca kavga edilmişti, sanat için izinler alınmıştı, nasıl birden ticari bir satışa dönüşüverdi o tiyatro?
Ekranın önünde ise meşhur ayyaş tiplemesinden bir öteye gidemedi. Onun dilini konuştuğu, taklit edebildiği, dönemin rengine adapte olduğu siyasiler sahneden çekilmişti artık. Özal ölmüştü, Demirel artık renkli ve gündemde değildi. Yeni malzeme bulamadı, Küçük Hüsamettin de ilginç olmaktan çıkmıştı. Çoğunluğun Küçük Hüsamettin'e geçip, zamanında küçümsediği bu lumpen kültürünün egemenliğini ilan ettiğini hesaplayamadı, göremedi. 80'li yıllardaki diskurla idare edeceğini sandı ama yeni televizyon izleyicisi ona adapte olamadı...
Ama en büyük günahı ısrar etmesiydi: Biraz daha fazla para uğruna o kanaldan bu kanala zıplayıp durdukça tekrarlarıyla aslı birbirinden ayrılmaz oldu, habire ekranda görününce yüzünü eskitti. Bir an bile durmayı bilemedi, köşesine çekilip bekleyemedi, yeni malzeme için çalışacak zamanı yaratmadı. Daha çok para kazanmak, daha çok sözleşme yapmak kendini yenilemekten hep daha önemli oldu.
Eğer dursaydı... Bugün belki 80'lerde ilk patladığı TRT günlerindeki kadar fenomen olmayabilirdi, ama kesinlikle daha saygın olurdu. Dursaydı, biraz kendine dışarıdan baksaydı, biraz eleştirilere kulak assaydı çok daha kıymetli hatırlanırdı...
Ama bakıyorum, şimdi hâlâ durmamakta direniyor... Oysa insan emekliliğe de alışmalı.
10 yaşımda izlemeyi bırakmakla iyi yaptığım program hep aynı konu ve tema üzerinde geçen skeçler demode espriler ve daha aptalca şeyler ve arkasındaki yeteneksizler ordusuyla iğrenç bir program ama jet ski esprisi vasatı aşmıştır.