mü'min'in en önemli vasfı ferasettir. umarız bir gün bu yazarımız da nasiplenir bu durumdan. ömer gibi faruk olmasını beklemiyoruz ama en azından apaçık gerçekleri görebileceğini umuyoruz.
şahsıma, şiirleriyle yarıyor yazıyor demiş efenim, yarmadım yolların sokakların önemini anlattım http://www.izlesene.com/v...ayi-seref-sayariz/1455490
''toprak altında yatmayı şeref sayarız'' sayın halide edip adıvar'ın bu sözlerinde olduğu gibi cumhuriyet'in yollarda kazanıldığını belirtrmek istedim..
gerçekleri yazan ve bu yüzden gerçekleri baskı ile örtmeye çalışan sapık bir ideolojinin yobaz köleleri tarafından sevilmediğine tanık olduğum, pek de sikinde olmadığını düşündüğüm yazar.
gerek son zamanlarda gördüğüm kadarıyla, gerekse 3 günlük sosyolojik deneyim esnasında gördüğüm kadarıyla, kendi fikirlerini mantık çerçevesi içinde, güzel bir üslupla anlatan, bölücülük veya yıkıcılık değil, yapıcılık yanlısı tebrik ettiğim yazar.
inanmayanlara kendi inancını dayatıp sonra da "size ne kardeşim; nasıl olsa inanmıyorsunuz" diye saçmalayabilen yazar.
yani diyor ki aslında; "ben inancım gereği her türlü saçmalayabilir, birilerini yaftalayabilir, birilerine inancımı dayatabilirim; ama o birileri bunları eleştirirse, bunlara karşı gelirse kutsalıma saldırdığı için cezalandırılmayı haketmiştir !" hadi ordan seksi!
saçmalama kapasitesinin okuduğu kutsal kitaplarla doğru orantılı olduğunu düşünüyorum.
kutsalıma hakaret türküsünü dilinden düşürmeye niyeti olmayan şey.
senin kutsal saydığın kitabının basım aşamasında yapılan teknik hatalardan bile bahsetsem tepkin "kutsalıma hakeret var yaee" olacak. iyisi mi sus! sana mı kaldı bana doğru yolu göstermek! bu ne büyük bir kibir!
kutsalını oku, hidayete er. misyonerliği, dayatmayı tebliğ ile kamufle etmen de yakışmış sana. incil'i "tebliğ" eden (bkz: zirve yayınevi katliamı) insanların boğazını kesen zihniyet benden saygı beklemekte!
bir kez daha geri dönelim rüzgarına aşkın...
zaten ayaklarımızı kesti tüm topraklar!...
bilir misin her yan jigolo çocukları dolu
gökyüzünden, yıldızlar aktı hep!...
ardından durgunluk
ve cümleler bütünü kalmadı çünkü; cümlelerin katilleri vardı...
biz niye yazıyorsak?
çünkü cümleler öldü!...
letis'e armagan ettiğim cümleler bütünüdür!...
pkklı hümanist ayaklarına yatan terörist yazarların nefret dairesine dahil ettikleri yazar. biz sana demiştik, bunlar laftan anlamaz deyu. terörizm var onların hamurunda.
(#15153421)
bu konuda beni ve buradaki insanları biraz aydınlatması gereken şey.
bu ülkede geyrimüslimlere başka hangi dine mensup insanlar eziyet etti, ediyor?!
örnekleri ve belgeleriyle alalım.
öyle havada asılı duran, moda kelimelerle (liseli) süslenmiş laflar sallayarak ancak kendi kuşağının o pırıl pırıl yıkanmış beyinlerinde yankılanacak anlamsız uğultular yaratırsın!
arkana aldığın üç-beş çapulcunun gazıyla altından kalkamayacağın laflar etmemelisin. ben lisede okurken, bu ülkede kimse kimsenin dinini sorgulamıyordu; o kadar eskiyim yani. bu ülkede kimi soysuzların, araplardan devşirme biat kültürünün yarattığı "çıkar için bağlılık" felsefesini benimsemiş olmaları yeterince mide bulandırıcıdır. bunun üstüne bir de, her türlü ayrımcılığı körükleyip, ardından kenara çekilerek türlü türlü baskı ve şiddet yöntemleriyle insanları sindirmeye çalışanların dinleri hakkında hedef şaşırtman da iğrençliğin daniskası!
evet,
sivasta 37 insanı yakanlar hıristiyandı!
o insanlar yanarken omuzunda çocuğuyla seyredenler hinduydu!
ramazan ayında oruç tutmadığı için insanları linç etmeye kalkışanlar yahudiydi!
sırtına allah dövmesi yaptırdığı için tgrt televizyonu tarafından hedef gösterilen
ve ertesi gün öldürülen oğuz atak'ı öldürenler ve gün boyu o barmeni hedef gösteren şerefsiz medya sünepeleri budistti!
sayısız cinayet, tehtid, adam kaçırma eylemlerine imza atan hizbullah bir pastafarian terör örgütüydü!
daha fazlası da var; zaten biliyorsun!
bunları ve buraya yazmaya gücümün ve vicdanımın yetmediği sayısız olayı, bu insanların hangi dinden ilham alarak gerçekleştirdiğini belirtmen gerekmekte.
bu konuda söyleyecek lafın yoksa da, haddini bilip sonsuza kadar kapat çeneni!
evet, madımak oteli'nin altına katliamdan sonra kebapçı açanlar da japon ateyizlerdi!
hizbullah'la ilgili saçmalamalarına gelince;
hizbullah; "allahın partisi" , "allah taraftarı".
hizbullah (türkiye);
4 Ocak günü Hizbullah davası sanıklarının TC yeni yasal düzenlemeleri (CMKnın 102. maddesinin 31 Aralık 2010da yürürlüğe girmesi) ile gerçekleşen tahliyeler, Türkiyedeki hukuk sistemi ile ilgili yeni bir tartışma yarattı. Bu arada 1990lı yıllarda önce Irak sınırına yakın illerde, daha sonra istanbul-Mersin dâhil pek çok ilde adı sıkça duyulan Hizbullah örgütünün ne olduğu yeniden sorgulanmaya başlandı. Bu yazıda, Lübnanda siyasi parti haline gelen Lübnan Hizbullahından ayrı ve Hizbullah (Türkiye) adı verilen örgüt hakkında bilgiler verilmeye çalışıldı.
Hizbullah Örgütünün Ortaya Çıkışı
1980li yıllarda Diyarbakırda Hüseyin Velioğlunun elebaşılığında ilim kitapevi, Fidan Güngörün başını çektiği Menzil kitapevi etrafında toplanan iki gruba yakın insanlar tarafından oluşturulan faaliyetler Hizbullah diye bilinen terör örgütünü ortaya çıkardı.
Her ne kadar Lübnandaki Hizbullah örgütü ile aynı adı paylaşıyor olsa da, aralarında herhangi bir bağlantı yoktur. Tek benzerlik ülkelerinde dini bir rejimi kurmak amacıdır. Ancak Lübnandaki Hizbullah terör örgütü Şii inancına yönelik bir dini devlet yapısı oluşturmayı amaçlarken, Türkiyedeki Hizbullah örgütü Sünni bir devlet yapısını hedeflemektedir. Bu farklılığa rağmen örgüt, dünyadaki tüm islam hareketlerinin coğrafi ve kültürel özellikleri dışında benzer olduğunu söylemektedir.
Örgütün ideolojisi, tıpkı iranda olduğu gibi gerekirse şiddete dahi başvurarak Türkiyedeki laik rejimi yıkıp katı dini kuralların hâkim olduğu bir yönetimi kurabilmek çerçevesinde şekillenmiştir. ismail Beşikçinin 1987de 2000e Doğru dergisine dayanarak sürdüğü iddialara göre, Doğu ve Güneydoğudaki Alevi ve Kürt yurttaşlar Müslüman Kardeşler örgütü tarafından irana götürülmekteydi. Gerekçesi ise bunlara iranda askeri eğitim verilmesiydi ve Hizbullah bağlantısı aranmaktaydı.
Örgüt, içerisindeki bölünme ve iç çekişme nedeniyle homojen bir yapı kazanamamıştır. Bu durum güçlenmesini bir süre olsun ertelemiştir. Örgüt içerisindeki bölünme 2 (iki) yönlü olmuş, bir grup şiddeti ve silahlı mücadeleyi desteklemiştir. Bu gruba ilimciler denilmiştir ve liderleri Hüseyin Velioğludur. ikinci bir grup ise entelektüel bir yaklaşım sergilemiş ve silahlı mücadeleyi ilkel bir yol olarak kabul etmiş olan Menzilcilerdir. Liderleri ise Fidan Güngördür. 400ün üzerinde kişinin öldüğü bu iç çekişme, Menzilciler liderinin ölümü sonrasında ilimcilerin güç kazanmasıyla sona ermiştir.
Hizbullahın Geçirdiği Aşamalar
Hizbullah terör örgütü 2 (iki) önemli aşamadan geçmiştir:
1979 1991 yılları arası örgütün ideolojisini oluşturması, örgüte katılması istenen kişilerle iletişime geçerek büyümesi dönemini oluşturur.
1991 2000 yılları arasında ise örgüt mücadelesini sürdürmüştür.
Örgütün ideolojisini hazırladığı, ön hazırlıklarını yaptığı ilk aşamasında Hizbullahın PKK kamplarında eğitim aldığı iddia edilmektedir. Ancak, zamanla Marksist/Leninist ideoloji üzerine kurulan PKK ile, dini değerlere önem veren ve dini rejimi destekleyen Hizbullah arasında anlaşmazlık olmuş ve 1990lı yılların başında birbiri ile çatışmaya girmek zorunda kalmışlardır. Hizbullah terör örgütünün PKK ile çatışmaya girmesinin gerekçeleri arasında PKKnın Müslümanları öldürdüğü, Ermenilerle işbirliği yaptığı ve komünizme hizmet ederek islam dünyasında bölücülük yaptığı iddiaları bulunmaktadır. Bu gerekçelerle Hizbullah özellikle Batman, Diyarbakır ve Vanda birçok PKKlıyı öldürmüştür.
17 Mayıs 1991de, Şırnakın idil ilçesinde Hizbullahın önde gelen isimlerinden olduğu ileri sürülen bakkal Şerif Karaaslanın PKK tarafından evi basıldı. Kendisi bulunamayınca annesi ve babası öldürüldü. Bu tarihten sonra Hizbullahın da Diyarbakır, Batman, Mardin ve Şırnak illerinde PKK yandaşlarına karşı misillemede bulunduğu görüldü.
Gene ismail Beşikçinin 1992 tarihli 2000e Doğru dergisinin yayınlarına dayanan iddiasına göre, Hizbullah, Çevik Kuvvet Merkezinde eğitilmekte idi. Haberi yazan derginin Diyarbakır-Batman Muhabiri Halit Güngen, haberin yayınlanmasından iki gün sonra faili meçhul bir katliama uğramıştı.
Hizbullah PKK Çatışması
Aynı bölgede PKK terör örgütünün de mevcudiyeti ve PKKnın sindirmek maksadıyla yaptığı silahlı saldırılara cevap vermesi üzerine, özellikle 1991-1995 döneminde Hizbullah, kamuoyunun ve güvenlik güçlerinin gündemine oturdu. Bu dönemde Hizbullah-PKK çatışmasında 500 civarında PKKlı, 200 civarında da Hizbullah militanın karşılıklı öldürüldüğü ileri sürülmektedir. Bu çatışmalar sürerken, MENZiL ve iLiM grubu arasında PKK ile çatışma konusunda fikir ayrılığı çıkmış, 1993te iki grubun çatışması sonucu 50 civarında Hizbullahçı ölmüştür. Daha sonra örgütün Diyarbakırı terk ettiği görülmüştür. Örgütün arşivinin ele geçirilmesi ve başarılı operasyonların sürdürülmesi ile de Hizbullah büyük ölçüde hasar almıştır.
Bu arada, 1993 yılı Mart ayında Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlunun PKK ile bir anlaşmaya vardığı ve birbiri ile değil de hükümete karşı birlikte mücadeleye girişme kararı aldığı söylentiler arasındadır.
Hem Türkiyenin başına büyük sorun açan PKK terör örgütüne karşı giriştiği eylemler hem de Hizbullah terör örgütünün henüz tam olarak bilinememesi güvenlik güçlerinde Hizbullah örgütüne yönelik bir esnekliğe neden olduğu iddia edilmektedir. Ancak, tüm iddialara rağmen Hizbullah ile derin devlet arasında herhangi bir ilişkiyi belgeler delil yoktur. Bunun yanı sıra 8 Mart 2009 tarihli Ergenekon iddianamesinde Ergenekon ile Hizbullah arasında bağlantı olduğu ve yine aynı iddianame dâhilinde 2001 yılında Hizbullah terör örgütü militanları ile yapılan soruşturmalardan Türk Hizbullahının Türkiye, iran ve israil tarafından yönetildiği iddiaları da iddia edilmiştir. Ancak 1999 2000 yılları baskınlarında ele geçirilen Hizbullahın tüm belgelerinde bu iddiaların boşa çıkarıldığı söylenmektedir. Ancak, 1990lı yılların ortalarında Batman valisinin getirttiği silahları örgütü kullanıyor olması iddiaları destekler niteliktedir.
PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalanın yakalanması ile PKKnın eylemlerinde azalma olmuş ve bu durum ülkenin doğu ve güneydoğu bölgelerinde güvenlik güçlerinin dikkatini Hizbullaha çevirmesini sağlamıştır. 1999 yılında Diyarbakırda düzenlenen operasyonlarda Hizbullaha ait 20.000 sayfalık gizli belge ele geçirilmiştir, yapılan her bir operasyonda ele geçirilen bu belgeler, disketler örgütle mücadeleyi daha kolay hale getirmiştir. 2001 yılında PKKnın sözde ateşkes ilan etmesi ise Hizbullaha bu bölgede nefes alma imkânı bırakmamış ve Hizbullah örgüt üyeleri istanbul, izmir gibi ülkenin batı bölgelerindeki şehirlere yerleşmiştir.
Örgütün sona ermesini, ya da en azından etkisizleştirilmesini sağlayacak en önemli baskın 17 Ocak 2000 tarihinde istanbul Beykozda bir eve düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildi. Bu baskında örgüt lideri Velioğlu öldürülmüş ve örgütün iki önemli ismi olan Edip Gümüş ile Cemal Tutar yakalanmıştır. Bu baskında ele geçirilen belge, video gibi hukuki niteliği olan deliller güvenlik güçlerini örgütün Akdeniz bölge lideri Mehmet Emin Ekiciye götürmüştür. Daha sonra ise örgütün askeri lideri Mahmut Demir yakalanmıştır.
Öte yandan, Hizbullahın iranla bağlantısı iddiaları da, 2000 yılı Mart ayında Hürriyet gazetesinde Hizbullah lideri Velioğlunun Tahranda iranlı yetkililerle birlikte çekilmiş fotoğraflarının yayınlanması ile ortaya çıktı.
TBMMde daha sonra Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu adıyla kurulan araştırma komisyonunun konuyla ilgili raporunda, Hizbullah ve köy korucularının da dâhil olduğu birçok cinayetin varlığına işaret edildi. Keza bu raporda TSKnin Hizbullahı Güneydoğudaki eğitim kamplarına destek verdiğinin belirtildiği de ileri sürüldü. Pek çok köy korucusu ile PKK üyesi olduğu ileri sürülenler ile rakip aşiret üyeleri de bu faili meçhul cinayetlere kurban gitmişlerdi.
Hizbullahın ileri Sürdüğü Felsefe
Örgüt, toplantılarını camilerde ve ev ortamlarında yapmaktaydı. Aynı zamanda Hizbullah örgütü dini kitapların satıldığı ve halka iletilmesi gereken mesajların yayıldığı kitapevleri açmıştır. Bu kitapevlerinde irandan ve diğer islami ülkelerden birçok kitap Türkçeye çevrilmiş ve örgüte taban oluşturması amacıyla bu çevirisi yapılmış olan kitaplar buralardan satılmıştır. Örgüt toplantılarını düzenlediği camilerde kontrolü ele geçirebilmek için kendisine karşı çıkan imamları da dâhil olmak üzere bazı dindar kişileri öldürmüştür, bu şekilde camiler Hizbullah örgütü için güvenli bir ortam olmuştur.
Hizbullahın felsefesinde; Kendilerinden olmayan Müslümanları kafir ve münafık etiketiyle ötekileştirme, şiddetin sınırlarını aşan vahşete dayalı katliamlar yapma, bu hareketlerinde de meşru ve din adına olduğuna inanmışlık vardır. Dini kavramların ve öğretilerin istismarına yönelik bu Hizbullah ideolojisi Frankeştayn ideoloji olarak da adlandırılmaktadır.
Örgütün düzenlediği eylemler ise kendi içinde benzerlik taşımaktadır. 1990lı yılların ortalarında islam dinine uygun davranış sergilemeyen kurumlara, mekânlara saldırı düzenlemişlerdir. PKK yanlısı siyasi parti üyeleri ve Hizbullahı desteklemeyi reddeden dindarlar hedef alınmıştır. Hizbullaha üye olanlarla yapılan mülakatlar ve özgeçmişleri incelendiğinde, Türkiyenin güneydoğu illerinde PKK terör örgütünün baskı, yıldırma ve şiddet politikalarının etkisiyle pek çok insanın Hizbullaha katıldığı ortaya çıkmıştır.
1992 yılında Neve Şalom Sinagoguna saldırı düzenlenmiştir. Ülkenin batı bölgelerine gidildikçe zengin işadamlarına yönelik para sızdırma eylemleri ile düzenlenen suikastlarda artış gözlemlenmiştir. Zengin işadamlarından sızdırdıkları paranın yanı sıra, örgüt gasplarla da gelir elde etmiştir. 1999 yılı son altı ayı içerisinde diğer islam yanlısı gruplarla işbirliği içinde olan 200den fazla sayıda Kürt işadamı örgüt tarafından kaçırılmıştır. Eylemlerde bir süre sessizlik yaşanması sonrasında 2003 yılında istanbulda sinagog, HSBC Bank ve ingiliz Konsolosluğuna düzenlenen saldırılar ile Hizbullah örgütünün adı tekrar gündeme gelmiştir.
Hizbullah ile ilgili Bazı Bilgiler
Örgütün militan profilini ise ekonomik ve sosyal açıdan düşük gelirli ve işsiz kişiler oluşturmaktadır. 1999 yılı tahminlerine göre 4.000i silahlı olmak üzere 25.000 civarında örgüt taraftarı olduğu düşünülmektedir. Örgüt üyelerinin 4te 1ni hiç eğitim almamış kişiler ile 4te 3ünü ortaokul mezunları oluşturmaktadır.
Örgütün hiçbir yayınının olmaması, izini belli etmemesine neden olmuş ve keşfedilmesini zorlaştırmıştır. Ancak polis gücünün stratejik bir şeklide yavaş ve dikkatli bir şekilde Hizbullah örgütüne yönelik operasyonlar düzenlemesi sonucu örgüt 2002 yıllarının sonuna doğru sona erdirilmiştir. Örgütün sona erdirilmesinde sadece polis gücü çalışmış ve polis, askeri güç ve MiT arasında koordinasyon bozukluğu yaşanmamıştır. Hizbullahın sona erdirilmesinde dikkat edilmesi gereken önemli bir husustur bu konu. Türk polis gücünün başarılı operasyonlarının ardındaki etkenler şöyle sıralanmaktadır:
Atılacak her bir adım büyük bir gizlilik içerisinde yapılmıştır,
8 Aydan daha fazla bir süre hiçbir kimse tutuklanmamıştır,
Son büyük operasyon beklenmiş ve hatalı adım atılması engellenmiştir,
Diyanet işleri ile işbirliği içerisinde olunmuş, din görevlileri eğitilmiştir,
Terör örgütü ile mücadelede Hizbullah sözcüğü kullanılmamıştır,
inançlı kimselerin tepkisinin çekilmemesi için hiçbir camiye yönelik operasyon düzenlenmemiştir.
Hizbullah, PKK dışında da terör faaliyetlerini sürdürdü. Türkiye ilk kez Hizbullah tarafından uygulanan Domuz bağı vahşetini Hizbullahla öğrendi. 1990lı yılların sonlarında, 2000li yılların başlarında ağzı bantlanan, elleri arkalarında ayaklarıyla birlikte bağlanarak canlı canlı gömülen insanların faillerinin Hizbullah olduğu anlaşıldı. Bu maksatla başta istanbul olmak üzere, birçok kentte yapılan polis baskınları sonucunda yakalanan zanlılar için Savcılık çeşitli hapis cezaları talebinde bulundu. Ancak, 188 cinayetten sorumlu tutulan Hizbullah terör örgütünün ana davası, 15 sanıklı olarak 10 Temmuz 2000de Diyarbakır DGMde başladı, DGMlerin kapatılmasıyla sivil mahkemeler intikal etti. Mahkeme, 57. duruşma sonunda 30 Aralık 2009da 16 sanığa müebbet hapis cezası verdi. Gerekçeli kararı Mart 2010da tamamlanarak Yargıtaya gönderilen kararla ilgili olarak Yargıtay Başsavcılığı cezaların onanmasını istedi. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi 9 ay boyunca dosyayı görüşmedi. 31 Aralık 2010da, tutukluluk süresini azami 10 yılla sınırlayan yasanın yürürlüğe girdiği için de, Hizbullah dosyası da bekleyen diğer 179 dosyayı geçen sürede sonuca bağlayamayınca, Hizbullah davasının zanlıları yasa gereği tahliye edildi.
Sonuç
Hizbullah örgütünün yargı süreci ile ilgili bu gelişmeler üzerine, örgütün sona erdiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Muhtemelen bu gelişmeyi yeniden bir çıkış için kullanmak isteyecek örgütün, yasal ve güvenlikle ilgili ilave önlemler alınmadığı takdirde, gelecekte faaliyetlerini artırarak devam ettirmesi muhtemel olarak değerlendirilmektedir.
fen-edebiyat fakültesi öğrencilerinin öğretmenliği hak etmediklerini yazmış. kendisi de fen edebiyat öğrencisiymiş ve "hak etmiyor"u şöyle hecelemiştir "ha-ket-mi-yor." evet gerçekten
"hak-et-mi-yor" muş bu fen-edebiyat fakültesi öğrencileri öğretmenliği kendisinden anladık.
komik bir yazar. bazı entryleriyle gülmekten òldürüyor. keşke bu kahkahaları onun suratına bakarak da atabilsem diye içlenmişimdir hep. bu arada pardon,
(bkz: son cümleyi popom yazmış panpa)