"neden leblebi?" diye sormaya vesile olan ilginç tabir. sanki leblebi gibi gol atan futbolcuda bir piçlik varmış gibi hissettiriyor. ne bileyim kesin bu tip insanlar küçükken mahallede gulle oynuyodur, herkesin tasosunu çalıyodur, kavgaların elebaşıdır. bence öyle.
bu ilginç tabirdeki "leblebi" sözcüğünün hikayesi şöyledir efenim ;
çorum'un ücra mahallelerinin birinde, karanlık, soğuk, puslu, güzel, karanlık - demiş miydim? hadi ya - bir gece yaşanıyordu. bir gece önce diğer mahalleye farklı bir şekilde mağlup olan küçük veletler, bu ağırlıklarından büyük psikolojik baskıyı kaldıramadıkları için ertesi gün dışarı çıkmama kararı almışlardı.
o gün takımın kalecisi mehmet'di. o kadar skindirik goller yemiş, o kadar çok topu elinden kaçırmıştı ki... kaleye 1.5 metre boyunda bir kütük koysalardı, kesinlikle daha az gol yerdi.
mehmet bunun farkındaydı. arkadaşlarını diğer mahalle karşısında küçük düşürmüş, şereflerini beş paralık etmişti. olayın üzerinden bir gün geçmiş olmasına rağmen, hala üzülüyordu. aklına getirmemek için pek çok şey denemişti.
...
odasındaki 37 ekran televizyonda, 20 milyonluk atarisinde, daha önce 4 kez bitirdiği snow bros'u oynuyordu.
tam 47. bölüme gelmişti ki, kapı çaldı. annesinin gerzek arkadaşlarından biri olduğunu düşündüğünden, kapıyı açmaya yeltenmedi. 10 saniye geçmemişti ki;
- memeeeeet, arkadaşın kapıda.
mehmet şaşırdı. oyunu durdurup odasından çıkarken, kapıdaki arkadaşının kim olduğunu düşünüyordu. daha dün şereflerini iki paralık ettiği mahalle arkadaşlarından biri gelmiş olamazdı. muhtemelen sınıf arkadaşlarından biri ödevleri, yarınki dersleri felan soracaktı. tabi tabi, öyle olmalıydı...
koridor boyunca ilerledi, annesinin çarpmasın diye kapı arasına sıkıştırdığı terliği çekti, kapıyı araladı.
karşısındaki, dünkü maçta kendisine en çok kızan, mahallenin ronaldinho'su * gökhan'dan başkası değildi. gökhan gülümsüyordu;
- dışarı gelicen mi?
mehmet çok şaşırmıştı. demek arkadaşları sandığı kadar üzülmemiş, bugün yine maç yapmaya karar vermişlerdi. ne olursa olsun,o da maç yapmaya çok istekliydi.
kafasını, gökhan'ı duymuş olan annesine çevirdi. annesi pencereden dışarı baktı;
- montunu al, bir saate kadar da evde ol.
mehmet direk odasına koştu, atari adaptörünün fişini çekti, odasının ışığını kapattı. dışarı çıkarken bir damla bile olsa su içmeyi adet edindiği için mutfağa yöneldi. su içerken ise tezgahın üzerindeki "ünlü çorum leblebicisi ahmet usta" pakedi gözüne ilişti. demek annesi yine mehmet usta'dan leblebi almıştı. elini torbaya daldırdı, bir avuç leblebiyi eşofmanının cebine koydu...
sahaya giderken, bugün çok iyi kalecilik yapacağına, arkadaşlarının tekrar gözüne gireceğine yeminler ediyordu.
iki arkadaş sahaya vardı. mehmet etrafına bakınca, tüm arkadaşlarının orada olduğunu gördü. karma bir takım kurup pozisyonunlarını almış, onu bekliyorlardı. gökhan'ın karşı takıma doğru yürüdüğünü gördü. demek ki aldım verdimde her zaman ilk kendisini alan gökhan, bu sefer almamıştı. demek hala ona kızgındı...
mehmet maça çok iyi başladı. 2 tane kaleciyle karşı karşıya, bir tane uzaktan, sert şut kurtarmıştı. derken, arkadaşlarının yaptığı salakça bir hata sonunda gökhan topu kaptı, müthiş bir hızla topu ona doğru sürmeye başladı.
mehmet için büyük bir andı bu. eğer ronaldinho gökhan'ın gol atmamasını sağlarsa, arkadaşlarının gözüne girmeyi başaracağını biliyordu.
karşısına baktı, gökhan iyice yaklaşıyordu. mehmet açıldı, gökhan'ın topu hangi köşeden geçireceğini biliyormuş gibi, tam gökhan'ın onu çalımlamak için topu sağa çektiği sırada sağa yattı.
sonrasında ise işler umduğu gibi gitmedi. topu tam olarak kavrayamadan gökhan topa yavaşça dokundu, top sağa doğru yuvarlanıp mehmet'i aştı.
mehmet ilk golünü yemişti. fakat arkadaşları, mehmet'in düşündüğü gibi ona küfür etmiyor, onu teselli ediyorlardı. mehmet moralini bozmadı, yerden daha büyük bir şevkle kalkıp kalesine geçti..
fakat olaylar büyüdü... gökhan arka arkaya 6 gol daha attı, mehmet'in ve takımın zaten bozuk olan moralinin resmen içine sıçtı.
şimdi topu almış, tekrar kaleye doğru geliyordu. bu sefer kaleciyi çalımlamayı denemedi, ceza sahasına girdiği gibi vurdu.
mehmet topa baktı, top müthiş bir hızla sağ köşeye doğru geliyordu. inanılmaz bir şekilde uçtu, topa parmak uçlarıyla değdi. parmak uçları topu çıkarmaya yeterli olmadı, top yine filelerle buluştu.
mehmet, üstü başı toz içinde, sinirden titreyen bir halde yerde yatıyordu. sıçrarken cebinden düşmüş olan leblebilerle göz göze geldi. ve o an aklına gelen tek şeyi haykırdı;
- gökhaaaaan! leblebi gibi gol atıyosun amuha goyim! yeter!!
...
o an, tüm arkadaşları kaskatı kesilmiş bir şekilde mehmet'e baktı. mehmet'e gökten bir ışık huzmesi inmiş, önce leblebileri, sonra mehmet'i kaşla göz arasında yok etmişti.
sonra... sonra dedem korkut söyledi,görelim ne söyledi;
- hayır dua edeyim evlatlar, beyaz beyaz fileleriniz havalanmasın, incecik tıfıl bacaklarınız sakatlanmasın, güzel dikiş topunuz hiç patlamasın. her şeye gücü yeten tanrı, sizi diğerlerine mahcup etmesin. ak boz formam sendeletmesin, işlettiğinde kara çelik öz kramponun körelmesin, dürtüşürken ala ayağın kırılmasın, ak sakallı babanın yeri cennet olsun, ak saçlı ananın yeri cennet olsun, bu leblebi destanı varsın bizim olsun.
bir rivayete göre mehmet, reenkarnasyonla tekrar dünyaya gelip yeni hayatında ilker adını, gökhan ise arjantin'li bir anadan doğup lionel adını almıştır.
gökten üç leblebi düştü. biri mehmet'e, biri gökhan'a, biri de bu hikayeyi sonuna kadar okumayı başarabilmiş insanlara.
bir çerezin kullanıldığı deyimlerden birisidir ve o eylemi çok basit bir şekilde gerçekleştirildiği anlatmak istenir. tabi bu leblebi gibi üçlük atmak vs. şeklinde de türetilebilir. niye leblebi kullanıldığı da hala benim için bir sırdır.