ryan gosling'in rolünü muhtesem canlandirdigi, seyredilmesi gereken bir film. aslinda film hakkinda anlatilmasi gereken belki de cok sey var ama 'cok güzel' demek en dogru iki kelimedir bu film icin.
ufak bir kasabada yaşayan larsın internetten sipariş ettiği plastik sevgiliyi tanıdıklarına sevgilim diye tanıştırması ve süren olayları anlatan farklı, oscara aday olmuş film.
lars adamım girdiği psikolojik devinimden abisi ve onun yardımsever karısıyla ve kasaba halkından iş arkadaşlarına kadar herkesin yadsınamaz tutumlarıyla işin içinden çıktığı gayet hoş film.
--spoiler--
oyuncak ayıya kalp masajı yapılır mı, izleyin görün...
--spoiler--
sadece izleyin diyorum. öyle çekiminden, alt metnine dair çıkarımlar mesajları yazacak değilim. SAdece izleyin, çok duygusal ve çevrenizdeki insanları anlamanıza yardımcı olacak bir film.
!f istanbul kapsamında en iyi orijinal senaryo dalında aday olan 2007 yapımı film.
-spoiler-
iyiydi, hoştu ama lars' ın asosyal kişilik bozukluğunu yaratanın, onun travması, eksikliği, yalnızlığı olduğunda uzlaşıyoruz. ama bütün bu uzlaşmaya tüm mahallenin katılmasıyla asla uzlaşamıyorum. yani adam bir plastik bebeğe aşık olucak ve bizde tüm kasaba yekvücut onun gerçeklikten sapmasını onaylıyor olacağız. yani ki bu mahallede hiç mi kötü çocuk yoktu da;
-hooop, lan oğlum, plastik lan senin hatun, sende hastasın, hem de allahıma psikopatın önde gidenisin!- demedi. tüm insanlar ne kadar iyi diye polyannacılık mı oynuyoruz, burasını anlamadım.
-spoiler-
yalnız, asosyal, abisinin garajında yaşayan, sempatik ve zararsız bi adamın bir plastik bebekle yaşadığı aşkı; bundan ziyade dünyaya olan tepkisini anlatan hoş mu hoş filmdir. yalın ve düşündürücüdür. lars çeşitli sebeplerden ötürü insanlığa darılmıştır, o kadar ki; tüm öküzce davranışlarına rağmen peşinden koşan bi kızcağızı bile itmeye çalışmaktadır. sonrasında plastik bir bebeğe aşık olup "benim manita bu" tavırlarıyla kendisini tüm kasabaya kabul ettirmiştir, olduğu gibi. izlenesi filmdir kısaca.*
mekan ve görüntü olarak bana amerikadan çok kanada filmi olduğunu düşündüren Ryan Gosling, Emily Mortimer, Paul Schneider, Kelli Garner ve Patricia Clarkson'un oynadığı süper film. Paul Schneider'ın ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmeyen bir ağabey rolünde de harika olduğu tartışılamaz.
2007 yapımı, ryan gosling in müthiş oyunculuğuyla arz-ı endam ettiği ilginç film.
(filmi izlememiş olanlar aşağıdakileri okumasın yada okusunlar banane)
-lars kendine bir sevgili bulur lakin ortada büyük bir sorun vardır.
asosyallikte zirve yapmış lars oldukça çekingen bir bireydir. işyerinde bakıştığı kıza açılmak belki de ona göre imkansızdır. o ise hiç bunlara kalkışmadan kendine bir sevgili edinir. bi tek onun anlaşabildiği, konuşabildiği sevgili. gerisi yazılmaz izlenir.-
(ryan gosling oscar almalıydı bu filmle)
kesinlikle süper film. ryan gosling'in en iyi performansıdır ayrıca. film bittikten sonra bi tane de bianchi ben ısmarlamıştım, şişme mişme fena değil cidden.
filmin konusu çok ilginç. çok orjinal bir senaryo ve izleyiciyi sarıp sarmalıyor, adeta filmin içine dahil ediyor. lars (ryan gosling), babası öldükten sonra abisi ve yengesiyle yaşamak istemeyip evin yanıbaşındaki garajda yaşamaya karar vermiş bir adamdır. yalnızlığa o kadar alışmıştır ki abisi ve yengesinden bile kaçmaktadır çoğu zaman. fakat birgün, lars kapıya gelir ve bir sevgilisi olduğunu, onlarla tanıştırmak istediğini söyler. sonrası spoilerlı kısma giriyor. izlemediyseniz okumayın.
- - -
--spoiler--
lars'ın sevgilim diye getirdiği kız şişme bir bebektir. abisi ve yengesinin, şişme bebeği gördükleri anda yüz ifadeleri görülmeye değer. nasıl bir hayal kırıklığı, nasıl bir şok ifadesi o öyle? çok güzeldi.
film boyunca, insanlar lars'ı anlamaya çalışıyorlar. kimse lars'la dalga geçmiyor. lars'ın neden böyle olduğu hakkında kendilerini suçladıkları için herkes onu anlamaya çalışıyor. lars'ı seven insanların; lars'ın neden şişme bir bebeği sevdiğini, gerçekmiş gibi onunla konuştuğunu anlamlandırmaya çabalamalarını izliyoruz.
filmde çok duygusal sahneler mevcut.
-lars'ın, bianca'yla (şişme bebeğin adı bu) ormanda yalnız olduğu sahne mesela çok teatral bi sahneydi. söylediği şarkı, sanki kendi yalnızlığına bir atıf gibiydi.
-lars o kadar yalnız ki insanların ona dokunması bile ona acı veriyor. doktorun, ona dokunduğu sahnede gerçekten canının acıması ve "buna katlanabilirim" diyişi çok etkileyiciydi.
-kocaman yüreğiyle, yalnızlıktan ve mutsuzluktan ölen lars'ın oyuncak bi ayıya suni tenefüs ve kalp masajı yaptığı sahne görülmeye değer. bu sahnede ağladım ben bayağı hüngür hüngür yani. o sırada diyalog da lars'ın durumunu özetler nitelikteydi.
margo: sorun sadece ayı diil. eric'ten ayrıldım...
lars: bunu duyduğuma üzüldüm.
margo: ortada sebep yoktu. pek ilginç biri diildi. (ağlıyor)
lars: öyleyse niye erkek arkadaşındı? (bi yandan ayıya suni tenefüs yapıyor)
margo: çok yalnızdım...
lars: öyle mi?
margo: evet...
-margo, lars'tan hoşlanıyor film boyunca ama lars bu sevgiyi anlayacak psikolojide değil. margo'nun ellerine eldivensiz dokunduğu anda, durumundan kurtulmak istediğini anlayabiliriz. sonrasında zaten bianca'nın hasta olduğunu ve öleceğini söyleyip duruyor. yani, kendi yarattığı karakteri kendisi öldürmeye karar veriyor. artık gerçek bir kadını sevmek istiyor. yani margo'yu.
-insanlara, bianca'nın öleceğini söylüyor. yapacak hiçbir tedavi olmadığını söylüyor. sonrasındaki sahneler de çok iyiydi. bianca'yı eve götürürken arabada onun kafasını dizine koyması ve saçlarını okşarken ağlaması "bu gece aynı odada birlikte kalmak istiyoruz" demesi beni yine ağlattı. odada, o cansız nesneye sarılarak durmasına söyleyecek söz bulamıyorum. tam olarak, insanın yalnızlığı ancak bu kadar dokunaklı anlatılabilirdi. yönetmeni, senaristi, oyuncuları ne kadar tebrik etsem azdır.
-son sahnelerde göl kıyısında bianca'yı dudağından öptüğü sahne de, filmin unutulmaz anlarındandı benim için. lars o kadar büyük bir yüreğe sahip ki, yalnız kaldığında bile bir nesneyi sevebiliyor, onu kaybederken ağlayabiliyor.
-son sahnede lars'ın margo'ya "yürüyüş yapmak ister misin?" demesi, onun artık yalnızlığından sıyrılmak istediğini gösteriyor.
--spoiler--
çok güzeldi, hem de çok. son zamanlarda izlediğim en iyi dramalardan biriydi sanırım.
not: the notebook'tan sonra ryan gosling yine kendisine aşık ediyor. zaten canlandırdığı karakterler ve oyunculuk hakkında söylemiş olduğu şu cümle ona aşık olmak için başlı başına yeterli: "All my characters are me. I'm not a good enough actor to become a character. I hear about actors who become the role and I think 'I wonder what that feels like'. Because for me, they're all me. I relate to these characters because aspects of their personality are like me. And I just turn up the parts of myself that are them and turn down the parts that aren't."
margo'nun lars'a 'çok yalnızdım' dediği sırada, lars'ın 'öyle mi?' diyerek attığı manidar bakış için izlenesi film, diyalog sırasında lars'ın oyuncak ayıya suni tenefüs yapıp hayata döndürmesi de sahneyi tadından yenmez bi trajikomikliğe bürümüştür.
lars'ın iyileşme belirtileri gösterdiği dönem, ilk iyileşmeye başladığı an, margo'nun bir erkek arkadaş bulmasıyla başlar.. lars'ın bianca hakkındaki fikirleri değişir, margo'ya olan bakışları da..
iyi guzel konu farklı tamam belki orjinal bile sayılabilir fikir ama hani o son daha farklı olabilirmiş, tatmin etmiyor o son (bünyeden bünyeye değişebir tabi). Durağan ilerleyen bir komedi dram film'i. (2 dk da film eleştirmeni olmak)
106 dakika boyunca * sıkılmadan izlenen, farklı bir konusu olan, oyuncularının gayet başarılı olduğu abd yapımı film.
filmi izlerken oyuncak bir bebek olan bianca'yı kasaba halkı misali gerçek bir insan gibi izliyorsunuz. hatta filmin sonunda bianca'yı kim canlandırmış gibi yersiz bir merakla bekleyenler bile var. * ryan gosling canlandırdığı karekterle bonusları topladı. izlediğime değdi dediğim filmlerin arasında yerini almıştır, şiddetle tavsiye edilir.
--spoiler--
adam kaçık devlet memuru rolünde bile karizmasından zere kaybetmiyo, insan değil.
son sahnede ryan'ın morga'ya "hepsi ilgi çekmek içindi kandırdım lan sizi tarzı bakışı beni birazcık şüpheye sokmadı değil. zaten abisi kızın plastik olduğunu söylediğinde de duymamazlıktan geldi falan... bi de tam olarak ne zaman bu kadar yalnızlaştığını falan flashbacklerle falan görseydik iyi olurdu.
--spoiler--
--spoiler--
kötü bir bağımsız sinema ürünü olmasa da gene de uzun tutulmuş sahneleriyle yer yer sıkan ve en mühimi de başından sonunu algılayabildiğimiz bir film gerçek sevgili. özellikle lars'ın geçmiş sıkıntıları ve yalnızlığı içselleştirmesi sonucu (burada abisi ve yengesinin birbirlerine zamana ayırdıkça onu yalnızlığa ittiklerini düşünmeleri) bianca'yla olan birlikteliğinde çevrenin de bu ilişkiyi saçma bulmayıp rasyonellikten ışın hızıyla uzak bir tavır takınıp ilişkiye sahip çıkmaları nahoştu. kilise sahnelerinde derin bir buhran içinde arada karnıma giren ağrıların hesabını yaptım. neyse ki bu sahneleri filmin önüne koymayıp lars'ın sorunlu ruh hali daha ilgimi çekti. sanırım bunda da gosling'e çok şey borçluyum. lars'ın bianca'yla didişmeye başlaması ve margo'nun lars'a yeşil ışık yakmaları beklenen son'u yarattı. lars, margo'nun kendisine olan ilgisini fark etmeye başladığı sahneler de önce bianca'yı aldatamam derken sonraları bianca üzerinden yarattığı dünyanın anlamsızlığına inanmaya başladı. onu öldürmek aslında kendi dünyasının da sağlıklı bir şekilde yeniden başlaması manasını taşıyordu. bianca'yı kendisi öldürmüştü ve artık margo'ya zaman ayırabilirdi. şu bahse konu olan alt metin ve oldukça iyi sayılabilecek gosling performansına rağmen film bölüm bölüm akmıyor.
--spoiler--
başarısız değil ama başarılı da değil. zaman kaybı diyemem ama oturup izleyin de diyemem gerçek sevgili'yi. gene de bir ürün bağımsızsa bir şekilde kendisini izletiyor diyebilmek daha doğru sanırım. tabii bunu söyleyenin bağımsız sinema'ya düşkünlüğü de malum.
Allah belasını versin bu filmin, tamamen vakit kaybıdır.ryan gosling'in performansı dışında hiç bir şey yok.izlemeyi düşünmeyin bile ben ettim siz etmeyin.