türkiye'de en çok tartışılan kavramlardan bir tanesi. basit tanımı; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması iken uygulamada bu tanım değişebiliyor. sorun da buradan çıkıyor aslında. yoksa laikliğin tanımından rahatsız değil.
laiklik tehlikeye düştüğünde sincan da tank yürüten ordunun, bugünlerde sessiz kaldığı için yapılan bir hatırlatmadır.
türk silahlı kuvvetleri anayasal olarak ; her türlü iç ve dış tehdit ile savaşmak için görevlendirilmiştir.
bugün türkiye cumhuriyetinin temel dinamiği olan türk anayasası tehlikededir.
anayasa der ki;
"türk vatanı ve milletinin ebedî varlığını ve yüce türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa, türkiye cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman atatürkün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda"
"hiçbir faaliyetin türk millî menfaatlerinin, türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği"
"türk milleti tarafindan, demokrasiye âşık türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
yaşar nuri öztürk'ü düşman gören sözde dindar ezberci kesimin karşı çıktığı din ve devlet işlerini birbirinden ayıran kavram. dine düşman bir kavram değildir. tek düşmanı dini siyasi güç elde etmek için kullananlardır. Bugün insanların oy kullandığı ya da kullanmadığı için burnu , kulağı kesilmiyorsa laiklik sayesindedir.
"din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde tanımlanır hatta ulu önderimizin bunu "yüce dinimiz islamı daha güzel bir şekilde yaşamak için en iyi yaşam tarzı cumhuriyettir ve bunun için de laiklik ilkesi önemlidir" şeklinde resmi bir tanımlama yaptığıda söylenir aslında ama bunun resmi olmayan tanımı aslında şudur:
"kardeşim ben tek tek herkesin ne düşündüğü ile neye taptığı ile ilgilenemem, kim ne dine inanıyorsa, neye tapıyorsa tapsın, herkes mutlu mesut olsun da hukuğa uyacak şekilde nasıl davranırsa davransın" dır.
ulu önderimiz aslında bu ilke ile dini falan vurgulamamıştır, tam tersine "bireyselciliği" vurgulamıştır, yani "herkesin aklı fikri var, ben ayrıca niye akıl vereyim" mantığıdır. bugün bakın günümüze din işleri sadece devlette değil, her yere karımış durumda ve daha da kötüsü herkes herkese karışıyor. bugünkü yaşadığımız sorunlar bundan kaynaklanıyor...
ilber ortaylı hocanın da buyurduğu üzere müslümanlık ve yahudilik gibi dinlerde uygulanması mümkün olmayan aparat. diyanet, imam-hatipler, zorunlu din dersleri gibi hususlara bakılacak olursa türkiye'nin devlet yapısının laik olduğunu iddia etmek devlet bahçeli'nin ses tellerinin çelikten yapılma olduğunu iddia etmek kadar gerçekçidir.
tanımının din ve devlet işlerinin birbirden ayrılması olmasından dolayı devleti ne kadar koruyorsa dini de koruması gereken laikliğin çıktığı fransada bile ülkemizdeki kadar yobazca anlaşılmayan kavram...ayrıca diyanet işlerinin devlete bağlı olması da apayrı bir drum olmak iktiza eder...
Laiklik kişinin dininin gereğini özgürce yapması ise neden türbanlı kardeşlerimiz üniveriteye giremiyor. Siz başörtüsüz namaz kılabilirimisiniz. hayır demekki türban islam dininin bir gereği eeee... hani dini vecibelerini özgürce yapabiliyordu neden baş örtülüler üniversiteye giremiyor. bakın ingiltere şeriat mahkemeleri kurdu. belçikada başörtülü bir türk milletvekili oluyor ama %99 müslüman olan bir ülkede neler oluyor.
lenin'in dine yaklaşımı veya laik tanımı: "Din, kişinin özel sorunu olarak kabul edilmelidir. Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle bu sözlerle belirtirler. Oysa herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz açısından dini kişisel bir sorun olarak göremeyiz. Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir.
Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir. Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır. Ancak bu isteklerin kesinlikle yerine gelmesi halinde, kilisenin devlete Rus vatandaşların ise kiliseye feodal bağımlılıklarının sürdüğü, (bügüne kadar ceza yasalarımızda ve hukuk kitaplarımızda yer alan) engizisyon yasalarının var olduğu ve uygulandığı, insanları inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle cezalandırdığı, insanların vicdan özgürlüğünü baltaladığı ve kilisenin şu ya da bu afyonlamasıyla hükümetten gelir ya da mevki sağladığı utanç verici geçmişe son verilebilir. Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır."
türkiye'de otoriter tavırlar ile savunulmasına hep karşı olsam da, türkiye'nin gelişimine büyük katkılarının da asla göz ardı edilmemesi gereken bir ilkedir. türban'ın üniversitelerde serbest bırakılmasını destekleyen bir insan olarak laikliği de sonuna kadar destekliyorum. çünkü hiçbir insanın iradesine karışılamaz. en samimi inanç, bir insanın kendi iradesi ile sahip olduğu inançtır. din polisi ile, dini kurumların baskıları ile sahip olunan inanç boştur ve dinlere en büyük zararı verir. şu anda islam'ın dünyada bu tür bir olumsuz bakış açısına sahip olmasının nedeni de budur. türkiye belki de tek başına dünyaya islam'ın açık yüzünü göstermektedir. o yüzden bu ilkenin değerini çok iyi bilmeliyiz. bir müslüman da gayet laik olabilir, olmalıdır. eğer insanların özgür iradesine inanıyorsa. zaten tersinde kendi inancına ters düşmüş olur. çünkü bu dünya bir sınav ise zaten inanç insanların özgür iradesine bırakılmalıdır.
Rus devriminin 15. yılı kutlamalarında Çiçeri'nin Türk heyetine hitaben sözleri: " Mustafa Kemal gibi büyük çapta kudret sahibi bir adamın başınızda bulunması sizin için ne kadar büyük bir kuvvet ise, onun dostluğu bizim için de aynı şekilde kuvvet ve bahtiyarlıktır." ilk Meclis'te laiklik hakkında konuşuluyordu. Meclisin tanınmış din alimlerinden biri kürsüye gelerek alaycı bir tavırla: "Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz ben bu laikliğin manasını anlayamıyorum." Meclis başkanlığı makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!" cevabını verir.