Kitabını 2003 yılında askerde iken okumuştum; kitaptaki olayların gelişimini, kovalamacanın heyecanını düşününce zor bir uyarlama olmayacağı gibi , sinema için biçilmiş kaftan dedim ve izledim. Düşündüğümün aksine berbat bir uyarlama olmuş . kitabı bilmeyen birinin bir şey anlayacağını da sanmıyorum. Vasatın da altında bir film...
2 farklı ve güzel senaryo olarak ilerleyen ve birleşen zevkle okunan Jean-Christophe Grangé kitabı.
buradan sonrası hafif spoiler içermektedir;
bir yandan masum anne heymes diye tanıdığımız baş karakter asena çıkar ve ülkücü tabanlı olarak tanıtılan türk mafya örgütünün uyuşturucu kuryesidir. birbirinden tamamen farklı 2 dünya yaşamıştır.
diğer yandan paul karakteri, "demir" ve "rakam" lakapları bulunan schiffer ile ortaklık kurarak pariste türk mahallesinde benzer şekilde işlenen 3 seri cinayeti araştırır.
pariste başlayan bu büyülü macera adıyamanda, nemrut dağında sona erer. sürekli türk isimlerinin türk gelenek ve göreneklerinin, türk mekanların geçmesi romana ayrı bi güzellik katmaktadır. her grange hayranının okumuş olması gereken bi kitaptır...
Jean-christophe grange'ın dersine iyi çalıştığını belli eden roman.80lerde devlet tarafından milliyetçilik propagandası için yetiştirilen insanların dönem geçtikten sonra mafya ile olan ilişkilerini anlatan polisiye-cinayet romanı.
jean-christophe grange'ın yazmış olduğu polisiye roman. paris'te yaşanan seri cinayetlerin peşinden koşan bir polis, gerçek kimliğini hatırlamayan bir kadın, eski psikopat bir dedektifin çevresinde dönen olayları konu alan kitaptır. işin ilginç tarafı konu türkler ve türk milliyetçiliğinden esinlenmiştir. aynı zamanda jean reno nun başrolünü paylaştığı filmi de mevcuttur.
--spoiler--
okumakta koloni, taş meclisi, kızıl nehirler in aksine oldukça zorlandığım grange romanı. 128. sayfaya geldim, yine aşina olunan yaşlı-genç polis ekibi dışında, çatlak anna isminde bir kadın var ki, sürekli soğutmakta hikayeden sizi. bir de habersiz yüz nakli geçirmiş ki grange nasıl bağlayacak merakla bekliyorum.
--spoiler--
paris te bir türk mahallesinde insanlık dışı cinayetler işlenmektedir. kurbanlarını akıl almaz işkencelerle tanınmayacak hale getirip öldüren katil ve ya katillerin soruşturması için polis şefi paul nerteaux görevlidir. neredeyse her soruşturmasından sonra eline hiçbirşey geçmeyince, türkleri iyi tanıyan birinden yardım almak zorunda kalır: jean-louis schiffer...
jean-louis schiffer geçmişinden dolayı kendi camialarında pek sevilmeyen bir polistir. zira adı zamanında bazı yasa dışı olaylara karışmıştır. nerteaux ile bu işi birlikte araştırmaya karar verirler. ancak herşey göründüğü gibi değildir. schiffer'ın kafasında kimsenin bilmediği planları vardır. bir devlet görevlisinin eşi olan anna heymes, yaşadığı sağlık problemleri yüzünden hayatı altüst olan bir kadındır. sürekli gördüğü hayaller yüzünden en yakınlarını tanıyamayacak hale gelmiştir.
--spoiler--
azer zeki, sema gökalp, loups gris(bozkurtlar)... dikkat ederseniz emre kınay'ı bile görebilirsiniz film versiyonunda. jean-christophe grange'nin detaya ne kadar önem verdiğinin kanıtı bu. su gibi.
--spoiler--
grace'in kitabıyla filminin aynı parelellikte ilerlemeyen yapımları. kızıl nehirlerdede aynı olay söz konusuydu. iyide kardeşim kitabı doğru dürüst yansıtmayacaksanız neden yapıyorsunuz bunu.
edit: taş meclisi'ndede aynı durum söz konusuydu.
edit: taş meclisi'nde monika felluci oynuyor ve çok hoşbi kadın.
jc. grange in Türkiye ile ilgili kitabıdır. güzeldir. çoğu türk genci bile kitaptaki Türklerle ilgili bilgilerden bihaberdir. ayrıca klişelere de pek yer vermemiş.
film fena değildi ama ç.ok şey beklememek lazım ama jean reno nun ve manyak klas ninja kürt katil azer rolünü oynayan eleman David Kammenos un oyunculukları pek iyiydi.
--spoiler--
kınadan kızın akibetini çıkarıyorlar
--spoiler--
paris te başlayıp nemrut dağı nda güneşin doğuşuyla sona eren grangé romanı.
kahramanımız yine bir yüzbaşı...
küçük türkiye diye adlandırılan paris in bir bölgesinde işlenen üç cinayeti araştırmakla görevlendirilen yüzbaşı, yanına emekli bir polisi alıyor ve işe başlıyorlar.
araştırmaları sonucu öldürülen üç kadınında birbirine benzediğini farkediyorlar ve katillerin bir kadının peşinde olduklarını anlıyorlar.
o kadını arayanlar ise bozkurtlar.
ilerki sayfalarda herşey ortaya çıkıyor ve kadının bir uyuşturucu kuryesi olduğu türkiye den paris e soktuğu büyük miktardaki uyuşturucuyla kayıplara karıştığını ve türk mafyasının kadının peşinde olduğu anlaşılıyor.
kadın ise tanınmayacak şekilde estetik amaliyatları geçirip paris teki türklerin arasına saklanıp bir pasajda işe başlıyor.
bozkurtların baskınıyla ordan çıkıp kovalamacada yerini alıyor ve istanbul a dönüyor.
peşindekilerle anlaşmak için bir buluşma teklif ediyor, fakat öldürülüyor.
onun peşinden istanbul a kadar gelen parisli arkadaşı ise katili adıyaman a, nemrut dağındaki devasa heykellerin bulunduğu sit alanına kadar takip ediyor ve silahını çekip arkadaşının öcünü alıyor.