jean christophe grange'ın yazdığı mükemmel bir kitap.
Fransa-Türkiye hattında geçen gerilimli bir macerayı konu alıyor. Uyuşturucu kaçakçılığı, Strasbourg-Saint-Denis'teki küçük Türkiye, karanlık tıbbi çalışmalar, Fransız polisinin iç hesaplaşmaları; titiz ve acımasız bir katilin işlediği cinayetler ile birbirine bağlanıyor.
şiddetle tavsiye edilir.hala okumayan varsa..
her kitap sonrası çıkan film gibi bu film'de kötü olmuştur.sebebi ise kitabı okuyan bireyin, bazı sahne ve karakterleri zihnin'de canlandırmış ve film ile zıt düştüğünü görerek film'den birşey anlamama hadisesi diyebiliriz.türk'ler yeri gelince bir ninja, yeri gelince'de peşperge olarak gösterilmiştir.
anlatılanların hepsi gercek denebilecek kadar gercekçi.kim bilir belkide gercektir.
kitap kadar çekici olmayan bi filmi var.
filmi kitabın tadını vermemiştir,sebebide kanımca senaryoyla tepkiler yüzünden oynanmasıdır.
kitap olamasada filmi ülkemizde bir grupun ipliğini pazara cıkardığı varsayımıyla gereksizce cok tepki almıstır. bu da gösteriyorki okumaktansa seyretmeyi seviyoruz ve hiç te iyi etmiyoruz.
jean christophe grange'ın çok büyük araştırmalar sonucu yazdığı polisiye-gerilim türündeki başarılı eser.daha sonra filmi de çekilmişse de kitap kadar başarılı değildir.fransa'daki türk mahallesinde işlenen vahşice cinayetlerle başlayan kovalamaca nemrut dağındaki finale kadar devam eder.ayrıca yazarın türkiye hakkında verdiği bilgiler de çok doyurucu.ayrıca kitapta sarı-kırmızı galatasaray forması giymiş malik adında bir karaktere de yer vermiştir.
romanın iyi bir polisiye kurgusu var.
ilk bölümde kitabın kahramanı anna ve hayatı,
ikinci bölümde polis paul ve emekli polis schiffer tanıtılıyor.
kurgu ardışık şekilde devam ediyor ve
bölümler arasındaki bağlantı roman ilerledikçe örülüyor.
--spoiler--
finalde anna (sema), kocası, paul & schiffer,
fransa'daki cinayetleri işleyen azer,
-tüm karakterleri bir mısır piramidine benzetirsek-
piramidin tepesindeki isim i.kutsi ölürler.
geriye mathilde ve sema'ya beyin yıkama deneyini
yapan cerrah ackermann kalır.
--spoiler--
filmin ikinci yarısında olaylar dizisi istanbul'a kadar uzanır..
sonra da bir bakarsınız sabah istanbul'dasınız, öğlen kapadokya..
hani türkiye'yi bilmeseniz, kapadokya'yı istanbul'un dibinde bir yer sanacaksınız.. neyse diyoruz.. film ve jean reno hatrına tüm bunları gözardı ediyoruz..
kitabı filmle alakasız ve film gibi olan, filmi ise sadece mizah niyetine tüketilecek olan kitaptır. sayfalardan değil, film şeritlerinden oluşuyordur sanki.
türklerin türklerden başka her şeye benzediği türkiyenin büyük bir cmhuriyetten çok aşirete benzetildiği saptırmalarla dolu vakit ziyanı fransız filmi.
jean christophe grange ın aynı ismi tasıyan romanının sinemaya aktarımı.hem kitabı okuyan hem filmi izleyen birisi olarak söylemeliyim ki film kitaptan sıkıcı.izlerken eger kitaptan bilmiyorsanız,anlamayacağınız birçok olay olacaktır
filmin yapımcılarının detaylara dikkat etmeden çektiği jean reno'nun hatırına izlenebilicek film. ülkücü mafyaya poşu taktırarak aşırı saçmalamışlardır. bir de türk olarak ne kadar fransız göçmeni cezayirli, faslı vb varsa oynatmışlar. emre kınay gibi daha fazla türk'e rol verseler daha iyi olurmuş, zaten kınay'ın da yokluğu ile varlığı bir. final sahnesine biraz daha kassalar filmin beğenisi daha iyi olurdu gibime geliyor.
normalde çok güzel bi gerilim diyebilceğimiz kriterde olmasına rağmen jean cristophe grangeın diğer romanlarına göre muhtemelen en vasat kitabıdır. türkiyeyi fazlasıyla yakından ilgilendiren bir kitaptır okunması lazımdır.
Jean-Christophe Grange'in yazdığı dördüncü kitaptır.Kitapta Türklük de konu almaktadır.Kitabın bir de filmi yapılmıştır ve oyuncularının iyi olmasına rağmen okurların beğenisini toplayamamıştır.
paris te başlayıp nemrut dağı nda güneşin doğuşuyla sona eren grangé romanı.
kahramanımız yine bir yüzbaşı...
küçük türkiye diye adlandırılan paris in bir bölgesinde işlenen üç cinayeti araştırmakla görevlendirilen yüzbaşı, yanına emekli bir polisi alıyor ve işe başlıyorlar.
araştırmaları sonucu öldürülen üç kadınında birbirine benzediğini farkediyorlar ve katillerin bir kadının peşinde olduklarını anlıyorlar.
o kadını arayanlar ise bozkurtlar.
ilerki sayfalarda herşey ortaya çıkıyor ve kadının bir uyuşturucu kuryesi olduğu türkiye den paris e soktuğu büyük miktardaki uyuşturucuyla kayıplara karıştığını ve türk mafyasının kadının peşinde olduğu anlaşılıyor.
kadın ise tanınmayacak şekilde estetik amaliyatları geçirip paris teki türklerin arasına saklanıp bir pasajda işe başlıyor.
bozkurtların baskınıyla ordan çıkıp kovalamacada yerini alıyor ve istanbul a dönüyor.
peşindekilerle anlaşmak için bir buluşma teklif ediyor, fakat öldürülüyor.
onun peşinden istanbul a kadar gelen parisli arkadaşı ise katili adıyaman a, nemrut dağındaki devasa heykellerin bulunduğu sit alanına kadar takip ediyor ve silahını çekip arkadaşının öcünü alıyor.