tek başına aşk sebebidir. aşktır da kendisi zaten.
seveni çoktur, insanı mutlu eder başkalarının gözlerindeki o imrenen bakışlar ama çilesi de çoktur. emek ister, saç kremi ister, çok yıkanmaya gelemez akar terk eder saçı.
bencildir. her kıyafete uyum sağlamaz, bana uyan renkleri giy der.
her şeye rağmen vazgeçilemeyendir. eski sevgili gibidir. sen bırakmak istesen o bırakmaz seni yapışır saça ne renk boyarsan boya üstüne, en fazla 2 hafta sonra hatırlatır kendini bak ben hala burdayım diye.
kısacası zorluklarına rağmen candır. **
ilk boyamada banyoda cinayet işlenmiş izlenimi veren, 1 ay boyunca da etkileri azalarak devam eden saç rengidir. düğünden önce gelinlik güzel dursun diye boyatan yeni gelinlerin ise hayatının hatasını yaptıklarını balayında anladıkları çok olmuştur. ama yine de yakışıyor be arkdaş.
ayrıca sosyoloji ya da felsefe okuyan genç arkadaşlarımızda da bir ekol haline gelmişlik durumu vardır.
saclarini bir kere kizila boyatmis insan hayatinin hatasini yapmis insandir. degistiremezsin rengi bikere nezaman boyasan akar tekrardan kizila calar sac. kokten kazitmadan tam olarak kaybolmayacak renktir.
doğalsa ona uygun bir ten rengi ve hafif çillerle muhteşem ama boya ise hem çok yakışmaz hemde bakımı çok zordur her yıkadığınızda akar ve devamlı boyatmanız gerekir.
resmen hastalık azıcık boyası aktığında kendini çirkin hisssetmene sebebiyet verecek saç rengi.ama yinede ilk boyadığındaki müthiş rengine tapılası, yakışanı hiçbir rengin yapmayacağı kadar güzel yapan saç rengi.
tonuna göre değişen harika bir saç rengidir. esmer tenli kadınlarda felaket, beyaz tenli kadınlarda inanılmazdır.
yıllarca bu saç rengine karşı bir hevesim vardı. kuaföre gittim [kendi isteğimle değil boyatmak zorunda kaldım], gösterdim rengimi "bundan istiyorum." dedim.. ama çılgın kuaför beni o çılgın, kusmuk gibi sarı saçlarımla görünce normal biri olmadığımı düşündüğünden olsa gerek; "ı ıh. bunu herkes boyuyor, çok demode. sana kızıl viole yapalım." dedi. o ne demedim mal gibi, peki dedim sanki mecburmuşçasına.. bir boyadı ki anam o da ne? bildiğin pembe! kuaför efendi dehşetimi anlamış olacak ki, "istersen mora ya da kızıla doğru biraz koyultalım" dedi. ben de "lütfen evet, evet, evet" dedim. sonuç; kızılımsı, koyu pembemsi, tanımlanamayan bir renk.. güzel mi? beğenen bayılıyor, sevmeyen bu ne len ve türevleri cümlelerle beni dövmek istiyor.. günden güne rengi değişmekte, yer yer pembeye doğru, yer yer kızıla doğru geçmekte. bakalım sonum ne olacak.. ama hala güzel, evet..