kürdistan uyezdi de denilir. sovyet sosyalist cumhuriyetleri birliğinin azerbaycan sovyet sosyalist cumhuriyetinde 7 temmuz 1923'ten 8 nisan 1929'a kadar varlığını sürdüren yönetim birimi. laçin'de. bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/k%c3%bcrdistan_uyezdi
işgal edilen Kürdistan toprakları hemen tüm kesimler tarafından 4 parça olarak ifade edilir. Kurdistana Bakur/Başûr/Rojhilat/Rojava olarak. Ancak tarihe döndüğümüzde üstelik bundan 90 yıl kadar önce Kürdistanın 5.parçası olarak ifade edebileceğimiz bir parçasının nasıl işgal edilip tarumar edilip Kürd halkının sürgün edildiği yani Kürdistanın bu parçasında halkın nasıl yok edildiğini, dağıtıldığını göreceğizdir.
Kurdistana Sor 16 Temmuz 1923 tarihinde “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” doğrultusunda zamanın Sovyet yönetimince Laçin, Kelbecer (kevn bajer), Zengilan, Kubatlı, Cebrail ve Zengezur bölgelerinde kurulan özerk devlettir. Bu bölgeler günümüzde Azerbaycan ve Ermenistan devletleri arasında yer almaktadır. Bahsedilen özerk bölgenin boyutları Nahçivan ya da Karabağ kadardır.
Kürtler Medler döneminden beri bu bölgede yaşamıştır. Burası da Med imparatorluğu’na bağlı bir bölgedir. Kürtlerin bu bölgedeki varlığı Türklerden de Ermenilerden de öncedir. Selahattin Eyyubi’nin bu bölgeden olduğu biliniyor.
iskoçyalı hekim, Rusya’daki ingiliz misyonunun sekreteri Bel, kendi yol günlüklerinde Persiya’ya gezisini şöyle kaleme almıştır: “ (Aralık 1716’da) Rusyalılar tarafından Muğan bozkırı, Farslar tarafından Kürdistan adlanan boş bir araziye girdik. Şimdi Arras adlanan Araks nehri, üzerindeki köprüden yarım mil yukarıda Kura nehrine karışıyor. Kura Kürdistan eyaletini bölerek akıp gidiyor. Kürtler isimlerini bu nehirden almıştır. Bu halk oldukça kadimdir ve kanımca Ksenofon’un “Kardux” olarak anlattığı, Grek akınlarına karşı direnç gösterenlerin ta kendisidir. Şimdi de onlar pek cesur sayılmaktadırlar. Onların atları gerek güzel görünüşleri, gerekse de güçlü oluşu ile Persiya’da çok övülmektedir. Burada meskun olan Kürtler yıl boyuca göçebe yaşam sürdürmektedir (“Seyyahlar Azerbaycan hakkında”. Bakû, 1961, say. 397)
Daha önce bu bölgeleri kapsayan Kürt devletleri kurulmuştu. Bunlar: 590-705 yılları arasında Mihrani Kürt hristiyan devleti, 9. yyda Deysemi Kürt devleti, 951-1164 yılları arasında Şeddadi devleti ve Revadi devletleridir. Bu devletler, gerek kurucuları gerekse yönettikleri halklar baz alındığında birer Kürt devleti olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bölge için “Kürdistan” adı ilk defa 1921 yılında Kurdistana Sor’un kurulmasından 2 yıl önce Bolşeviklerce kullanılmıştır. 21 Temmuz 1923 tarihinde Bolşevik lider başkanlığındaki bir toplantı ile Kurdistana Sor özerk bölgesi oluşturma kararı onaylanmıştır. Merkez Piricahan köyü olarak belirlenmiştir. Sonradan Laçin merkez yapılmıştır.
1926’da Kurdistana Sor’un nüfusu 51.200 kişi olup % 73,1’i Kürtler ve % 26 Azeriler ve diğer etnik gruplar oluşturmaktaydı. Nahçıvan’daki Sünniliğe bağlı Kürtlerden farklı olarak Kurdistana Sor’daki Kürt nüfusunun büyük çoğunluğu Şiiliğe mensuptu.
8 Nisan 1929’da bu özerk bölge Stalin, Atatürk ve iran Şahının yakın ilişkileri sonucu lağvedilmiştir. Kürtlerin bir daha sorun olmaması için de Orta Asya steplerine sürgün edildiğini tarih yazmaktadır.
Stalin rejimi Azerbaycan’ın milliyetçi çevreleri ile birlikte hareket etmiş ve Türkiye’nin tahriklerinden de etkilenerek Kürt otonomisine son vermiştir. Son Ermeni-Azeri çatışmasının faturası da Kürtlere çıkmış; halkımız yüzyıllar boyunca yaşadığı topraklarından sürülmüştür.
Kurdistana Sor’un dağılması Ağrı isyanına denk gelmektedir. Ağrı isyanı sırasında XOYBUN CEMiYETi öncülüğünde minyatür bir Kürt cumhuriyeti yaratılmış ve Kürtler ingilizler aracılığıyla Cemiyet-i Akvama başvurmuşlardı. ingilizler bu oluşum karşısında harekete geçerek Türkiye ile SSCB arasında bir Kürt Devletinin kurulmasını Cemiyet-i Akvamın gündemine taşımışlardı. “Agirî” adlı gazete çıkaran bu minyatür devlet, sarı, kırmızı ve yeşilden oluşan bayrakları, binleri bulan teçhizatlı askerleri ile Bitlis dolaylarına kadar hakimiyet kurmuştu.
Ancak aynı günlerde Stalin Atatürk’ün oportinist solculuğuna karşılık Karabağ bölgesinde bulunan Kurdistana Sor’u Kızıl Ordu ile ablukaya alarak sıkıyönetim uyguladı. Bununla yetinmeyen Stalin, iran Şahını Küçük Ağrı dağının doğu kısmında kalan toprakları Türkiye’ye terk etmeye ve Kürt isyancıların iran topraklarına kaçmasını önlemek için tedbir almaya razı etti.
Bu şer ittifak sonucunda Türkiye, iran ve Sovyetler üçlü bir ittifakla Ağrı isyanını kanlı bir bastırdılar. (1930)
Ağrı isyanı bastırılmadan önce Kurdistana Sor barbar Stalin tarafından lağvedilmiş ve Kürt halkı Orta Asya steplerine sürgün edilmişti. Bugün, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Kazakistan’da, Özbekistan’da Kürtler yaşıyorsa, bu sürgünler nedeniyledir.
Aynı günlerde dünya basını isyan haberlerini yazarken 2. Enternasyonalde de Kürtlere yapılan soykırım şu cümleyle kınanıyordu: “Türk hükümetini sadece isyana katılanları değil, katılmayan Kürtleri de imha ettiği için kınıyoruz.”
Nihayet, Sovyetler dağılınca bağımsızlığını kazanan cumhuriyetlerin yanı sıra yurtlarından kovulan bazı halklar geri döndüler. Kürtlerin de Kurdistana Sor’a dönecekleri sanılırken Orta Asya’da kalmaya devam ettikleri görüldü.
Bunun nedeni Sovyetlerin dağılması ile beraber Kafkasya’da bozulan dengelerden yeni sorunların yaşanacağını düşünmüş olmalılar ki geri gelmediler. Gerçekten de bölge devletleri bu süreçte yeni siyasi reaksiyonlar sergilemeye başladılar. Bu reaksiyonlardan birinin sonucunda Karabağ, yani Kürtlerin Azerbaycan egemenliğindeki toprakları Ermenistan tarafından işgal edildi.
Aslında Kürtlerin geri dönmemeleri için pek çok sebep daha önce de yaratılmıştı. Bunların en önemlisi de Ermenistan’ın 1960 larda kendi sınırları içinde yaşayan Kürtlere uyguladığı soykırımın hafızalarda yarattığı korkuydu. Bu korkudan olsa gerek Orta Asya’ya sürülen Kürtler, Ermeni egemenliğine giren topraklarına -1980 sonrasında- geri gelmek istemediler.
Kurdistana Sor lağvedildikten sonra, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kalan Kürtler her iki devlet tarafından sistematik bir şekilde asimilasyona maruz kalmıştır. Azerbaycan bu asimilasyonu direkt yaparken (eğitim-dil-kültürel alanlarda)-hatta kimliklerde yer alan Kürt ibaresi 1936 yılında Azerbaycanlı olarak değiştirilmiştir. Ermenistan bu asimilasyonu Müslüman Kürt-Yezidi Kürt ayrımı yaparak yapmıştır.
1980’lerin sonlarında, Perestroyka (yeniden yapılanma) ve Glasnost (açıklık, şeffaflık) döneminde, Stalin tarafından, Orta Asya’ya sürgün edilen halklar, kendi ülkelerine dönmeye başladılar. Kırımlılar da bunlardandı. Kırımlılar da ikinci Dünya Savaşı sırasında sürülmüşlerdi. Orta Asya’daki çeşitli cumhuriyetlere sürgün edilen Kürtler de, temsilcileriyle Moskova’ya gittiler. Devlet Başkanı Gorbaçov’dan, kendi ülkelerine, Kurdistana Sor’a dönüşlerini sağlanmasını istediler. Gorbaçov bu öneriye sıcaktı. Ama, Kürtlerin ülkelerinin önemli bir kesimi Azerbaycan işgali altındaydı. Sadece Azerbaycan değil, Ermenistan da Kürtlerin dönüşüne, Kürtlerin özerk bir bölgeye sahip olmasına karşıydı. Gorbaçov yönetimden ayrıldığında, Kürtlerin istekleriyle ilgili hiçbir gelişme olmamıştı.
1980’lerin sonunda, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Birliği oluşturan 15 Federe cumhuriyetin, Birlik’ten ayrılıp kendi bağımsız devletlerini kurmalarından sonra, Azerbaycan ve Ermenistan arasında büyük bir savaş patlak verdi. Bu savaş, Yukarı Karabağ üzerindeki egemenlik haklarıyla ilgiliydi. 1992 savaşı sonunda, Ermeniler, Azerilerin egemen olduğu bazı toprakları işgal etler. Karabağ üzerinde de egemenlik kurdular. 1992 savaşı sonunda Ermenilerin işgal ettiği bazı topraklar, Kurdistana Sor topraklarıydı. Bu işgalden sonra, Ermeniler, yer isimlerini, tamamen, Ermeni isimlerle değiştirmişlerdir. Kürtçe olan isimleri yasaklamışlardır.
Yaşanan bu asimilasyona karşı 1989 yılında Yekbun örgütü kurulmuştur. Bu örgütün yaptığı girişimlerin ana nedeni asimilasyonun önlenmesi ve Kürtlerin 1923-1930 yılları arasındaki topraklara tekrar dönmesini sağlamaktır. Bu örgütün yaptıkları girişimler sonucu 1990 yılında SSCB KP MK Genel Sekreter yardımcısı G.U. Revenko’nun “size Kızıl Kürdistan müjdesini vermek istiyorum. Birkaç ay içerisinde otonom bir Kürd bölgesi kurulacaktır” sözü örgütün girişimlerinin sonuca yaklaştığını göstermektedir. SSCB parlementosu otonom bölge için bir komisyon da kurmuştur. Maalesef 1991 yılında Sovyetlerin dağılması ile bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. SSCB’nin dağılması ile Yekbun örgütü de faaliyetlerine son vermiştir.
Yani burada bazılarımızın sempatiyle andığı Sovyetlerin ve soykırıma uğradığı için empati kurduğumuz Ermenilerin 100 yılı aşmayan bir geçmişte kendi Kürtlerine soykırım uyguladığına tanık oluyoruz.
Kürtler, 1950’lerde, 1960’larda, 1970’lerde, 80’lerde, Erivan Radyosu’nun Kürtçe yayınlarından dolayı her zaman, Ermenilere, Ermenistan’a şükran duymuşlardır. Ama Ermenistan’ın Kürt özerkliğini, Kurdistana Sor’u hiçbir zaman istemediği bilinmelidir.
Kürt mimariliğinin ve mimari düşüncesinin eşsiz eseri olan Xudaferin köprüsü
Bugün, Ermenistan’la Azerbaycan arasında yoğun bir anlaşmazlık var. Anlaşmazlık, Karabağ ve Kızıl Kürdistan toprakları üzerinde sürüyor. Bu anlaşmazlığın giderilmesi için, Rusya Federasyonu, Türkiye, ABD, Avrupa Birliği yoğun bir çaba sarfediyor. 2 Kasım 2008 tarihinde, Ermenistan ve Azerbaycan Cumhubaşkanları, Moskova’da, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Dimitriy Medvedyev’in arabuluculuğuyla bir araya geldi. Moskova Deklarasyonu denilen bir deklarasyon açıklandı. Bu deklarasyonda Kürlerden hiç söz edilmiyor. Deklarasyonda Kürtlerin adı geçmiyor.
2 Aralık 2009 da, Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı, (AGiT) Atina’da, Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanlarını buluşturdu. iki taraf arasındaki anlaşmazlıkla ilgili müzakereler yapıldı. Minsk Grubu Eşbaşkanı ülkeler, Rusya Federasyonu, Fransa, ABD, Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanlarıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Yukarı Karabağ sorununa, Ermenistan’ın, 1992 de, işgal ettiği topraklardan çekilme sorununa bir çözüm aranıyor. Burada da Kürtlerin adına, haklarına, hukukuna hiç değinilmemiş olması, üzerinde durulması gereken bir olgudur.
Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığının temel nedenlerinden biri, Kızıl Kürdistan Özerk Bölgesi üzerindeki hak iddialarındır. Her iki devlet de Kürt topraklarına sahip olmak için mücadele ediyor. Ortada neden Kürtler yok. Güçlü bir Kürt özerkliği olsa, Stalin Kürtleri sürgün edebilir miydi? Laçin, Kelbecer, Zengilan, Kubatlı, Cebrail, Zengezur gibi şehirlerde Kürtler yaşamlarını sürdürselerdi, Ermenistan ve Azerbaycan Kürt toprakları üzerinde böylesine çekişebilirler miydi? Bu tür haksızlıkların yaşanmasına engel olmak için Kürtlerin de benzer bir siyasal yapıya ihtiyaçları yok mu?
Sovyetler Birliği, neden mazlum Kürt halkı karşısında otoriter, totaliter, faşist yönetimlerle işbirliği yapmıştır? Neden mazlum Kürt halkının değil, otoriter, totaliter, faşist yönetimlerin yayında yar almış, onların çıkarlarını savunmuştur?
Kürtler konusunda büyük bir unutma-unutturma söz konusu. Bunun çarpıcı örneklerinden biri herhalde, 1923-1929 Kızıl Kürdistan’dır!
“Dinya dijminê kewê ye, kew jî dijminê xwe ye” (Dünya kekliğe düşmanken keklik de kendine düşman)
Kaynaklar:
-Fikret Yaşar (Kızıl Kürdistan)
-Hejarê Şamil (Kafkasya Kürdistan’ı ideası)
-ismail Beşikçi (Ermenistan-Azerbaycan Çatışmasında Kızıl Kürdistan)