Domuzlarda varolmayan hissiyat. Derler ki domuz eti yiyenler de esini kiskanmazmis, ecnebilerin karilarini kiskanmama sebebi buymus. Sosyo-kulturel faktorlerdir aslinda ama anlatamazsin iste.
bak net ve açık söyleyeceğim; bitiriyor, kemiriyor bu meret ruhu. yüzüne ekşi bir tat katıyor, aklını alıyor, binbir türlü kurt düşürüyor içine. yarım yamalak bırakıyor seni. aklında şüphelerle nereye kadar?.. bilmiyorum. her gün kıskançlıkla yaşayamaz insan, bunu biliyorum bir tek. her gün zehir gibi, yağmur gibi, olamaz bu daha fazla.
insan nerede delirir? bunu da sen bilir, fakat söylemezsin belki de. geriye buruş buruş şarkılar kalır. yatağa kıvrılır kalırsın. malsındır da, ağlayamazsın, öyle titreyerek kalırsın durduğun yerde.
ama büyüdükçe bilirsin! tek değilsindir. acı çektiğin yetmezmiş gibi bir de, aynı acıyı milyonlarca tanımadığın başka başka insanla paylaşıyorsundur. hissettiklerin sana özel değildir.
hangisi daha çok zorluyor? bilmiyorum altan, yemin ederim daha fazlasını bilmiyorum, ama çocuk güzel söylüyor.
Dünyada kıskanç bir erkeğin kıskançlığından kurtarılması kadar zor bir iş daha yoktur.
Kıskançlığın ne olduğu üzerine enine boyuna düşünmeden, bu iş başarılamaz pek. Düşüncede ve solunan havada başgösteren bir daralmadır kıskançlık, sanki küçük bir odada yaşanması gerekmektedir ve odadan kaçıp kurtulmanın yolu yoktur.
Yer yer odada bir pencere açılır, kıskançlık konusu nesne şöyle bir göz atar içeri, sonra yine kaybolur ve pencere kapanır. Kıskançlık elini kolunu sallayarak dilediği gibi ortalarda gezip dolaşırken, kıskanç kişinin kendisi odaya hapsolmuştur ve bir yere kıpırdayamaz. Bir yere gidilemez olmuş, kıskançlıkta doğmuştur.
Zamanında kıskançlıkla birlikte yürünecek yollar yürünmemiştir. Örneğin denetim altında tutulmayan pek çok yol vardır, onlara sapılmamıştır; özgürce davranılabilen yollardır hepsi, herkes istediğini yapabilir. Pek çok yolun tutsaklığına yakalanmış kişi, kıskançlık için biçilmiş kaftandır.
Her tarafa nasıl yetişilebilir, her kapriste, her adımda nasıl varolunabilir, bunun için bir uydu, daha doğrusu bir köpek olmak gerekir: bunun en iyi üstesinden gelecek köpeklerdir, efendilerinin yürüdükleri yollarda hep kendileri de bulunsun diye bakarlar. Ama bir erkek bir kadına pek köpeklik yapamaz. Birazcık bu yola başvurmaya görsün, kendisi olmaktan çıkar, beri yandan birazcık köpeklik de hiç bir işine yaramaz.
Evet, mutsuz kişiler vardır, evde kalmaktan, kitap ve notlarının arasında vakit geçirmekten hoşlanırlar: sessiz bir varoluş ağını örüp içerisine bu kişiler için bir kadınla yaşamak asla uygun bir yol değildir. Çünkü kadını yanlarında uzaklaştırmasalar, sessizlik ellerinden gider; kadını yanlarından uzaklaştırayım deseler, çok geçmeden onun ne yaptığını bilmekten çıkarlar. Kendi kendilerini kapalı yerlere hapseden erkekler, eşlerine karşı daha çok böyle davranmak zorundadır.
Uzakta bir yere kapatılmış bir kadının yolu uzundur ve hep bir an gelir, canlanır yol. Hava ayartılarla doludur ve erkeksi sözcükler halinde şekillenir. Bir yolun birlikte yürünmesine ilişkin olarak kadın tarafından yöneltilip erkek tarafından yerine getirilmeyen çağrı, ileride bir başkasıyla yürünecek bir yolu çıkarır kadının önüne; yeni yollardan ileride istediği kadar bıkıp usansa da, bir başka yaşamın başlangıcını oluşturur bu yollar ve söz konusu yaşamın önünde artık kimse duramaz. Erkeğin kendisini hapsettiği yer, kendisinden korunmak istediği kadın için gizli kalmalıdır; çünkü oraya sokulacak kadın kendi gelgitlerini de yanında taşıyıp getirir ve ilgili yerin canına okunur böylece. Gelgelelim, söz konusu yere sokulmadı mı, o yeri kafasında hiç canlandıramaz, dolayısıyla kendine başka yerler arayıp bulur. Kıskançlık kurbanının modern çağlarda daha da zordur işi. Örneğin telefon edebilir ve yanıbaşında bulunmayan eşinin bir falsosunu hiç kuşkuya yer kalmayacak şekilde saptayabilir; yanılıyor olabileceği umudunu bile besleyemez içinde. Mutsuzluğu her zaman açık seçik önündedir; ne bir çıkar yol vardır kendisi için, ne de bir avuntu.
Pek çok kadını sevmesi, sevgisini pek çok kadına dağıtması kıskanç erkeğin derdine çare olu mu? Hayır, çünkü sevgisi gerçekten bir sevgiyse her vakit büyük olacaktır. Ya "sevdiği" kadınları hiç umursamayacak, yani bunlar gerçekten yaşamayacaktır kendisi için, böyle bir durumda da onların ne yapıp ettiğine aldırmayacaktır. Ya da sevecek, yani kadınları tastamam çekip alacaktır içine; o zaman da sayıları ne çok olursa olsun, bunlardan herbiri tümüyle bir insandır ve her biri kendisini seven erkeği kendine göre ölümcül derecede üzüntüye sokabilir.
Sevgisini pek çok kadına dağıtması, ilgili duyguyu ciddiliğinden soyutlaması durumunda yarar sağlayabilir ancak. Bu duygu için de yaşamaya değmez. O zaman en iyisi yalnız kalmak, tek başına yaşamak ve asla kavranamayan bir Tanrı'ya tapmaktır. Pek çok kadın, pek çok kıskançlık nedeninden başka bir şey değildir.
Ama belki bunun çaresi, bir başka biçimde sevmektir. Bir başkasının ölüm kalımı üzerinde yargıçlık taslamadan, bir başkasının her an bir tehlikeyle karşı karşıya bulunan yaşamı konusunda bir sorumluluk üstlenmeden, bir korku duymadan sevmek. Kıskançlık, sorumluluk duygusu hissedenlerin yüreklerinde hepsinden amnsızdır; bu gibilerinin korkuları uyanıktır, tetikte bekler hep, genel olarak böyleleri kendilerini bir yere hapsedenlerdir, çünkü korku evden çıkmalarına izin vermez her zaman. Ölüm denen şey olmasaydı, kıskançlığa dayanılabilirdi. Çünkü göz önünde olmayan kadının bir yerlerde olabileceği bilinirdi o zaman, kendisiyle belki yeniden karşılaşılabilirdi, belki gerisin geri döner, koşar gelirdi erkeğin yanına. Ama işin içine ölüm girince, başka türlü olabilir durum. Sevilen kadın gözden kaybolur kaybolmaz, ölmüş olabilir; gerçekten ölmüşse, onu kim getirebilir geriye? Denetlenmesi olanaksız ölüm, acaba önlenemez miydi? Hangi sevgi ölümü akla getirmeyecek kadar kısadır? Hangi sevgi ölümü altetmeye kalkışmayacak kadar güçsüzdür?
Ölümün olmayışı, kıskanç erkeğin kıskançlığından kurtarılabilmesi için bir çare görülebilirdi; ama ölümün olmayışı, boş bir hayalden başka bir şey değildir. Aranan çarenin bu sınırlı yaşam içinde ele geçirilmesi gerekiyor.
etimolojisi arapça olan kelime. kökeni röntgencilikten gelir. eskiden arabistanda kızlı evlerin penceresine bi zımbırtı serilirmi$, abaza erkeklerde o zımbırtıdan içeri bakıp kızları görmeye çalışırlarmış. buna da kıskançlık demişler.
çoğu zaman sevgisizliğe uydurulan en etkin kılıftır.
sevmez, ama sahip olmak ister, kendine öz olmasını ister. bir nevi "istemiyorum aslında ama olacaksa sadece benim olsun" demektir. çünkü sıkar, üzer, kendi de üzülür.
sonra zamanla sevgisizliğini fark ettiğinde en ufak bir "terslikte" "görüşmek istemiyorum" tribi atar.
terstir, rahatsız edicidir. sevseniz bile bunu fark ettiğinizde "ahahahah" "hiç güleceğim yoktu" "seven kadın bu kadar kolay mı bırakıyormuş ilk defa görüyorum" deyip geçmelisiniz.
kendinize engel olamadığınızda dünyanın en iğrenç hissi.
ve de uyusturucu gibi, önceleri az az ve zevkli.. ama zaman ilerledikçe kıskançlık göz döndürmeye; sacma sapan işler yaptırmaya baslar.
kesınlıkle hastalık boyutuna ulasabilendir. kişi tamamen sevdiğinin yerinde olmak isteyebilir; okuduğu kitaptan kıskanır, basında oyalandığı bilgisayardan, bulunduğu yerlerden, daha ileriki safhalarda öz ailesinden...
en komık tarafı da sevdiğinden kıskandığını iddia eden kişinin zamanla sevdiğine zarar vermesidir. benim değilse kara toprağın olsun hesabı. üstelık ne kadar sevılırse sevılsın tatmin olmaz; mutlu olmaz; yetinmez...
kesınlıkle sonu olmayan, dipsiz lanet bir kuyudur. çözümünü de ayrılıkta bulanlar vardır ki; o en ilginci..
dünyanın kaç bucak olduğunu gösteren bir duygu. karanlık, kir içerisinde, kan/kir/pas/nemli bir 'şey'. sevgiyi tanrılaştıran, seviginizin sebebi olanı ölümsüzleştiren. insanı yataklara yapıştıran her an ona dair her şeyi merak edip söylediği en küçük bir şeyden binlerce anlam çıkarıyorken saçlarına bakıp da bu noktaya nasıl geldiğini düşünüp soğuk bir suyun altındayken aslında koskoca bir bulutun ağırlığını yüreğinde duyarken hiçbir şeyin seni kurtaramayacağını sezinleyip kanının kaynadığına bileklerinin yandığına yeminler edip de bir şarkı dinleyip uzunca bir sigaranın içerisine doğru imkansızlığı üfleyerek aslında masalların gerçek olduğunu anlayıp bütün bir dünya şimdi umurunda da değil ya!
kıskançlık yayılmışken damara
işin ne sabahın ışıklarında
sayfa arasına düşülen dipnotlarda.
azı karar çoğu zarar olan kavram, az da olsa olmazsa sevgi yoktur zaten ama abartılırsa karşı tarafın sevgisini yokeder, güvensizlik hissi oluşturur, seven kıskanır ama fazlası hastalıktır.
'ruhum garip. ben ruhumun kimseyi kıskanmaması için hep en iyi olmayı isterim. benim üstün insan olmam için beni kıskanın. benim faydalı insan olmam için sizler beni kıskanın. beni kıskanın, benim üstüme basıp sıçrayın, beni aşın. beni kıskanın ve beni aşın ki sizi kıskanma fırsatını bana bagıslamıs olun. bütün duygular gibi kıskanclıkta kutsaldır.'
kıskanmak lazımdır,askın sivri uclu parcasıdır.bakın batı uygarlıgı insanları genel olarak bu duygusunu kaybetmiştir ve aldatılırlar hep asırısı paranoyaklıktır bi de tabi.
her aldığın nefeste "o da benim onu düşündüğüm gibi her nefes aldığında beni düşünüyor mu?" diye sormak ve "hayır" yanıtı ihtimaline karşı aklını, mantığını yitirecek davranışlar sergilemektir.
sadece dozunda ve yerinde güzel olan şeydir. fakat kızlar bu oranı ve nerde nasıl yapması gerektiğini bilmemektedir. durduk yere kıskançlık komasına girip erkeğini delirtmektedir. tutturabilen kızlar alkışlanmayı hakeden insanlardır. bazı kızlar vardırki kıskançlıkları yüzünden hayati zindan ederler. bazı erkeklerde bu kızlar gibidir. kıskançlığın dozunu ayarlayamayıp, akan trafikte kime baktın diye arabayı durdurabilir ve baktığı kişi dövmek için arabadan inme teşebbüsünde bulunabilirler. sırf garson nazik olmak adına gülümseyerek sipariş alıyorsa, bunuda sana asılıyor diyerek adamı dövmeye kalkabilir. bunları yapan erkek vardır. kız arkadaşına mini etek giydirmeyip, giyen kızlara bakabilirler bunlar. bir kız olmama rağmen kıskançlık konusunda daha dikkatli olmak gerektiğini cinsiyet ayırmadan yazabildim özellikle akrep burcuyken...
azı karar çoğu zarar duygulardan bir tanesidir. azı yani yerinde,aşırıya kaçmadan yapılan,karşı tarafı boğmayan kıskançlıklar gereklidir,ilişkilerde tatlı çalkantılara renkliliklere sebeb olur.bu türden kıskançlıkların olmaması gariptir,asıl sorun o zaman çıkar.ama fazlası gerçekten sizi bilinmezlere sürükleyebilir,herşeyden vazgeçebilecek hale gelir,gözünüzü bayağı bi karartırsınız.bu her iki cins için de böyledir.özellikle baylar kıskançlığın çok fazlasına asla gelemezler.bayanlar kendi içlerinde gruplandırılabilir ama genelde kıskançlığın fazlasına da sırf sevgilerinden ve aşklarından katlanabilirler.ekstra;kıskançlık duygusuna hakim olmak ayrı bir uğraş gerektirir. zehir gibidir..
azı karar fazlası zarardır.elbette seven insan kıskanır ve bunu öyle yada böyle belli eder ama işin içinde mutlaka güven olmalıdır.küçük oyunlar mahiyetinde şımarıklık vs.gibi kıskançlıklara göz yumulabilir lakin çok çok fazlası güvensizliğin işaretidir.durum o raddeye geldi mi bir daha geri dönüşü imkansızdır.yazıktır,günahtır,seven kalpleri incitmektir,olmamalıdır...
kıskançlık sevginin kardeşidir.sevginin olmadığı yerde barınamaz kıskançlık.sevgi girdiği kalplere peşinden de kıskançlığı getirir belki de bonus niyetine.engel olunamayacak tehlikeli ve dengesinin iyi tutturulması gereken bir duygudur.öyle zannedildiği gibi güvensizlikle ve bencillikle de alakası yoktur bence.kıskanmak;karşındaki insanı kendinden bile çok sevmektir ve sakınmaktır onu gözünden bile,sahiplenmektir onu ve tüm hücrelerine sindirmektir aşkı.hatta aşık olma ihtimalini kabullenmektir de bir anlamda.çünkü;aşkın olma ihtimali bile işin içine girince kıskançlıkta ansızın giriverir kalbinize.önce kabullenmek istemezsiniz ama o çoktan yerini almıştır bile.