babanın sevgisinin anlaşıldığı anlar başlığını okuduğumda hissettiğim, bütün o güzel ve hiç bir zaman sahip olamayacağım anıları içeren entry'leri eksileme isteğime denir işte kıskançlık.
bir ilişkide sağlıklı ve sınırını aşmayan derecede varsa, iki tarafın birbirini kaybetmemesi üzerine yapılan bir hamle ve verilen değerin bir dışavurumudur, ancak ölümcül, paranoyak, sınırdan çıkmış, süründürüp hırpalayan dereceye varmışsa, en büyük ve en derin sevgiyi katledebilir tipik bir insan davranışıdır. (bkz: othello)
Her şey dozunda güzeldir. Açlığı gidermek için fazla yemek kilo yapar, hırslarının altında ezilenler sonunda hasta olur. kıskançlığın dozu kaçtığında ise; duygularda kişi çoğunlukla kendine zarar verirken, maalesef kıskançlık çevredekilerin hayatını zindana çevirir.
Tadında kıskançlıklar yaşanıldığında; önem verildiğini anlar insan; Aşırı uçlarda yaşanılan kıskançlık tedavi gerektirir ayrıca; insanların hayatına mal olabilir. Ancak kıskançlık duygusu tek başına değildir; özgüven, tutku, bağımlılık, yalnızlık korkusu, aptal yerine konulma, paylaşmama isteği gibi duyguları da barındırır... Önünde oyuncakları bulunan ve daha yürümeye bile başlamamış bir bebeğin yanına başka bir bebek oturtulduğunda, bir müddet sonra oyuncakları kendilerine saklamaya çalıştıkları, hatta elindekilerle birbirlerine vurdukları sıkça gözlenmektedir... dolayısıyla kıskançlık; insanın öğrendiği bir kavram değil; doğuştan var olan bir olgudur; ve dozunda yaşanılabilen bir duygu olduğunda yararlı olabildiği gibi, dozunu aştığında insan hayatına mal olacak kadar zararlı bir duygudur.
önce içteki minicik bir acı ve gerilim olan daha sonra yavaş yavaş bünyeyi etkisi altına alan duygu. nefretten bile güçlüdür çünkü genelde nefretin sebebidir. kafanızda senaryolar yazarken diğer yandan da kendinizle "yok lan olmaz... olur mu?" tarzı diyaloglar yaşamanıza sebep olur. gerçek anlamda insanın içini kemirir. değişik bir ruh halinde olur falan. iğrençtir kısaca.
kıskançlık belki de insanın genetiğinde yatar. şahsımda kökünü bulamadığım en derin problemdir. bazıları içine atar, dert edinir. bazıları kavga gürültü çıkarır. kavga çıkarmak içine atmaktan daha iyidir. zira içine atmak zaman zaman psikolojik rahatsızlıklara neden olabilir.
kıskanmayı sadece sevgili olarak algılamayalım. sevgiliyi herkes kıskanır. kıskanç insanın temelinde herkesi herşeyi kıskanmak yatar. anayı, babayı, bacıyı, gardaşı, arkadaşı, evi, şehri hatta köpeği bile kıskanabilirsiniz.
önlemenin yolu yoktur. tedavisi halen bulunamamıştır.
unuttuğunu sandığın anda onu yanında başka bir hatunla gördüğünde sol yanına saplanan acı. yalnız görsen hiçbir şey olmayacaktır aslında. ama "nasıl benden başkası olur hayatında?" sorusu deli eder insanı o bitmiş gitmiş bile olsa. işte böyle birşey kıskançlık.
çağımızın, medeniyetlerin, dünyanın tedavisi olmayan hastalığıdır. sanırım insanın kendi yetersizliklerinden besleniyor.
ama benim bir türlü anlam veremediğim kızlardaki olan cinsindedir. onlar için kıskançlığın herhangi bir bahanesi veya yetersizliği olamaz. her durum bir kıskançlık vesilesidir.
huzur duygusunu biliyor ve hiç bunu duyumsuyorlar mıdır acaba?
yok yok gerçekten dayanılmazdır. berbat, hayatta başınıza gelebilecek en rezil duygudur, özellikle sevdiğini kıskanmak.. terkedilin, en yakın arkadaşınızla aranız bozulsun falan ama kıskançlık krizini allah düşmanımın başına vermesin. kendi kendinizi yer durursunuz. daha da acı yanı yaptığınızın boş, saçma bir şey olduğunu bilseniz de kurtulamasınız. neticesinde kimse değil yine siz zarar görürsünüz.
o kadar sikko bir duygudur ki;
aldığı nefeste üzerine titrediğiniz canınız ciğeriniz insanı, ortada hiç bir şey yokken kendinizden soğutmanıza sebebiyet verir. ulan nedir anlamadım ben bu işi. bunun daha da boktan ve manasız olanına aşk ya da aşık olmak deniliyor benim bildiğim kadarıyla. tamamen manasızlıklar, mantıksızlıklar silsilesinden meydana gelmekte iki duygu da.
halbuse alan memnun veren memnundur ortamda, görünen hiç bir problem yoktur. sadece samimiyet batar göze. bir mimik, bir kelam vs vs. herhangi spontane bir hareket bile ortadan ikiye doğru kırkbeş derecelik açıyla çatır çatır çatlamaya sebebiyet verir.
ve daha da boktanı ise karşınızdaki insana olan sevginizden olan biten karşısında eriyip gitseniz de, sinir krizleri geçiriyor olsanız da renk vermemek, durumu çaktırmamak, ortamı bozmamak adına saçlarınızı dökersiniz farkında olmadan...
allahım düşmanıma bile verme mümkünse bu hissiyatı.
en iyisi hiç bulaşmamak, kıskanma raddesine kadar bir arkadaşınızla samimiyet kurmamanızdır. lan kendimden şüphe duymaya başladım yahu. ibneyiz de haberimiz mi yok diye söyleniyorum kaç gündür kendime.*
(bkz: itiraf.com)