bir başlangıcı ve bitişi olan bir şey için fazlaca özen gösterip, karıştırdığımız, anlaşılmaz hale getirdiğimiz şey, ama ne?
asıl sorun da bu zaten. sürekli çözmeye çalıştığımız bir problem. hatta problem bile değil, problem arayan yapımıza uygun bir sorunun cevapsız halidir hayat.
bir cezaevine gözleri kapalı halde getirilen birine haydi bize cezaevini anlat demek kadar da hastalıklı bir soru. cevabı ise, cevabı arayanın ruh haliyle ilişkili. bazen kurtuluş, bazense yok oluş
herkese göre farklı ama aslında tekdüze, kurallı/kuralsız oluşum. kurallarına uyulduğunda önünüze bilinmezliğe ait ödüller sunan bir bağışlayıcı, uyulmadığında da yanacaksın! diye kükreyen bir kötülük!
hangimiz bilmiyoruz ki bu oyunu?
bir yaratıcının bahsi geçiyor her yerde. aklımız almıyor onu, öyle öğrettikleri için. düşünmemize bile izin verilmiyor, bu yüzden düşünmeye çalışıp, kimsenin bilmediği günahlar işliyoruz geceleri.
belki yalvarıyoruz en çaresiz halimizde ona duy beni lanet olası!
duymuyor, çıt çıkarmıyor, öyle sessiz ki, bir ölü gibi.
o an öldürüyoruz bağışlayıcıyı, yargılayıcıyı, yaratıcıyı
peki bu bizi kötü yapar mı?
öyle demişti ya, bize kendi nefesinden üflemişti. belki kendi de birine isyan etmişti zamanında, onu da biz kaptık nefesinden bir hastalık gibi.
şimdi gözleri bağlı cezaevini anlatmaya çalışan o mahkum gibi, öksüre öksüre yaşamaya çalışıyoruz.
ne kadar da gereksiz. hayat bizi umursamazken, biz onu böylesi umursuyoruz.
- ben bu hafta sonra gidiyorum, görüşelim mi?
- olur görüşelim, daha önce de planlamıştık ama olmadı, bu kez görüşelim.
- tamam mekanı sen ayarla, şarap içeriz.
- pek ortam insanı sayılmam, senin bildiğin bir yer var mı?
- maalesef yok, buluşalım neresi uyarsa oraya gideriz?
- tamam, neden olmasın.
buna benzer bir diyalog ile başladı bitişin başlangıcı. alkım, kör gözlerimi su ile silip açmaya çalışsa da nafile, onu hep istemiştim ve istiyordum. kim engelleyebilirdi ki ona gidişi mi, belki sadece ölüm.
ölmedim ve oradaydım o gün.
işte geliyor karşıdan, saçlarıyla sevişiyor rüzgar, gözlerinde yemyeşil bir dünya, yürüyüşünde başka bir şey var, anlatamam, işte geliyor karşıdan.
bu onu ilk görüşüm, beline usulca dokunup, çaktırmadan koklayarak öpüyorum yanağından.
yüzüme bakamıyor, ben bakınca da "n'olur bakma utanıyorum" diyor gerçekten utanarak.
yürüyoruz...
bir süre sonra, bir yere oturup bira istiyoruz garsondan.
telefonu her zamanki gibi meşgul. sırf onu sinir etmek uğruna defalarca arayıp o sinir bozucu "dıt dıt" sesini duymasını sağlıyorum. saatler geçiyor ve vazgeçiyorum artık, kendimi yatağımın huzurlu soğuğuna bırakırken.
tam kapanmak üzereyken gözlerim, mesaj geliyor "iyi geceler aşkım"
tüm o sinirim, nefretim, kafamdaki komplo teorileri yerini bırakıyor düşüncesizliğe ve aptallığa. elim de gitmiyor "bitti, hoşça kal" demeye.
bir süre bekliyorum, sanırım bu 10 saniye sürüyor ve arıyorum.
yorgun bir sesle: "alo" diyor.
kızgının ve haklıyım, onca saat kiminle konuşuyorsun?
suskunluğumun üzerine çöküyor gündüzü gece yapan bir bulut gibi sesi.
bir kız arkadaşıymış arayan, dertleri bol olanlardan hani, mutluluğu yakalayamayanlardan.
erkek arkadaşıyla olan problemleri, iş hayatındaki olumsuzluklar, babasının ona ilgi göstermemesi, görünüşüyle ilgili problemler, dedikodular, gülüşmeler, eğlence, ve biraz ben. tüm konuşmaları bundan ibaret ve hepsini anlatıyor bana. ve bu o kadar uzun sürüyor ki, insan delirmemek için kandırıyor kendini ve kabulleniyor. saatler süren bu tek taraflı görüşmeye "aşkım" diyerek son verirken karşıdan gelen tepki aynen şu "neee?"
insan böylesine aşıkken alınan bu tepkiyi önemseyemiyor haliyle.
ve devam ediyorum konuşmaya herhangi bir tepki göstermeden. onu nasıl sevdiğimi, ne kadar sevdiğimi, aşkımın büyüklüğünü, cesaretimin yüceliğini ve aslında ne kadar da gurursuz ve aciz bir canlı olduğumu anlatıyorum ona.
sesinin titrememesinden, yüksekliğinden ve rahatlığından anlıyorum ki acizliğimi hissediyor ve korkmuyor benden.
her defasında "bu kez ben kapatacağım" telefonu dememe rağmen, başaramıyorum ve "uykum geldi, görüşürüz" diyerek kapatıyor telefonu.
aşk mı, ondan da yoruldum, saçma sapan insanlara gereğinden fazla ilgi göstermekten, onları pohpohlamaktan, çöp gibi sevgilerinden, aşklarından, zamana ayak uydurmuş hareketlerinden, kokan nefeslerinden, saçlarındaki boyalardan, ter kokusundan beter kokularından ve bitmez tükenmez özgürlükleri içinde kendilerini mahvetmelerini izlemekten yoruldum.
en önemlisi de her defasında kendimi, onlara kötü bir mal pazarlıyormuş gibi hissetmekten yoruldum.
peki ben kimim?
ben, ukala adamım, bencilim, bazen birini öldürünceye kadar dövmek istiyorum, bazen nefret ediyorum son model arabayla yanımdan geçen birinden, konut reklamlarını seyrederken "keşke" diyorum, güzel kalçalı birini görünce onunla sabaha kadar sevişmek istiyorum, aptal filmler izleyip başka birine "izleme" diyorum, kitap okuyorum yahut okumuyorum, hayaller kuruyorum, planlar yapıyorum, büyüyorum, küçülüyorum, düşüyorum, yükseliyorum, yağmurda ıslanıyorum, aldatıyorum, aldatılıyorum, yazıyorum, siliyorum, şakalar yapıp çatlayıncaya kadar gülüyorum, bazen şakanın kahramanı oluyorum, sigara içiyorum, bırakmayı deniyorum, bırakıyorum tekrar başlıyorum, sarhoş olup yanımdaki kadına sarkıntılık yapıyorum, kusuyorum, ayılıyorum, ağlıyorum, bağırıyorum, duvarları yumrukluyorum, duvarları boyuyorum, çiçek bakıyorum, çiçekleri kopartıyorum, başını okşuyorum bir köpeğin, gece yarısı köpek korkusundan cebime taşlar dolduruyorum, yalan söylüyorum, gerçeği söylüyorum, utanıyorum, utanmaz oluyorum, kılına zarar gelmesin dediğim kadını tokatlaya tokatlaya düzüyorum, sonra tekrar ona sarılıp dünyanın en güzel uykusunu uyuyorum, uyandığımda tek oluyorum, çift oluyorum, beş oluyorum, on oluyorum, hiç oluyorum, baba oluyorum, anne oluyorum, kısır oluyorum, ibne oluyorum, seksomanyak oluyorum, iktidarsız oluyorum, zengin olup tepeden bakıyorum, fakir olup zengin bana bakıp küfrediyorum, çocuğum için köpek gibi çalışıyorum yahut çocuğumu cami avlusuna terk ediyorum, saç ektiriyorum, kel oluyorum, dalga geçiyorum insanlarla, dalga geçiliyorum, herkesin baktığı, yüksek yerde durup nutuklar atıyorum, yahut o kalabalıkta sıkışmış herhangi biri oluyorum, canını ortaya koyup kahraman oluyorum, yahut korkak oluyorum kaçarken, özlüyorum, özleniyorum, nefret ediyorum, nefret ediliyorum, birinin hayatını kurtarıyorum, bazen kurtaramıyorum kendi hayatımı, tanrıyı arıyorum, onu reddediyorum, isyan ediyorum, inanıyorum, inanmıyorum, kendimi kandırmayı seviyorum, sevmiyorum, yanlış seçimler yapıyorum sonra doğruyu ararken bitiriyorum hayatımı, başka yerleri merak ediyorum, gidiyorum, gidemiyorum, uyuyorum bazen ayakta, bazen yatakta, çevreyi kirletiyorum, eylemlere katılıyorum, birinin arkasından gidiyorum, bazen benim arkamdan geliyorlar, yalnız kalıyorum, unutuluyorum, unutuyorum, kalabalıktan biri oluyorum, kalabalıkta hiç oluyorum, aranıyorum, soruluyorum, umursanıyorum, umursanmıyorum, itilip kakıyorum, itip kakıyorum, kıyafetler alıyorum, alamıyorum, markaları seviyorum, markalardan nefret ediyorum, sağcı oluyorum, solcu oluyorum, yahut nefret ediyorum hepsinden, bir bok sanıyorum kendimi, bazen gerçekten bok oluyorum, aynalara bakıyorum, aynalardan kaçıyorum, kahve içiyorum, zemzem içiyorum, içki içiyorum, uyuşturucu kullanıyorum, masumiyeti çalıyorum masumiyetim çalınırken, dişi oluyorum, erkek oluyorum, yaşlı oluyorum, genç oluyorum, doğuyorum ve ölüyorum yaşam denen düz çizgide giderken.