istanbul üniversitesi merkez kütüphanesi 24 saat açıktır. isteyen her saat gidebilir. Ancak vize ve final dönemlerinde gitmeyin çünkü merdivenlerde çalışanlar var. Yer bulamazsınız. Ha bu arada gece gidecekseniz eğer kütüphaneden soğuyabilirsiniz. O saatlerde pek de ders çalışan yok gibidir . Kızlı erkekli muhabbetler faso fisolar o saatlerde daha çoktur.
son zamanlarda bir süredir ders çalışmak amacıyla düzenli olarak sabah 8-akşam kafama göre kütüphanelerde bulunuyorum. şunu söylemeliyim ki insanlarımızda kütüphane kültürü sıfır. tüm millete yayamam bunu elbette, yaşadığım şehir diyebilirim. sayfaları yırtarcasına çeviren mi dersin, sandalyeyi kahvehanedeki gibi paldır küldür çeken mi, fısıldadığını zanneden ama beceremeyen mi, yere vurur gibi yürüyen mi, elindeki kitabı/kalemi pat diye masaya bırakan mı... niceleri var daha... tamam tabi ki arada böyle öküzler çıkar fakat 20 kişilik salonun 15 kişisi böyleyse sıkıntı var demektir. normal şartlarda ufak tefek sesler ama o sessizlikte sayfa çevirme sesi bile çok kulak tırmalıyor, biraz dikkat etmek gerekiyor arkadaş.
kütüphanede 100 misafir varsa bunların 98'i ders çalışan öğrenciler. aslına bakarsanız kütüphanenin raflarıyla kimsenin ilgilendiği yok. buraya olan tüm ilgi masalar ve sessizlikten mütevellit. yani rafları kaldırıp üç beş masa daha atacağız deseler kimse olmaz burası kütüphanedir demez. neyse ben de ders çalışmak amacıyla gidenlerden olduğum için çok giydiremiyorum... diğer iki kişinin de biri evde çoluk çocuktan dolayı işini yapamayan; şirketinde önemli bir mevki sahibi olduğunu tahmin ettiğim abi. diğeri de aydın dede. birinci karakter normal, diz üstü bilgisayarı, dökümanları ve bardak termosuyla sabah erken saatte geliyor işine gücüne bakıp ses edenleri uyarıp gidiyor. ikinci profil biraz değişik. şöyle ki:
gittiğim her gün bu dedemizi görüyorum. 65-70 civarı yaşı tahminimce. adam yürümekte ve dik durmakta zorlanıyor. başında kasket, klasik ufak tefek bir dede tipi.sabah 9 civarı geliyor (kütüphanenin açılış saatinde damladığım için kim hangi saatte geliyor biliyorum), öğlen 1-2 arası gidiyor. elinde sürekli 2-3 kitap ve bir ufak çantası var.
hep merak ediyordum ne yapıyor acaba diye, bugün masama oturdu, inceledim biraz kendisini. sigara içmeye çıkmıştım, girdiğimde masama oturmuştu kendisi, elinde bir tane avrupa insan hakları sözleşmesiyle ilgili kalınca bir kitap, bir tane de parlementolu bir ismi olan, demokrasiyi temel konu alan bir kitap var, ismini tam hatırlayamadım iki kitabın da.
dedemizin hareketleri çok hoş, geldiğimde yeni okul çocuğu edasıyla masadaki hunharca savurduğum silgi tozlarını siliyordu, ayrıca onun sathına da yaydığım notlarımı derleyip önüme koymuş. tıpkı yeni ilkokul çocukları gibi dikkatli, hevesli bi şekilde çantasından kalemini kağıdını çıkardı, başladı kitabı dikkatli dikkatli, ama şaşırtıcı derecede heyecanlı okumaya. biraz da fısıldıyor okurken, hatta biraz değil resmen sesli okuyor ben de okumuş kadar oldum kitabı konusunu falan da ordan biliyorum. neyse yaşlı diye kimse sesini çıkarmadı idare ediyoruz. ama nasıl heyecanlı okuyor, mesela cümle "vardır" diye bitiyorsa, resmen vurgulayarak çok ciddi bir şey anlatıyor gibi "vardır!" diyor fısıldarken, daha da yüksek bir sesle. neyse dedik dedecik okuyor ediyor. kitabı okumayı bıraktı. çıkardığı kağıtları düzenledi falan, baya baya not almış. bu sefer başladı yazmaya. ama nasıl özenerek yazıyor, her harfe ayrı özeniyor resmen. bir de tamamen büyük harflerle yazıyor. işin kötü yanı yazarken de içinden söylüyor yazdığını ama tüm salon duyuyoruz. sabır dedik dede dedik, ama çok dikkatimizi dağıttı hepimizin bakışlardan belli. ben de duramadım tekrar sigaraya çıktım geldim, dede hala aynı modda devam ediyor. en sonunda dayanamadım, rencide olmasın diye iyice yakınına gelip "biraz daha sessiz olabilir misiniz" dedim. adam "kulağım duymuyoo" diye bağırmaz mı... yerin dibine girdim ya la... yakın tarihte öyle dumur olduğumu hatırlamıyorum. el işaretleriyle falan anlattım derdimi de tamam dedi, hemen ardından devam etti aynı performansta, ikinci dumuru yaşamamak için ses etmedim ben de. öyle bozuldum ki dikkat falan kalmadı koptum dersten falan. bir daha o dedeyle aynı masaya oturanın, "dededir ne yapsa yeridir" kafasını yaşayanın...
kıssadan hisse: her sevimli dede sinirimizi bozmayacak diye bir durum yok, hem sevimli hem sinir bozucu olursa da "dededir" diye susmak yok. tabi ki lisan-ı münasiple uyarmaktan bir şey çıkmaz, saygısızlık olmaz.
kitap okumayi sevenlerin kendilerini en mutlu hiss ettikleri yerlerin basinda gelir (benim de ) .
icinde bir cok kitap bulunduran , ya belirli bir statuye ya da herkese acik mekan.
evdeki kitaplik'a da denir ama bence denmemesi lazim.
evimden daha çok sevdiğim, sarılmak istediğim, kitap dolu bir ülkedir. yerden tavana kadar kitaplarla dolu raflar, o bilindik kitap kokusu, kitap okuyan insanlar...
beni bir kütüphaneye kapatabilirsiniz ! şey... strahov abbey olsun.*
yaşantımızda belki de hiç uğramadığımız bilgi saklı kapalı kapılar olarak adlandırılan mekanlardır. bunların bazıları devlete ait olup bazıları ise özel kurumlar tarafından hem öğreni niteliğine hem de yetişkin gruba kolaylık sağlar.
huzur bulduğum nadir yerlerden. o kokusu yeter insana yıpranmış eski kitaplar sayfalarındaki kitabı okuyanlara ait kalem izleri, saçma sapan yazıları yada kitapla ilgili küçük notları, unuttukları ayraçlar, küçük not kağıtları.. anılarla dolu yaşanmışlığın en güzel göstergesi olan yerlerdir kütüphaneler.
350 tane kitap okuduğum mekan, internet cafe olarak kullanan şerefizlere inat hiç burada internete girmedim hep kitap okudum, annem çok kitap okuma gözlerin bozulur diyor ama yanlış biliyor ben hem havuç yiyiyorum hemde kitap okuyorum havuç gözlere iyi geliyormuş örtmenim dedi. burada ben 2 yaşında iken ölen babamda çok kitap okurmuş ben babam gibi olacağım, okuduğun her kitapta beni gökyüzünden görüp mutlu oluyor biliyorum.
beşeriyetin hafızasıdır, çok net. gidilmemesi de büyük eksiliktir. bazıları bilgisayar var ayfon var artık ihtiyaç mı kaldı diyor ! boş lakırtıdır ! bunu bir programcı, bir yazılımcı olarak söylüyorum. böyle bilgisayar başında yada ayfonla takılmak ancak sınırlı bilgi empatisi yapmaktır daha ilerisi ise göz bozmaya kadar gider !
ve unutmadan bazıları için kitabı elden geçirmek bir zevktir efenim bunun mekanı da kütüphanedir...