kürtçe hakkında edebiyat dili değil diyen bre faşistler size ahmede xani'den ciğerxun'dan fagiye teyran'dan mehmet uzun'dan eser yıl konu örnekleri versek anlayacak mısınız?türk edebiyatının en büyük ismi olan yaşar kemal'in bile kürt olduğu bu ortamda yüz yıllardır bitirlimeye çalışılan bir dil ve onu yaşatmaya çalışan milyonlar.dünya var oldukça kürtçe de var olacaktır.bu da size dert olsun...
şu yazılan entrylere bakınca, bu ülkede türkçe öğretilememiş türk dili ve edebiyatı dersleri iyi kavranamamış ya da kavratılamamış görüyorum. ben ona yanıyorum. yazık çok yazık...
kawa destanı var kol gibi. ayrıca selahaddin eyyubi kürttür. koskoca bir devletin krallığını yapmıştır. kudüsü hristiyanlardan almıştır vs. vs. bu şekilde bir devlet yöneticiliği için doğal olarak hatta sike sike yazılı kültür şarttır.
her zamanki gibi sidik yarışına vesile olmuş iddiadır.
bir taraf bizim mevlanamız var sizin neyiniz var der, diğer taraf hemen "mem-ü zin" der.
bir taraf dili yokki edebiyatı olsun der, öteki taraf sen kendi diline bak der.
harbiden sike sürülecek kadar akıl yok hiçbirinizde.
kürtçe diye bir dilin olmadığı iddiaları ile dikiş tutturamayanların bari buradan yırtalım diye ortaya attıkları ikinci argümandır. bu da tutmayınca daha light versiyonu olarak başka argümanların ortaya atılması muhtemeldir.
doğrudur. hatta kürtçe'nin lehçe olduğunu bile düşünen araştırmacılar vardır. bence gerçek bir edebiyat yoktur ortada. yalnızca kürt kardeşlerimizin -bana göre- kendi tanıdığı mahalli yazarların oluşturduğu bir ekol olabilir sadece. gerçekten bir edebi birikime sahip olsalardı, biz tanırdık diye düşünüyorum onların yazarlarını, verdikleri eserleri. onlar eminim ki türk edebiyatçıların çoğunu tanıyor, hatta bazıları türk dili ve edebiyatı, türkçe öğretmenliği gibi bölümlerde okuyorlar. çoğumuz dünya edebiyatı'na, batı edebiyatı'na bile vakıfız. şahsen kürt edebiyatı'nı kabul eden bir şey okumadım.
Fransa'da yayın yapan tanınmış dil dergilerinden Le Français Dans Le Monde, yayınladığı dünyanın en etkili ve zengin dilleri listesinde, Kürtçe'ye de yer verdi. Derginin yaptığı araştırmaya göre Kürtçe, bütün yasaklamalara rağmen binlerce dil içerisinde ilk 30 dilin ardından 31inci sırada yer alıyor.
Le Français Dans Le Monde dergisi dünyanın en etkili dilleri listesini yayınladı. Derginin 335inci sayısında yayınlanan listede, resmi dil olmamasına rağmen Kürtçe, binlerce dil arasından etkili ve zengin dil olarak ilk 31inci sıraya yerleşti. Derginin etkili ve zengin dil kriterleri ise, Kürtçenin karşı karşıya olduğu toplumsal zorluklar dikkate alındığında oldukça ağır kriterler... Kriterlerde, 'Dili konuşan insanlar sayısı', 'internetteki saygınlığı', 'Resmi dil olduğu devletlerin sayısı', 'Yapılan çevirilerin toplamı', 'Bu dille yapılan film, müzik ve yayınlanan kitap sayısı' ve 'Bu dille yazılan gramer kitapları ve dil çalışmaları' gibi temel kriterler bulunuyor.
730 YILLIK RESMi DiL, KÜRÇEYi SADECE 6 BASAMAK GEÇEBiLDi
Derginin 5 kritere göre yaptığı çalışma sonucunda ingilizce'nin, dünyanın en etkili dili olduğunu belirlendi. Kürtçe ise, batı dillerinin kültürel mirası, yazılı edebiyat ve sanat üretimindeki tarihsel birikimlerine rağmen listede saygın bir konumda yer aldı. Kürtçe binlerce dil içerisinde çok sayıda dili geride bıraktı ve batı dilleri içerisinde de kimi dilleri geride bıraktı. Listede Türkçe de yer aldı. Türkiyenin Cumhuriyetin ilanından sonra Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurması, yaygın ve örgün eğitimi Latin harfleriyle Türkçe olarak zorunlu hale getirmesi ve yazılı literatüre devlet destekleri sağlamasına rağmen Türkçe, Kürtçeden sadece 6 sıra ilerde yer aldı. Ayrıca Türkiye, resmi olarak Türkçeyi 730 yıllık dil olarak kabul ediyor. 13 Mayıs 1277 tarihli Karamanoğlu Mehmet Bey'in bir fermanı ile Türkçenin devlet dili olarak kabul edilişinin 731 yılı resmi kutlamalarla kutlanmıştı.
KÜRTÇE FARSÇANIN ÖNÜNE GEÇTi
Ancak Le Français Dans Le Monde Dergisinin sıralamasına göre irani diller içerisinde en etkilisi dil olarak bilinen Farsça'da Kürtçe'nin gerisinde kaldı
Derginin listesinde dünyanın en etkili 10 dili ise şöyle sıralandı: 1) ingilizce 2) Fransızca 3) ispanyolca 4) Almanca 5) Japonca 6) Flamanca 7) Arapça 8) isveçce 9) italyanca 10) Danimarkaca
Alıntıdır.
*
bu yazıyı neden yazdım?
Öncelikle kürt olmadığımı belirtmek geçiyor içimden. Hasta çocukların, beni de kendileri gibi bilerek, milliyetçilik gibi ilkel duygular taşıdığımın sanılmasını istemiyorum.
Bu yazıyı; bugun lanet edilen terör örgütünün varolusunun sorumlularına ufak bir hediye olsun diye yazdım. Arkasından ağlanan şehitlere borç bildiğim için yazdım. insani duyguların, barış, kardeşlik, hak ve tahammül gibi değerlerin varolup olmadıgını test etmek için yazdım.
Bu yazıyı; lisede okuyan delikanlının sindirim sistemini öğrenirken "bir milleti sindirmek" kavramını aklından cıkaramadıgını hatırlatmak için yazdım.
bu yazıyı; karalamak, manipülasyon amaçlı hayaller kurmak gibi amaçlarla bir kültürü hiçe sayanlara yaprağın üzerinde su damlası taşıyan karınca oldugumu bildirmek için yazdım.
Bu yazıyı; Kürtçe gibi estetik bir dilin sahip olduğu barış, kardeşlik gibi kavramlar yüzünden aşağılanmasını istemediğim için yazdım.
Bu yazıyı; dinledikçe özürlük arzulatan şarkıların yazıldığı bir dili hayal ürünü olarak tanıtanları insanlığa davet etmek için yazdım.
asimilasyon bu boyutta olmasaydı eğer, belki ahmet arif kendi dilinde yazardı ya da yaşar kemal vs. kürt edebiyatı coşardı o vakıt. hep baskı altında tutulmuş bir dilden edebiyat beklemek, götünde lale ile dolaşan poposu büyük yurdum insanının yüzeysel bakış açısıdır.
coğrafyaları da götten uydurma olduğu için, hiçte şaşırtıcı olmayan gerçek...
"siz at üstende, orta asya'da cebelleşirken, bizler yüzlerce yıl önce anadolu'ya yerleşmiştik. o yüzden anadolu aslinda kürt vatanıdır" savını sıçan hemşolara ithaf olunur...
hayda bire. bugünkü kırkpınar güreşlerine aman milliyetçilik şenliklerine hoş geldiniz. kürtçe kaç kitab okudunuz, kürtçeye dair bildiğiniz nedir ki canlarım pipilerini çıkarmış veletlerin kar üzerine adlarını yazma çabası gibi kendinizi kasıyorsunuz.
politik meselelerden uzak tartışmanın imkansız olduğu bir meseledir bu (bunu tanıma sayarsınız).
ben olaya biraz daha ilmi açılardan bakış açısı yakalamaya ve önyargılardan uzak kalmaya çalışacağım. mümkün olduğu kadar özet halinde derdimi anlatmaya çalışacağım:
medeniyetin izlerinin sürülebildiği ilk zamanlardan bu tarafa, bütün coğrafyalarda insanlığın ürettiği ortak değerleri alt alta yazarsanız, asgari insanlık gereklerini bulursunuz. bunlar olmadan bir cemiyetten bahsedilemez yani. bu özelliklerden bir tanesi de sanat'tır. duvar resimleri, süslemeler, takılar, sözlü edebiyat ürünleri vs.
insanlığın cemiyet halinde yaşamaya ve medeniyet oluşturmaya başladığı zamanlarda, diğer alanlara göre dil en ilerlemiş olan özelliklerden birisidir. dolayısıyla güzel sanatlar içinde edebî alan bir adım öndedir. heykel, resim, müzik, tiyatro vs. hep daha sonra gelir. bu bir zamana kadar sözlü aktarımla gelir, kağıtla bir sıçrama, matbaa ile daha üyük bir sıçrama kaydeder. Şimdilik son aşaması bilgisayar ve internettir.
bir devlet olarak kürt devleti ortada olmasa bile, kürt halkı için tüm ortadoğu halkları gibi derin bir tarih vardır. onlar öldüler, doğdular, evlendiler, aşık oldular, hicvettiler vs. dolayısıyla bütün bunların yaşandığı bir sosyal hayatta edebiyatın yeşermediğini söylemek sosyal bilimlere ters düşer.
yine bütün dünyada güzel sanatlar, medeni gelişmişlik düzeyiyle hemen hemen at başıdırlar. kimi zaman geride olan ilerideki tarafından çekilir, biri diğerini her daim tetikler. Bu edebiyatta da böyledir, diğer güzel sanatlarda da... Osmanlı medeniyetinin zirvede olduğu dönem, osmanlı türk sanatının da zirvede olduğu dönemdir.
dolayısıyla kürt edebiyatı, hatta topyekün kürt sanatı da kürt medeniyeti ile eşdeğer boyuttadır. kürt resmi, kürt heykelciliği, kürt müziği, kürt edebiyatı, kürt tiyatrosu vs... genelde milli sanatlar daha önde olmakla beraber, artık yerlileşmiş sanatlar da hızla gelişir ve değişirler.
şunu rahatlıkla söylemek mümkündür ki; doğu halkları arasında büyük medeniyet oluşturmuş milletler arasında kürtler yoktur. türkler, ruslar, çinliler, araplar, farsîler hemen ilk akla gelen ve bugün de yaşayan büyük medeniyettirler. Bir takım artık yaşamayan medeniyet isimleri de saymak mümkündür. Ancak kürt medeniyetinin bu çapta olmadığını vicdan sahibi kürtler de kabul edebilirler.
esasında henüz tam manasıyla feodal yapıdan kurtulamamış ve merkezi devlet otoritesi kuramamış olan kürtler, bu bakımdan böyle bir medeniyet de oluşturamazlardı. onun için bir ali şir nevai ya da şeyh galip, buhurizade mustafa efendi (ıtri), levni ya da bir yahya kemal beyatlı sayamazlar.
dolayısıyla mesele biraz da bu açıdan ele alınmalıdır. bir kürt edebiyatı yoktur demek de vardır demek de altını doldurmadığınız zaman anlam ifade etmez. kürt medeniyetinin seviyesi ne ise edebiyatının da seviyesi o derecededir.
kalkıp türk edebiyatı ile kürt edebiyatını karşılaştırmak ise cahilliğin daniskası olur. onlara nedim'le seslenmek gerekir:
yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber nedim
bir peri suret görünmüş, bir hayal olmuş sana...
bilimsel araştırmalara göre kürtçe olarak söz edilen 'şey', farsçadan sözcük alıntılarıyla oluşturulmuş, gramer yapısı olarak farsça ve göktürkçe yani eski türkçe yapısına sahip bir yapıdır. kürtçe diye ortak bir dil olsaydı, aynı mahallede yaşayan kürtlerin bile birbirlerini anlayamadığı durumlar ortaya çıkmazdı. diyeceklerdir ki onlar lehçe, şive, ağız. peki türkçe konuşan bir aydınlıyı, karadenizliyi, hatta dikkatli ve düşünerek dinlenirse bir azeriyi anlamama gibi bir olasılığı var mı bir türk'ün. tabi ki yok. ben şimdi bir grup arkadaşımı toplayıp, bundan sonra suya zetingen, ekmeğe dikingen, istiyorum sözcüğüne emingen diyeceksiniz desem ve bunu yaygınlaştırsam bir grubun arasında. bu dil mi olur! o zaman ermeni dili ve edebiyatı, rum dili ve edebiyatı, çerkez dili ve edebiyatı,laz dili ve edebiyatı falan da açalım, onların da devlet kanalı olsun, onların da dilini okullarda okutalım, ne dersiniz?
gelelim edebiyat meselesine. edebiyat, oluştuğu milletle ve o milletin tarihiyle var olan bir yapıdır. edebiyat anlatmak ve anlamak isteyen biri, öncelikle o edebiyatın oluştuğu milleti, o milletin yaşantısını ve tarihini bilmek zorundadır. baktığımızda kürt devleti yok, kürt dili olarak belirli kurallara oturtulmuş ve genel kürt halkı olarak kendisini adlandıran halk tarafından ortak konuşulan bir dil yok ve en önemlisi de bir tarih yok! tarihi ve devleti ve ortak bir dil hazinesi olmayan bir topluluğun edebiyatı nasıl olur diye sormak gerekir. ayrıca bir edebiyatın oluşmasına ya da bir milletin millet olarak bağımsızlığını ilan etmesine değil türkiye cumhuriyeti devleti, hiçbir devlet yasak koyamaz ve bunu engelleyemez. yani bir şiir yazıp dünyaca ünlü olabilmek için devletten izin almanız gerekmiyor! bu da gösterir ki kürtleri engelleyen kimse olamaz edebiyat oluşturmaları için. ortada bir ortak dil olsa, bir tarih olsa, yaşanmışlıklar olsa, zaten bir edebiyat kendiliğinden oluşurdu.
mehmet uzun olarak bahsedilen bir yazar vardır. kitaplarını her yerde bulursunuz. o kişinin zihniyetini anlamanız için kitaplarını ayaküstü karıştırmanız yeterlidir. kitaplarında bilimsel bilgilerle yazmak yerine, duygusal davranan bir kişidir. bir nihat sami banarlı'nın türk edebiyatı tarihi gibi bilimsel eserler vermek yerine, öykü yazar gibi kürt tarihi anlatmıştır kendince. ayrıca kitaplarında bu yazarla ilgili hiçbir akademik kariyer belirtisi de yoktur. kim olduğunu, ne gibi eğitimlerden geçtiğini, kitapları eline alan kişiler bilememektedirler. ölümüne kadar aldığı ödüller kürt dernekleri ya da isveç'teki bazı dernekler tarafından verilmiştir. bu kişinin hangi akademik eğitimi gördüğü ve hangi sıfatla bir tarih kitabı yazma girişiminde bulunduğu meçhuldur. romanları olan ve kürtler tarafından okunan bir yazardır. kitaplarını incelerseniz, son derece öznel ifadeler kullandığını, kendine göre bir kürt devleti oluşturduğunu ve hatta sınırlarını da bugünkü doğu anadolu olarak kabul ettiğini görürsünüz. ve kitaplarının muhtelif yerlerinde de kürdistan ifadesini görmek olanaklıdır. akademik kariyeri olmayan, konusunda uzman olmayan bir kişinin belirli bir tarihi gerçeğe dayandırılmamış bilgilerle bir edebiyat var etmeye çalışması ise nafile bir çabadır. ayrıca şair ve yazar olarak tanıtılan kişiler en fazla 10 şiir sahibi olup 2 ya da 3 tanesi hariç çoğu 1900'lerden sonra yaşamış görünmektedir.
biraz uzun olmuş olabilir ama bir edebiyatçı olarak bu yazıyı yazmak istedim. sonuçta ben şunu diyorum. iktidara gelen ya da gelmek isteyen herkesin sömüreceği iki konu vardır. birincisi türban, ikincisi kürt sorunu. ve ne yazık ki bizi birlikte kardeşçe yaşamaya yönlendirmek yerine aynı topraklar üstünde bir başka dili tanımaya zorlamak, üstüne bu dili okullarda okutmak gibi bir gaflete düşmek, atatürk'ün anayasanın ilk maddesi olarak belirlediği ortak dil, ortak bayrak anlayışını ve dolayısıyla atatürk'ü çiğnemektir. türkiye cumhuriyeti'nin adını değiştirmeye kalkmak, türk dilinin yanında bşka bir dili tanımak inanılmaması gereken siyasi bir oyundur. bu devletin resmi dili türkçedir ve türkçe kalması da dileğimdir.
edebiyat dediğimiz şey 20-30 kişiyle olmadığı iddiasına dayanarak doğruluğu ispatlanmaya çalışılan iddia. lan ne derdiniz var kürtlerle ya. çocukluğunuza mı iniyim şimdi. türk edebiyatındaki yazar sayısı cumhuriyet öncesi 30-40'dan fazla mıydı? e diyeceksin ki sonra niye yazar çıkmadı? dopru sonuna kadar haklısın yazar çıkmadı ama devlet izin verdi de kürtler mi şiir yazmadı mnskym.