siyasi bir iletişim şeklidir. milli devletlerin gelişimini tamamlamasıyla beraber ortaya çıkar. esas amaç ekonomik değildir. ülkeler arası ilişkilerin ülkeler üstü bir şekilde ele alınmasıdır. kapitalizmin bir getirisi olarak küreselleşme ekonomik alanda sömürü meydana getirir. ancak aynı zamanda nato gibi uluslararası kuruluşların da temeli küreselleşmeye atılır. sonuç olarak kötü mü iyi mi olduğu uygalanan alanla sınırlı kalır.
ilk olarak evrenselleşme toplumların birliği, dostluğu gibi çağrışımlar yapsada aslında tamamen parasal açıdan ülkelerin birbirlerine gebeliğini sağlayan kuzuyu kurda teslim etmek üzere gerçekleştirilmek istenen eylem.
yaygın tanımı kabul edecek olursak,yeryüzünde üç tane küreselleşme vardır,bunlar birbirinden bağımsız bir mahiyet arzetmezler.ilk küreselleşme,devletin iktisadi hayata müdahalesi olarak bilinen merkantilizmle başlamıştır.ancak sanayi devriminin ardından avrupa'da,özellikle de ingiltere'de büyük bir üretim fazlası meydana gelmiş ve iç talep bu üretimin yeterince satılmasına engel teşkil etmektedir.ne yapılacaktır,hemen bir teori geliştirilir,bu teori der ki "bireyler,ekonomik çıkarları için mücadele ederler ve çoğu zaman bireylerin bu mücadeleleri,devletin ekonomi politikalarıyla ayniyet arzeder,bu sebeple bireyin önündeki engeller kalkmalıdır,kalkmalıdır ki devletin de ekonomisi gelişsin."bu teoriyi ortaya atan ve geliştiren uyanıklar adam smith ve david ricardo'dur."bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler"(laissez faire laissez passer)şekline formüle edilebilecek bu teori,ürün fazlası veren avrupa'yı kasıp kavuracak ve neredeyse tüm avrupa'yı merkantilist politika uygulamasını kaldırmaya ikna edecektir.üçüncü küreselleşme olarak adlandırılan ve 1990'ların başından itibaren çok uluslu şirketlerin büyük yaygınlık kazanmasına sebep olan küreselleşmenin ortaya çıkışı,aslında 1970'lerin başlarına kadar dayanmaktadır.
üç küresellleşmenin de ortak özelliği,batı'nın karını maksimize etmesi gerektiği zamanlarda pazarını genişletmek ihtiyacı duyması sonucunda gerçekleşmeleridir.
küreselleşmenin hızlı müdafilerinin hırsla savundukları bir olgu,küreselleşmenin herkes için yararlı olacağını iddia etmeleridir.oysa en basit rakamlara dahi bakıldığında bunun safsata olduğu ortaya çıkacaktır.1999 ve 2000 yılı insani gelişme raporlarında yer alan verilere göre,1973 yılında en zengin-en fakir ülkeler arasındaki gelir farkının 44'e 1 olduğunu görüyoruz.oysa 1998'de bu oran 74'te 1'e çıkıyor.87 yılında yoksulluk sınırı altında yaşayan insan sayısı 1.2 milyar iken,90'lı yılların ortalarında bu oran 1.5 milyar insana çıkmakta.
yine bu iddia ışığında küreselleşmeciler demektedirler ki,küreselleşme sürecinin özel sektör açısından karı büyüktür,küreselleşme,orta sınıfa girişim imkanı tanımaktadır,tekeli engellemektedir.halbuki bu durum,uygulamada tam tersinin gerçekleşmesine sebep olur.zaten kapitalizmin en büyük açmazı budur.piyasayı serbest bırakacağım dedikçe,dev şirketlerin küçük şirketleri yutması kolaylaşır,dolayısıyla serbestleşme tekelleşmeyi getirir.2000 yılında abd'de neşredilen günlük gazete sayısı 1483'tür,lakin bu gazetelerin çok büyük kısmına sahip olan şirket sayısı sadece 6'dır.yine 2000 yılında yalnızca 1o medya devi,dünyada iletişim sektörünün elde ettiği 250-275 milyar dolarlık gelirin 2/3'ünden fazlasını elde etmişlerdir.
küreselleşme fanatiklerinin bir diğer iddiası da,küreselleşme sürecinin farklı kültür ve medeniyetlere kendini ifade etme şansı vermesidir.halbuki pratikte bu durum tam tersi sonuçlar vermektedir.abd'li sosylog george ritzer'ın tabiriyle "mcdonaldslaşma" olarak adlandırılabilecek bu süreçte mcdonalds yiyen,internete giren,ortalama bir müzik zevki ve siyaset vbilgisine sahip olan,kendisi hariç hiçbir şey adına risk almayan bir insan modeli pohpohlanmakta ve gittikçe standartlaşmaktadır.
bir diğer sosyolog benjamin barber da konuya ilişkin kitabında "mcdünya"olarak adlandırdığı ,dünyanın çeşitlilik gösteren topluluklarını hızlı bir şekilde,yavan bir tekdüze piyasaya dönüştüren ruhsuz bir tüketici kapitalizmine dikkat çekiyor.oysa küreselleşme fanatikleri,teknolojik gelişmelerin talepte bilinçlenmeye yol açacağı iddiasındadırlar,halbuki durum hiç de böyle değildir ve özellikle internet üzerinden yapılan alışverişler kolaylıkla yalan reklam ve tanıtım yapabilmektedirler.
tek kutuplu dünyanın ağıtsal düğünüdür. sscb dağıldı, demir perde deyimi eskide kaldı, dünya artık çift kutuplu değil. bölünmüş dünyanın emperyalizmin ve kapitalizmin kanatları altında tek parçalaşmasıdır. madem dünya tek parçalı artık, yuvarlak madem bu ''postmodernizm'' denen şey de ne ola? küreselleşen sermayedir, zira kapitalizm her krizden kendine yeni pazarlar ve yeni stratejiler yaratarak sıyrılmaktadır. küllerinden yeniden doğan sermayenin yeni silahı. romanyada bir fabrikada, türk işçisi ile çin den gelen malzemeleri monte ederek araba yapabilir ve bunu bir almanya vatandaşına satabilirsiniz. alman da ödemesini dolar olarak yapabilir. dönüşümsellik sınırsızdır.
çabalandığı üzere dünya tüm bir küresel devlet haline gelse bile bu onun kendi sonunu hazırlaması olacaktır. bir benzetme olarak güneşten örnek verelim;
tek bir maddeden oluşmuş gibi saf ve güçlü görünen güneş hidrojenin* yanması sonucu helyum* açığa çıkarır. bu helyum da tekrar hidrojene dönüşemez, yani bi işe yaramaz. her yıldızda olduğu gibi birgün hidrojen tükenecek ve helyum ağır basacaktır. peki bu tembel helyum atomları o yerinden oynamaz ağırlıklarıyla ne yapabilirler? yıldızın merkezine doğru çökmeye başlayarak yıldızın sonunu hazırlarlar. bu da o çok parlak, üretken ve yaşam veren olarak görünen yıldızın sonu olur.
buharlı makinenin icadıyla ilk ivmesini kazanmış ve karşısında hiçbirşeyin durduramayacağı kuvvetli rüzgarın, doğuda bazı ülkelerin 20.yüz yılda uyandığı, bazılarının ise 21.yy'da bile zor ve sancılı uyanmaya çalıştığı bir kavram.
bildiğin hamburgeri, içine kekik, biraz daha fazla soğan, biraz da acı koyarak ve de ismini millileştirip o ülkenin ürünüymüş gibi satmaktır küreselleşme. ürün reklamlarında milli sentezler kullanmaktır, kırmızı beyazdır, önümüzdeki aya binaen ramazandır da küreselleşme...
"küreselleşmeye yönelik dünyada üç yaklaşım var. küreselleşme bu haliyle iyidir diyenler liberaller, sosyal demokratlar. yok kötüdür diyenler gerçekçi olmayan milliyetçi kesim. küreselleşmeyi aşalım, başka bir küreselleşme yaratalım diyenler. bu da bizim zeminimiz. seattle'da başka bir küreselleşme mümkün diye bir mücadele başladı. bu bütün yeryüzünü mücadele alanı yaptı. sermaye, kapitalizm küreselleşiyor, emek hareketinin de küreselleşmesi lazım. emeğin serbest dolaşımının savunulması gerekiyor. sağlıklı olan da bu. bizim sol milliyetçilik yarışına girmiş vaziyette. milliyetçilik bölücülük getiriyor aslında. çok kimlikli, çok kültürlü türkiye'yi tek tipleştirdiğin anda toplumun doğasını bozuyorsun."
kültürlerin, dillerin, dinlerin, milliyetlerin tek bir varlığın, insanın, ortak paydası olduğunu kavramak açısından faydalı ve fakat sömürü, savaşların, insanlık suçlarının, adaletsizliğin yaygınlaşması açsısından olumsuz sonuçlar doğaran süreç.
Endüstri devriminden nemalanmış çok uluslu emperyalist şirketler , endüstri patronları için oluşturdukları neo-liberal serbest piyasa ekonomisinde gerek ulusal burjuvaziye karşı oluşacak olan iç ayaklanmaları ücret , sosyal hizmet , kapitalist gündelik hizmetlere ulaşımda sınırlı hizmet ile göreceli yoksulluk anlayışını kullanarak engelleyen gerekse sınırsız üretim biçimlerinde artan hammadde ihtiyacını ve doğal kaynakları sağlamak , ulusal proleteryanın yanında uluslararası proleteryanın da artı değerini ve emeğini düşük ücretle kullanmak amacı ile yaratılmış olan sömürü sistemidir .
tarihin ilk küreselleşme eylemininde coğrafi keşiflerle başladığını söyliyebiliriz. şöyleki gemiciliğin gelişmesiyle birlikte güney amerika ve afrika' dan taşınan kereste,gümüş,altın ve benzeri şeylerin avrupa' ya taşınmasıyla bu eylem gerçekleşmiş dünyamız bir adım küçülmüştür.
the guardian gazetesi, niali ferguson yorumu ile;
"adını koymak zorundayız. siyasi küreselleşme, kendi değer ve kurumlarımızı başkalarına dayatmak demek olan emperyalizmin şık adıdır."
31 ekim 2001
hakan yılmaz çebi yorumu ile;
"küreselleşme, ülkeler arası verimlilik farkları ile bağımlı duruma gelen gelişmekte olan ülkelere zarar vermektedir. gelişmekte olan ülkeler öncelikle ithalata bağlı kılınmış, ihracat-ithalat arası makas açıldıkça, bu ülkeler dış borç batağına sürüklenmiş; (ımf), dünya bankası ve dünya ticaret örgütü nün direktifleri doğrultusunda ekonomilerini yönetmek zorunda bırakılmışlardır."
2006
benim yorumum ise, tek bir dünya devleti kurulması için yüzyıllardır uygulanan sömürgeciliğin göze hoş ve medeni gelen adıdır.
the guardian gazetesi, niali ferguson yorumu ile;
"adını koymak zorundayız.siyasi küreselleşme, kendi değer ve kurumlarımızı başkalarına dayatmak demek olan emperyalizmin şık adıdır."
31 ekim 2001
hakan yılmaz çebi yorumu ile;
"küreselleşme, ülkeler arası verimlilik farkları ile bağımlı duruma gelen gelişmekte olan ülkelere zarar vermektedir.gelişmekte olan ülkeler öncelikle ithalata bağlı kılınmış, ihracat-ithalat arası makas açıldıkça, bu ülkeler dış borç batağına sürüklenmiş ve (gbkz:ımf), dünya bankası ve dünya ticaret örgütü nün direktifleri doğrultusunda ekonomilerini yönetmek zorunda bırakılmışlardır."
2006
benim yorumum ise, tek bir dünya devleti kurulması için yüzyıllardır uygulanan sömürgeciliğin göze hoş ve medeni gelen adıdır.
Bir ingiliz vardı, Amerika kökenli çokuluslu bir şirketin Londra bürosunda çalışıyordu. Bir akşam Japon malı arabasına binerek eve döndü. Alman mutfak malzemesi ithal eden bir firmada çalışan karısı ondan önce gelmişti. Karısının küçük italya arabası genellikle trafikte daha çabuk hareket edebiliyordu. Yeni Zelanda kuzusu, Kaliforniya havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve ispanyol şarabından oluşan akşam yemeklerini yedikten sonra, Finlandiya'da yapılmış olan televizyonların seyretmeye koyuldular. Program Falkland Adaları'nı ele geçirmek için başlatılan savaşla ilgiliydi. Bu programı seyrederken kendilerini yurtsever hissettiler ve ingiliz olmaktan gurur duydular. Raymond Williams.
globalization'dan tercüme edilirken yapılan hatanın bilinçli olduğuna inanmak için ille de komplo teorisyeni olmak gerekmez; globalization küreselleşme değil küreselleştirme demektir.
Hareketi başlatan merkezine kendisini koyduğu dünyayı büyük bir yuvarlağa çevirmek için doğru kelimeyi seçmiştir muhtemelen. Hedeftekilerden Türkçe konuşanlar edilgen taraf olduklarını baştan kabullenişle, doğrudan, hiç kıvırmadan küreselleşme olarak kabul etmişler. Avrupa Birliği Anayasasını dört günde kusursuz tercüme eden Dışişleri Bakanlığının bu galat'ın meşhurlaştırılmasında payını bilemem. Ben işin o kısmıyla ilgilenmiyorum.
Yeri gelmişken dto'nun açılımını da söyleyeyim size. "Dünya Türk Olsun" diyorlar sandınız ama yanıldınız. Türk, emperyalist altyapıya sahip olmadığını bilir, soyunmaz o işe. dto yaratıcı beşiktaş taraftarının google earth'ü hacklediğinde uncle sam'in ağzından çıkardığı balona yazdığı komik quoteun kısaltmasıdır;
"dünya, topsun olm!"
küresel ısınma sonucunda dünyadaki su seviyesinin zamanla artarak dağ, ırmak, göl gibi doğal yeryüzü şekillerini yok etmesi ve yeryüzünü tam bir su küresine* dönüştürmesine verilen addır.
amarigan imparatorlugudur.*
iran da genclerin mc donald s gitmesidir.*
bunu lisedeyken bi dergide okumustum.* en sonunda da:
"gir zincirlerini proleterya!!" yazmaktaydi.* *
ve aynı zamanda senin;kıtlıktan çıkmışcana gözü dönmüş bir sekilde önündeki yemeğini yer iken televizyon kanallarından birinde afrika belgeseliyle karşılaşman ve dünyadaki adalet sistemine sövmeni sağlayandır küreselleşme.