ne illet bir şeydir küresel ısınma. ne çok etkisi var bunun. gün geçmiyor ki bu meretin etkilerinden birini öğrenmeyelim. bize ilk küresel ısınma dediklerinde sera etkisi falan işte demişlerdi. hee o'mu, bişe olmaz yahu diye düşünmüştük. mevsimler kalkacak falan dediler bi ara. bahar olmayacak diyenler de vardı, ne ilk ne de sonbahar. artık kafamdan noluyo lan demeye başlamıştım. sonra buzullar eriyor, nehirler kuruyor dediler. su bitiyor lan suyunu boşa harcama dediler. arada ayılar da arılar da ölmesin dediler de dalga geçtik. meğer bu arılar ölürse bizim kalemimiz kırılıyormuş direk. ben küçükken çok korkardım arıdan. sokacak da canım acıyacak diye. meğer canım acıyacağı için değil de o arı beni sokarsa ölür diye korkmam lazımmış.
son günlerde pek bi konuşulur oldu küresel ısınma. anlatıyor sağolsun bilirkişiler. ben sanmıştım ki bu küresel ısınmayı soğutabiliriz. meğer öyle olmuyormuş. yavaşlatmak olur, durdurmak belki ama soğutma olmuyormuş. "ee peki şimdi ne olacak" dememe kalmadı, tvdeki adamın karamsar konuşmaları ile yıkıldım. aslında benim kurduğum hayaller boşunaymış. mesela o almak istediğim arabayı aldığımda kirletmemem lazımmış yıkayacak su bulamayacağım için.
güzel günler göreceğiz güneşli günler diyorlardı. tabi tabi güneşli günler, hem de bol güneşli günler. küresel ısınıyoruz anasını satayım!
Toplumbilim açısından doğada temel olarak iki çatışma biçimi vardır . insanın doğa ile insanın insan ile çatışması . Küresel ısınma konusunda ise bu iki çatışma türünün yanına insanın kendisi ile olan çatışmasını da eklersek sanırım küresel ısınma gerçekliğini daha somut kavrayabileceğizdir . Temel olarak insanın doğa ile ilişkisi kimya , fizik gibi doğa bilimlerinde , insanın insanla ilişkisi ise ideolojiler ve toplumsal yapılar ile şekillenmektedir .
Genel bir yanılgı olarak toplum bilimlerinin doğa bilimleri kadar objektif olamayacağı savunulsa dahi özellikle fizik alanındaki heisenberg - belirsizlik ilkesi gibi quantum fiziği gibi alanlarda doğa bilimlerinin de en az toplumsal bilimler kadar objektifliğinin sorgulanabilir olduğu ortaya çıkar .
Günümüz kapitalist sermayesine hakim burjuva devletleri ki bunlar en genel anlamda G-8 ülkeleri olarak da güncellik taşıdğı üzere sözde liberalizm safsatası altında Bilderberg tarzı toplantılar ile az gelişmiş ya da gelişmekte olan diye adlandırdıkları ülkelere serbest piyasa ekonomisi ya da neo-liberal politikalar yolu ile kendi sanayi ürünlerinin , teknolojik gelişmelerinin yanı sıra kapitalist ideolojiyi de pazarlamaktadırlar .
Dünyadaki sera gazı salınımı oranlarına bakıldığında bu kapitalist devletlerin başta Amerika olmak üzere Kyoto protokolü tarzı küresel ısınmanın önüne geçilmesi için uygulanması gereken çevreci antlaşmalara karşı gelip sömürüsü altında bulunan ülkeleri de bu doğrultuda güdümlemektedir .
Küresel ısınma teknolojinin gelişmesi ile hızla atmosfere salınan sera gazının dünya coğrafyası üzerindeki doğal hayatı tehdit ettiği noktada ve bu tehlikenin barizleştiği bir dönemde sanki ilk defa böyle bir tehlike varmış gibi ortaya çıkmıştır .
Ancak bilindiği üzere bakmak ile görmek aynı şeyler değildir ve günümüzün kapitalist zihniyeti soruna işaret ederken adeta yaptıkları ile gurur duyarcasına ve çözüm olmaktan öte daha başka sorunlar yaratacak ilerlemeler(!) icat etmektedir . Enerji elde etme de kullanılan termik santaller ve bunun yanında barajlar(!) ekosistemin ırzına geçmektedir ve son etapta Çernobil faciasının anıları hala tazeliğini korurken ülkemizde sermayesi dışa bağımlı ve montaj , bakım ve söküm işlemleri tamamen devlet bütçesine dayalı bir ekonomik yük olacak olan Nükleer santraller söz konusudur .
Alternatif enerji kaynakları olan güneş ve rüzgar enerjileri kömüre ,petrole ve uranyuma dayanan enerji üretim kaynaklarından çok daha fazla ve temiz enerji kaynakları olduğu açıktır . Ancak bilindiği üzere seri üretim yapmak zorunda olan ve oluşturduğu organik kapitalist çok uluslu şirketler ve hammaddeyi işleme sürecinde emperyalist devletlerin zaman kaybetmek gibi bir lüksü olamaz . Bundan neler çektikleri Nasyonel Sosyalist Almanya örneği ile meşhurdur . Kapitalizm üretim biçimlerinde ve serbest piyasada tıkandığı durumda başvurduğu ideoloji faşizmdir . Faşizm ademimerkeziyetçi yani her şeyin dinsel mitlerde olduğu üzere insanın emrine verildiğine inanan bir dogmalar ideolojisidir . Bu bakımdan sorun her ne kadar yalıtımdan yararlanma , ufak tefek su tasarrufu yapmak gibi sınırlar ile yorumlansada aslında küresel ısınma bir ideoloji sorununun doğaya yansımasıdır . Bilim ile doğanın çatıştığı noktada doğaya karşı noktada insanın doğaya ve diğer insanlara karşı olan sorumluluğu ortaya çıkmıştır .
"havalar isiniyor, insanlar klimalarini aciyor, insanlar klimalarini açtikca hava daha çok isiniyor.
insanlar çok uzaklara gitmek için bir sürü ta$it kullaniyorlar, dünya küçülüyor, hakkaten küçülüyor, buzullar eriyor, karalar sularin altinda kaliyor." olayidir. zannedilenin aksine çok hizli bir $ekilde bi tarafimiza girecektir. dünyacak begenerek izliyoruz.
asıl olarak milyarlarca yıl içinde gerçekleşen olaylar sonucu bazı bilim adamları tarafından binlerce yıl öncede bir küresel soğumanın olduğu varsayılan ama kanıtlanamayan ee sizin payınızada küresel ısınma düştü oturup kalkıp şükredin denilen bir iklim değişikliği olayıdır.ayrıca bu konuda amerika inatla kyoto protokülünü imzalamamış ve açık açık başlarım sizin ekolojinize benim ekonomim daha önemli demiştir, bu protokolü bizim ülkemizde imzalamamıstır fakat protokolde agır sartlar mevcuttur ,avrupa birliğine giriş müzakerelerinde geri kalmıs bir ülke olarak degerlendirilen türkiyeye ne hikmetse bu protokol cercevesinde dünya devleriyle aynı kefeye konup ağır olan maddi bircok olanak isteyen bir antlasmanın imzalanması için ısrar edilmektedir.
öyle bir samimiyetsizlikle ele alınıyor ki, insanoğlu için ideal bir ceza ya da bir tür intikam olduğu da düşünülebilir küresel ısınmanın. belki aşılabilir. dünya enerji sorununu çözebilir. dahası tüketim hırsı bir şekilde dizginlenebilir. ama insanların samimiyetsizliğine, sahtekarlığına bir çare yok.
dile getirilmeye başlandığından bugüne, bilginin sorumluğunu taşıyanlar için üzerinden birilerini suçlayacakları bir argüman oldu küresel ısınma. bir bilim-kurgu senaryosu havasında yansıtıldı: buzullar eriyecek, deniz seviyesi yükselecek ve sonunda birileri yüzünden yok olacaktı dünya. klişe olduğundan belki, kimse ciddiye almadı.
marjinal grupların tuhaf duygusallığına konu oldu sonra: dünyanın bilmem hangi ucunda, bilmem hangi hayvanlarının türünün yok olmasına indirgendi. daha başka meseleleri vardı herkesin, kabul görmedi.
yansız-tarafsız olması beklenen kurumlar ve uluslararası organizasyonlar dahil oldular ardından. raporlar yayınlandı. çözüm önerileri sunuldu. ama bu da kar etmedi. başka kaygılar sezilebiliyordu çünkü öne sürülen rakamların ardında. ne diyordu güzel ülkemiz kyoto protokolü'ne karşı dururken: "bizim bir suçumuz yok!"
kimsenin suçu olmayan bir meseleydi zaten küresel ısınma. kimsenin suçu olmayan, ama herkesi içine alan bir mesele. ucuz siyaset malzemesi olarak değerlendirildi haliyle. "kahrolsun amerika" ortak parantezine alındı. yönetenler suçlandı. yönetilenler azarlandı. derken "bu bir komplo" diyenler, "küresel ısınma yoktur" diyenler peydah oldu. şimdilerde olanca şirinliğiyle, "diş fırçalarken musluğu kapatın, geçer" havalarında başka birileri...
sıcaklar biraz rahatsızlık verse de huzurla uyuyor herkes. uyandığında su kesik değilse eğer bir sorun olduğunu da düşünmüyor hiç kimse. varsa da "dünyayı kurtaran adam"lar bekleniyor çözüm için. dünyayı kurtaracak adamlar ise, çözümün kurtarılacak olanların rahatına dokunacağının farkında. herkes bekliyor, susuyor.
insanlara ciddi ciddi yakışıyor bütün bunlar. gel gelelim hayvanlar olanları hiç mi hiç hak etmiyor!
duyarlı insan/ülke sayısını göz önünde bulundurursak aslında yapabilecek pek bir şeyin olmadığı, dünyanın ısısının artması olayı. hayır zaten kaçınılmaza doğru gidiyoruz, tek yapabileceğimiz bunu yavaşlatabilmek* ise bırakalım uğraşmayalım en azından stres olmasın.
küresel bir olaya bu kadar bilinçli ülke/insan ne yapabilecektir/yapacaktır? ekoloji ne zaman ekonominin önüne geçecektir? kyoto protokolü ne kadar önemsenmektedir?
klimali evlerinde ve arabalarinda rahatca ya$ayan kapitalist domuz*larin sorumsuzlugu sonucu erimekte olan insanligin sorunu.
alican kyotoyu busha monte edicen, çözülecek her $ey.
ingilizler arasinda yapilan bir arastirmaya gore * manasi yanlis anlasilmis kuremizin son hallerinin adi. kuresel isinmadan anladiklari havalarin isinmasi, ingiltere'nin italya, ispanya gibi akdeniz ikliminde bir yer olmasi ve onlarin da, hep cicekli sortlarla dolasacagi gunesli bir memleket olacagi imis. boyle her yerde zeytin agaclari, hurmalar filan olan.
oysa, kuresel isinmadan anlasilmasi gereken, havalarin isinacagindan cok, havalarin nasil olacaginin hic kimse tarafindan onceden bilinmesinin mumkun olmadigi bir hal almasidir. cildirmis bir hava durumu sunucusuna havanin yarin nasil olacagini soran kisiye bilmiyoruz, hic birsey bilmiyoruz yarin nasil olabilir hava diye cevap verecegi gunler yaklasmakta maalesef. temmuz ayinda londra'da havanin mutemadiyen yagmasi, hava sicakliginin 19 derece civarinda olmasi ve ulkenin kuzeyindeki su baskinlari ile dunya'nin baska baska yerlerinden gelen cevre felaketleri kuremizin isinmasindan cok, sasirmasi manasina gelir. adina ne denirse densin, durum vahimdir ve bu sefer agri dagi bile care olmayabilir!
git gide dünya açısından kötüye giden bir durum önlemler alınmadıkça insanlar vurdumduymazlığa devam ettikçe karşımıza çok kötü bi şekilde çıkacak olan belkide en büyük sorun diyebiliriz. iki gün sonra insanlar yağdır mevlam su diye ortalıklara dökülürse şaşırmamak lazım..
kendimiz ettik kendimiz bulduk dememize sebebiyet vermis olan , gunu birlik hic birseyi umursamadan yasayan insanlar yuzunden zavalli , hic sucu olmayan hayvanlarin da nesillerini yok olma seviyesine getirmis olan dogal felaket . ne kadar dogal dusundurucu keza insanligin yaptigi en buyuk ayip desek daha dogru olacaktir .
mekan: emirgan nargile kafe
birisi sarışın olmak üzere 2 adet 20-22 yaşlarında kız kurusu,
2 adet 45-50 yaşlarında adam oturmuşlar aptal aptal konuşan kızları dinliyorlar.
aptal sarışın: ya şimdi küresel ısınma diyorlar, susuzluk diyorlar, kuraklık diyorlar, e buzullar eriyince deniz seviyesi yükselmicek mi, nasıl susuzluk olcak?
türkiye başta olmak üzere, halen bu soruna karşı önlem almayan ülkelerin mevcut olduğu düşünülürse eğer ne kadar ciddi olduğu henüz anlaşılamamış olandır.