köylüye dışkı yedirildi

entry5 galeri0
    1.
  1. 80'li ve 90'lı yıllarda doğu ve güneydoğu anadolu'da zaman zaman yaşanan işkence vakası.

    (not : başlık başıma kalmıştır.)
    2 ...
  2. 2.
  3. 2011 yılında halen nasıl chp düşmanlığı yaparım diye düşünenlerin kuruntusudur.
    5 ...
  4. 3.
  5. laf olsun torba dolsun, chp'ye saldırayım gönlüm hoş olsun saçmalığının örneği olan bir haber.

    anlamadığım olay şu. olay 1947 yılında geçiyor. 64 yıl önceki meseleyi bugn tekrar hatırlatmakla elinize ne geçiyor onu bir türlü anlamadım.

    madem geçmişe dönmek istiyorsun o zaman osmanlının( hani osmanlı torunusunuz ya) yaptığı işkenceleri yazalım da siz de biraz utanın nasıl ama?

    alın okuyun: http://www.forumsn.com/fo...i-katliamlar-t8135.0.html
    3 ...
  6. 4.
  7. --spoiler--
    Dayak vaka-i adiye

    Olay kısaca şöyle gelişir: 14 Ocak 1989 gününün gecesi Cizre'nin Yeşilyurt Köyü TSK'nın özel tim kuvvetlerince kuşatıldığında köyün kadınları ve erkekleri meydanda toplanır, aralarında aranan şahıslara ya da benzerlerine rastlanamaz. Köyün kadınları bir kenara dizilir, erkekleri meydanda toplanmıştır. Aralarından devletin resmi imamı ve birkaç yaşlı ayrılarak bir duvar önünde bekletilirler. Çamurların üzerinde yat-kalk yaptırılır, operasyonu yürüten Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan yerdeki köylülerin sırtlarında gezer. istenen şey aranılan teröristlerin yerlerinin söylenmesidir. Köylüler "bilmiyoruz" dedikçe dayak ve işkence devam eder. Köyün muhtarı Abdurrahman Müştak hakaret ve dayakla sorgulandıktan sonra köyün yaşlılarından muhtarın amcası Kamil köy okuluna götürülerek dövülmeye başlanır. Haykırışları tüm köylüye dinletilir. Dayaktan sonra köylüler hala "bilmiyoruz" cevabı verince Kamil amcanın cebine okul bahçesindeki insan dışkısı konup bunu oradaki erkeklere yedirmesi istenir. Kamil amca "yapamam" deyince dayak faslı yeniden başlar. Tek tek köylülerin ağzına dışkı sürülür, yedirilir. Sonra Kamil amcanın oğlu Bahattin'e emir verilerek babasına dışkı yedirmesi istenir. Sonunda Binbaşı ve ekibi Kamil amca ve birkaç köylüyü yanlarına alarak köyden ayrılırlar.

    Bu olay köylüler tarafından resmi makamlara taşındı, dava açıldı. O tarihte Cumhuriyet gazetesi yazarı Celal Başlangıç olayı basına taşıdı. Yaklaşan seçimlerin de etkisiyle olay özellikle muhalif basında büyük yer buldu. Hürriyet gazetesi olayı manşetten duyururken, o tarihte Milliyet gazetesi yazarı olan Altan Öymen soruşturmanın şaibeli yürütülüşüne isyan ediyordu...

    Olay basında bu kadar geniş yer bulunca işkencenin faili olan Binbaşı Çağlayan savcılığa can güvenliğinin olmadığını belirten bir dilekçe verecek ve dava Ankara'ya alınacaktı. Binbaşının dahi can güvenliğinin olmadığına karar veren makamlar Yeşilyurt köylülerinin köyün koruma altına alınması taleplerini reddedecekti. Henüz soruşturma sürerken TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Alparslan Pehlivan ve içişleri Bakanı Mustafa Kalemli ise, eğer dışkı yedirme iddiası yalanlanırsa bu iftirayı atanların aynı şekilde cezalandırılmasını isterken haksızlığa uğradıklarını beyan eden köylülere gözdağı vermekteydiler...

    Yıl 1989... Yeşilyurt Köylüleri, üzerlerindeki baskı artınca bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamada, "son derece üzgünüz. Çünkü Yeşilyurt köyü de Türkiye Cumhuriyeti'nin bir toprak parçasıdır. Orada yaşayan insanlar da Türkiye Cumhuriyetinin birer vatandaşıdır. Bu, kimliklerinde de bellidir.

    içişleri Bakanının sanki karşısında başka bir düşman varmış gibi sürekli biçimde köylüleri suçlamaya hakkı yoktur. Biz devletimize bağlıyız. Bakanın bu yöndeki açıklaması hiçbir vatandaşın çıkarına değildir" deniliyordu.

    "Dışkı yedirme yok" kararı

    Devletin atadığı resmi Türk imam Mevlüt Altunbaş'ın ve tüm köylülerin şahitliğine rağmen yargı kararını vermiş ve dışkı yedirme olayının olmadığına ancak dayak olduğuna hükmetmişti. Köylülere dışkı yedirmekle suçlanan, işkence ettiği ise resmi mahkemelerce tescillenen Binbaşı, kariyerinde yükselmeye devam ederek ordudan Albay rütbesi ile emekli olacaktı. Yeşilyurt köylülerinin insanlık onurları ayaklar altına alınmıştı.

    Başvurdukları hukuk yolları sonuçsuz kalınca dava Avrupa insan Hakları Mahkemesi'ne (AiHM) taşındı. Bu defa suçlanan ise dışkı yediren askerini koruyan Türkiye devleti idi. Yıllar süren davaların ardından devlet suçlu bulunarak köylülere tazminat ödemeye mahkûm edildi. Fakat AiHM sonrası köylülere baskılar bitmedi. Yeşilyurt köyünün yarısı Avrupa ülkelerine iltica etti. Bir kısmı da Büyükşehirlere göç etti. Bütün bu yaşananlar tek bir gecenin bilançosu... Bunca yerinden yurdundan edilme, aşağılanma, hakkının çiğnenmesi, tehdit ve suçlanma... Belki bu tek davadan yola çıkarak bu ülkenin vatandaşlarının neden bu ülkenin vatandaşı olamadıklarını sorgulayabiliriz.

    Dışkı yedirme davası tüm baskı ve olumsuzluklarla sürerken Hasip Kaplan kendisine telefon eden bir Yüzbaşının sözlerini aktarıyordu: "...siz onurlu bir görev ifa ediyorsunuz, her camiada olduğu gibi bizde de suç işleyenler çıkabilir. Bize önyargılı bakmadığınızı biliyoruz. Çürükler hak ettikleri cezayı aldıklarında biz de aklanırız..." Önümüzde iki asker örneği var, birincisi köylülere kendi dışkılarını yediriyor, ikincisi dışkı yedirilen köylülerin avukatına moral vererek çok mantıklı şey söylüyor: Bu iki net gerçekten sonra Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan'ın köylülere yaptığı işkencenin onun şahsi tasarrufunda olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti devletine ya da TSK'ye mal edilmesinin yanlış olduğunu düşünebilirdik. Fakat böyle düşünmemizi engelleyen ve faillerin korunduğu bir ceza davası süreci ve bir mahkeme kararı var elimizde.

    Dahası, dava sürecinde "olacak o kadar" diyen, kim olursa olsun işkencecilerin değil işkence gören, aşağılanan köylülerin cezalandırılmasını talep eden milletvekilleri, bakanları, adalet komisyonu başkanları var. Dışkı yedirme olayında ortaya çıkan iki asker profilinden, iki tavırdan birinin arkasında duran devlet ve hükümet yetkilileri var. Ve onların durdukları yerden ise dışkı kokuları geliyor... Bugün on yıllar sonra gecikmeli de olsa bu ülkenin Kürt halkının bu ülkenin vatandaşı muamelesi görmesini hedefleyen bir açılım söz konusu oldu. Açılımı PKK'nın eylemleri üzerinden eleştirenler ise ne dışkı yedirilen köylüleri, ne boşaltılan, yakılan, yıkılan köyleri ve ne de "biz de bu ülkenin vatandaşıyız" diyen ancak bu ülkenin izlediği "güvenlik" politikaları gereği hayatı kararan insanları dün duymadıkları gibi bugün de bu gerçekle yüzleşmek istemiyorlar.
    --spoiler--

    http://www.stargazete.com...casidir--haber-212967.htm
    0 ...
  8. 5.
  9. nedense hiç gündeme gelmeyen konudur.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük