fakir, gariban, kimsesiz yurdumun zar zor oluşturuğu bu asrın projesini, bu türkiye'yi dünya devi yapacak projeyi mashall'ın küflü bulgur yardımlarına satanlar ! allah sizin belanızı versin ! tekrar izledim can dündar'ın belgesilini... bela okumak bile yetmez size şeytanın çocukları sizi ! https://www.youtube.com/watch?v=zP7X36MscBo
Orta öğrenimimi bitirdiğim okul 1942 de köy enstitüsü olarak açılmış olan ladik Akpınar Anadolu öğretmen lisesidir.
Ben 1989 da o okula kaydolduğum zaman köy enstitülerinin kapatılmasının üzerinden 35 yıl geçmiş olmasına rağmen Akpınar da eski bir köy enstitüsü olmasının izleri hala daha mevcuttu.
Okul 1200 dekar bir alan üzerine kurulmuş bir okuldu, tarlaları, ahırı, endüstriyel büyüklükte sayılabilecek bir kümesi ve bu işleri çeviren bir döner sermayesi bile vardı, enstitüler kapanmış olsa bile bazı ritüelleri devam ediyordu 13 - 14 yaşında bir veletken hafta sonları şeker pancarı tarlasında pancar söktüğüm günler bi hayli fazladır.
Lafı uzatmadan şunu söylemek istiyorum, "yok efendim köy enstitüleri etrafına ışık saçmış açıldıkları coğrafyayı ilme irfana ve aydınlığa boğmuş" bunların hepsi hikâye Samsun ladik i bilenler ne demek istediğimi gayet iyi anlarlar ama okulun emektar çalışanlarından bizzat dinlediklerime göre o zamanlar Akpınar müthiş derecede politize olmuş bir okulmuş aşırı derecede sol propagandanın yapıldığı ve öğrenciler ( kız erkek karma) arasında cinsel aktivitenin çok yoğun olduğu bir yermiş, yani enstitü procesi Türk örf adetlerine ve geleneklerimize uygun
bir sistem değildi.
Keşke bu okullar belli bir ideolojik düşünce yüklenmeden sadece eğitim amaçlı kurumlar olarak bırakılsaydı.
Not. Diğer enstitüler için ortaya atılan iddialarda olduğu gibi Akpınar enstitüsünün ana yolları da orak çakiç şeklindedir, okula adını veren Akpınar isimli su kaynağının üzerinde bulunan ve bölgeye hakim olan tepeden okula bakıldığında
Orak çekiç oluşturacak şekilde yapılmış yollar hemen göze çarpar.
Her şeye rağmen Akpınar bana çok şey katmış olan ve hayatımında hiç bir zaman unutamayacağım anılara sahip bir yerdir.
o kadar yararlı ve ülke geleceğine o kadar faydalı kurumlardıki, abd yardım yapmak için bu kurumların kapatılmasını istedi. günümüz koşullarına uyarlanarak tekrar açılması şart.
30 ların 40 ların devrim ışığına, atatürk nuruna dönülürse tekrar açılması gereken dünyanın en güzide kurumlarından biridir... eğer marshall'ın küflü bulgur yardımları karşılığı kapanmasaydı, şuan birilerinin götüne kıl olan değil, vatan ve millet bilincine sahip, dünyanın en aydınlık, en yetenekli, en verimli çiftçisi bizim ülkemizde olurdu... şu zarafete bak şu güzelliğe bak marşı bile var... beyler bu memlekete nasıl kıydınız nasıl ! şu güzelliklerin içine nasıl ettiniz ! https://www.youtube.com/watch?v=89MG-sgrbf4
anadolu insanının makus talihini yenmek için atılmış bir adımdı. nice aydınımız o köy enstitülerinden yetişmiştir. kapatılması haliyle bir hataydı. yerine bilimsellikten uzak, dünyada bir örneği görülmeyen imam hatiplerin bolca açılması da anadolu insanını bilime değil, kulluğa, cinlere perilere inandığı günlere geri götürmüştür maalesef.
Türkiye nin gelişmesinde ilk sırada olan kurumdur. Abd nin borç veririm ama buraları kapatacaksın demesinden bile ne kadar yararlı oldukları anlaşılabilinir.
kapatılmasıyla birlikte gerici islamcılar eğitim düzeyimizin amına koymuştur.
eğer açık kalsaydı anadolu çomarları yüzde onu geçemezdi hiçbir seçimde.
eğitim seviyemizle bi ingiltere fransa olmasa da avrupayla yarışıcsk düzeyde olurdu.
şimdi ki gibi 40 bin atama istiyoruk diyen ak beyinli vasıfsız öğretmenlere de maruz kalmazdık.
Şüphesiz devam ettirilse Ülkeye katkı sağlayacak kuruluşlar idi. Ne yazık ki onlar da soysuzlaştırıldı ve kapatılmak zorunda kaldı. Ama yerine yenisini kurmaktansa tekrar uğraşmadılar.
geçtiğimiz yıla kadar varlığını anadolu öğretmen olarak sürdürmüş ve başkalaşmış eğitim kurumlarıdır. zamanında anadolu insanına her türlü eğitimi verip geri bulunduğu bölgeye gönderip insanları bilgilendirmesi amacı ile kurulmuş olan bu eğitim yuvaları adnan menderes ile etkisini yitirmiştir. zamanında amerikalılar bu enstitülerin kapanacağını öğrenip son kez izlemek adına geldiklerinde sahnede romeo ve juliet oyununu gördüklerinde inanamazlar ve duygulanırlar..
cumhuriyet tarihinin en önemli ve en anlamlı eğitim projesidir. daha önce de bahsedildiği gibi bu projeden önce, pek çok farklı ülkede de benzer enstitüler kurulmuş, bu enstitülerden de ciddi katkılar alınmıştır.
hatta buna benzer bir örnek de israildeki kibbutzlardır. kibbutzlar köy enstitülerinden aşağı yukarı 30 yıl önce israilde kurulmaya başlanmış ve israilin kuruluş sürecinde ve kalkınmasında önemli rol oynamışlardı. bu örnekler çoğaltılabilir tabii ama şuna değinmeden geçemeyeceğim. kibbutzlar özleri itibariyle oldukça sosyalist ve toplumsal normlara alabildiğine aykırı bir felsefi pratik üzerine oluşturulmuş olmalarına rağmen ne enteresandır ki israile sosyalizm gelmemiştir!
köy enstitüleri neden bu kadar önemliydi?
öncelikle köy enstitülerinin kurulduğu tarihe bakmak lazım. 1930ların sonu. aslında köylülere yönelik eğitim projeleri bundan öncesinde başlatılmıştı zaten. peki bu dönem nasıl bir dönem? dünyada faşizm eğiliminin olanca kuvvetiyle arttığı ve köylülüğün çözülmeye başladığı bir dönem. köylü hareketleri tarihin bu döneminde çok dikkatle incelenmiş ve konu hakkında derin analizler yapılmış. görülmüş ki köylerden şehirlere yoğun insan göçünün yaşanması, faşizme eğilimi de otomatik olarak artırıyor. aynı zamanda iş bulamayan göçmen köylüler mutsuz ve çaresiz oluyorlar, radikal fikirlere açık bir hale geliyorlar ve toplum için tehdit oluşturuyorlar.
işte bunun önünü almanın en önemli yolu da köylerin bu insanların yaşamaları için uygun bir hale getirilmesiydi. böylece köylüler kendi köylerini kalkındıracaklardı. köylerde artan zenginlik ve verimlilik de yine köy halkının şehirlere göç etmesini engelleyecek, köylüler kendi ihtiyaçlarını kendileri giderebileceklerdi. köy enstitülerinde yetişen gençler, köylerine birer "hoca" olarak dönecekler ve cahil kalmış, dünyada olan bitenden pek haberi olmayan köylüleri eğiteceklerdi. onlara sadece modern ziraatı değil, aynı zamanda edebiyat, müzik, heykeltıraşlık gibi sanatları da öğreteceklerdi.
enstitülerdeki eğitim gerçekten de özenle hazırlanmış ve çağdaş sistem ile türk toplum yapısının temel elementleri sentezlenerek oluşturulmuştu. bu sisteme göre derslerde öğrenilen bilgiler, saha çalışmasında ve iş üzerinde pratiğe dökülüyordu. enstitülerde tam bir komünal sistem hakimdi. okullar imece usulü, öğrenciler, öğretmenler ve köylüler tarafından inşa ediliyorlardı. öğrenciler ve öğretmenler aynı yemekleri paylaşıyorlar, her bakımdan birbirleriyle denk olarak her şeylerini paylaşıyorlardı. eşitlik ve adalet prensipleri öylesine kuvvetliydi ki, ismet inönü ziyarete geldiğinde ona verilen yemeğin farklı olması bile cumartesi toplantılarında eleştiri konusu olmuştu. kaçak saraya ses çıkaramayan ve hatta büyük sarayın büyük türkiyenin gücünü göstereceğine inananların böyle bir şeyi anlamlandırmasını beklemiyorum zaten. ama sırf şu olay bile köy enstitülerinin ne kadar da hür iradeli ve hür vicdanlı bireyler yetiştirdiklerinin göstergesidir.
şimdi düşünün bakalım bu genç aydınlar köylerine döndüklerinde büyük toprak sahiplerini, toprak ağalarını nasıl eleştirecekler, bu adaletsiz düzeni bozmak ve köylüyü bilinçlendirmek için nasıl çabalayacaklardı? demokrasi kültürünün bugün bile bir türlü yerleşemediği köylerde kim bilir nasıl bir mücadeleci demokrasi kültürü yayılacak, kim bilir ülke halkı olarak nasıl da bilinçli nesiller yetiştirebilecektik? hem belki böyle bir halk, adnan menderesin demokrasiyi ve anayasayı talan etmesini de, sonrasında darbeyle düşürülmesini de, darbeci cuntaları da, alevi sünni kavgasını da, pkknın oluşmasını da ve belki daha nice elim vakayı da çok önceden engelleyebilecek, belki türkiye yetiştireceği pırıl pırıl, düşünen, sorgulayan, anlamaya çalışan nesillerle kim bilir ne seviyelere yükselecekti?
tüm bu sorular cevapsız kalmıştır. çünkü türkiyede yapılmak istenen her güzel şey gibi, bunun da önü kesilmiş; sebep olarak da yine o tanıdık düşman, dış mihraklar (komünizm gelecek korkusu) gösterilmiştir. aslında tarih bize göstermektedir ki, türk halkı böyle bir kafaya sahip olduğu müddetçe çürümek ve yozlaşmak için hiç bir dış mihraka ihtiyaç duymamaktadır. maalesef.
ülkemizin kaçırdığı tren. ülkemiz çok tren kaçırmıştır, sanayi trenini de, bilişim trenini de kaçırdıktan sonra peşinden tabanvay şekilde koşmak zorunda bırakıldığımız ortadadır. ama köy enstitüleri olayı belki de bu ülkenin trene yerleşip, koltuğuna oturup, yolculuğun keyfini çıkarma zamanı geldiğinde ise trenden atlamak suretiyle herşeyi berbat ettiği yegane olaydır.
bu enstitülerin kapatılması adnan menderes döneminde tamamlandığı için herkes menderes'in kapattığını sanmaktadır ancak bunların kapatılmalarına 1948'de ismet inönü döneminde başlanmıştır.
Orta ve liseyi eski bir köy enstitüsünden dönüşme bir Anadolu öğretmen lisesinde okumuş birisi olarak okulun emeklilik yaşı gelmiş emektar çalışanlarından ve farklı kaynaklardan öğrendiğim bilgilere göre bu okulların kuruluş amacı kesinlikle komünizm denen pisliği Anadolu'ya yayıp Anadolu halkını zehirlemektir ve bu yüzden özellikle kırsal bölgelere kurulup köy enstitüsü olarak adlandırılmışlardır.
2. Dünya savaşı sonrası Amerika'nın komünizme topyekün savaş açması sonucu kominist ismet in hayelleri suya düşmüş ve dp hükümeti zamanında teker teker kapatılmaya başlanmışlardır.
Komünistlerin bu konuda göt acısı büyüktür eğer bu okullar 15, 20 yıl daha faaliyet gösterebilseydi komünistler devlet kadrolarında komünist bir devrim yapabilecek kadar ezici bir çoğunluk kurabilirdi.
var olsalardı ermenek'teki rezaletin yaşanmayacağı kurumlardı.
en az ermenek katliamı kadar üzücü olan rezaleti anlatayım öncelikle (kaçıncıya anlatıyorsam? olsun, bıkmadan tekrarlayacağız):
insanlar(!) bir taraftan feryat figan ederken, diğer taraftan taner yıldız'a sarılıp "feryat ediyoruz ama kusurumuza bakmayın sayın bakanım. özür dileriz" diyorlardı! devletlü "hiç öyle şey olur mu? asıl biz özür dileriz" filan demedi... söz konusu yaratıklarla aynı türden olduğumdan utandığım anlardan biriydi bu sahne...
gelelim köy enstitülerine... köy enstitülerinde her cumartesi açık kürsü günüydü. öğretmen, öğrenci fark etmez, şikayeti olan ortaya koyulan bir kürsüye çıkıp şikayetini dile getirir ve sorumlu olanları özeleştiriye davet ederdi.
ismail hakkı tonguç yayınladığı bir genelgede "talebelere dayak atılamaz, hakaret edilemez. böyle bir muameleye maruz kalan talebenin aynı şekilde karşılık verme hakkı vardır" diyordu...
velhasıl cumhuriyetin ve köy enstitülerinin amacı, osmanlı'nın ezik, cahil ve onursuz bıraktığı köylülerden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, haysiyetine sahip çıkan vatandaşlar yetiştirmekti... başta chp'nin sağ kanadı olmak üzere, sağcıların oyunları sayesinde olmadı maalesef...
ismail hakkı tonguç dünyada hala eşi benzeri olmayan eğitim sistemini türk milletine armağan etmesi ile ortaya çıkan eğitim sistemi.
Son yılda 4 eğitim bakanının değişmesi hala sistemin düzelmesi bakana bağlı görülmektedir, herkes de bu kanı var lakin köy enstitüleri tabiki günümüz şartlarında etkisiz kalacaktır ancak modernize edilirse gıpta edilecek bir sisteme dönüştürülür. Almanyada liseden çıkan bir endüstri mezunu genç mercedes de audi de rahatlık ile iş bulabilmektedir ama bizde toplumun en kötü addedilen bireyler o okullarda okumaktadır halbuki askeriye en iyi ınsanlari istihdam edip ülkenin beyin gücünü pasifize etmektedir.
Halk olarak da biraz vurdum duymaz olduğumuzu malum olmakla beraber günümüzde bazı kavramların değişebilmesi çağa ayak uydurmak gereksinimini bize göstermektedir.
Hasılı eğer istenirse neden nev zuhur olarak var olmasın bu kurum.
Atatürk'ün ne kadar zeki olduğunun göstergelerinden sadece bir tanesidir. Cahil kalan köylü her zaman tehlikelidir. Tıpkı bugün olduğu gibi. Köylüyü eğitmek için kuruldu buna uyanan amerika ve onun adamı menderes kapatarak görevini başarıyla tamamladı.