mastar hali ile iki yıldır bizzat ruhumda ve bedenimde vuku bulan şey. şey diyorum çünkü tam olarak tanımlayamıyorum, anlatamıyorum, betimleyemiyorum, bir sıfat bulamıyorum bu şey için.
bardaktan boşanırcasına sırılsıklam kalmak gibi biraz, biraz deliler gibi sokakta fütursuzca bağırmak gibi, biraz biraz uyuşturulmak gibi sokak köpekleri misali. hem hepsi, hem hiçbiri.
yer ile gök arası gibi mazhar bey'in dediği gibi. yeri galan da muamma yani.
uykudan önce ve uyandıktan sonra değil de tam uykuda gibi mesela. ya da değil.
açlık gibi, susuz kalmak gibi. bunları hissederken yemek yemek ve kana kana su içmek gibi de. bi tuhaf, bayağı bi hayvani. ama gönül tellerinin son demi. orası kesin.
köpekler gibi aşık olmak şans ya da şanssızlık, tam bilemem ama mutlu olduğum kesin sevgilim.
20 li yaşların başına tekabül eden aşklara dair bir tanım. aptallığa atılan ilk adımlar, sonrasında düşmekten kanayan dizlerin verdiği acılarla devam edip gider. sanırsın ki o olmazsa ölürsün, nefes alamazsın. öyle değildir oysa, anladığında yaşadığın pişmanlık, yaşadığın o acı aşkın zevkinden az olmayacaktır.
her insanın başına mutlaka gelen, gözünün hiç bir şeyi görmediği aşk türü. güzeldir aslında köpek gibi aşık olmak, çünkü nadir bulunur. o yaşadığın heyecanı, döktüğün göz yaşlarını, kıskanmaları, haber alamadığın zaman yaşadığın stresi başka hiç bir şeyde bulamazsın.
maalesef benim bu. Ama gerektiğinde siler atarım, ardıma dahi bakmam. Sonunda acıyı yine ben çekecek olsam da yaparım. Sahip olduğum burcun en sevdiğim özelliğidir bu da.
(bkz: boğa burcu)