mealini müslümanım diyenin bir kere açıp okumadığı, arapça okunan nafaka, miras bölüşümü, boşanmanın esaslarının anlatıldığı ayetlerde hüngür hüngür ağladığı, ateistlerin ise mealini nerede ise ezberleyip konu açıldığında şu surenin şu ayetinde şöyle demiyor mu? dediği garip ülkedir efendim.
cahil türk insanının bulunduğu türkiye'dir. arapçasını oku evet zaten arapça okuman lazım ama aç mealini tefsirini de oku. oku bilgi sahibi ol ki böyle avradı sikilesice insanlar zırt pırt islama saldırmasınlar.
pek sayın muhterem mustafa kemal atatürkümüz sağ olsun. ne dil bıraktı ne din inkılap adı altında. şimdi de kemalistler çıkıp anlamadığınız dini diye başlayan başlıklar açıyor. yazık. yazık.
Ateist olanların müslümanlardan daha çok meal okuduğu bi ülkedeyiz hatta ayetlerin anlamlarını bile ezbere biliyorlar. Anlamını bilmeden Arapça olarak Kur'anı okumanın insana me gibi faydası olabilir ki? Gerçi meal okumaya kalksan birsürü meal karşına çıkıyor hepsi birbirinden az da olsa farklı. Kısaca Arapça konuşulmayan bütün ülkelerde görülen durum.
Arapça okutulur çünkü kuranın her bir kelimesi bizzat Allah'ın kendi sözleridir. Neden insan lafına değiştirilsin. Tabiki de meal okunur ve okutuluyor da. insanlar bu dünyada ki çıkarları için olanca kuvvetiyle ingilizce öğreniyorlar. Birazda gayret edip arapça da pekala öğrenebilirler.
laik müslüman devleti türkiye'dir. bahçelievlerde bulunan bir camiye ''neden bilmediğiniz halde arapça?'' diye sorduğum zaman imamdan şu cevabı aldım, ''öyleyse allah neden arapçayı seçti?''. beyin sıfır.
yılların klişesidir. sanane amk hangi dilde okunduğundan. adam öyle mutlu. anlamayla uğraşmıyor(hiçbiri anlamıyor manasında değil, yanlış anlaşılmasın). sadece inanıyor ve bu inanç sebebiyle kutsuyor kitabı. sen git türkçe oku. arapça okuyana da karışma.
bir ülke değildir, her ülkedir. allah'ın kelamı, her yerde, allah'ın seçtiği dilde okunur.
deniyor ki, ''efendim arapça anlamıyorsunuz, neden okuyorsunuz''
yani bu salaklara ne dense az...
latin harflerine biz mi geçtik kardeşim? madem bu kadar arapçanın anlaşılmasını istiyordunuz, kaldırmasaydınız arap harflerini. derdiniz islam'ın doğru anlaşılması idiyse tabii. bu ülkede 60'lara kadar arapça yazı kullananların evleri basılır, bu insanlar hapse tıkılırdı. bilmiyor musunuz bunları? bu ülkede insanlar 600 sene arapçayı biliyorlardı, kur'an'ı arapça cüzünden okuyorlardı ve anlıyorlardı. çünkü türkçe de, arapça da biliyordu bu insanlar. medreselerde tefsir, fıkıh, kelam öğreniyorlardı. siz geldiniz, bunların hepsini kaldırdınız, sonra da ''efendim arapça...'' diye başlayan cümleler kuruyorsunuz öyle mi?
müslümana sorgulamaması öğretilirmiş. pardon da bu koca bir yalan. birçok islam alimi, birçok büyük kafa; entelektüel kriz yaşamışlar ve hayatlarına böyle yön vermişlerdir. imanları, ucuz bir iman olmamıştır. imam-ı gazali mesela. gazali aklın sınırlarını sonuna kadar zorladı, tüm sinirleri patlayıncaya kadar iman hakikatlerini akletti, ispata çabaladı. sonra sufî bir yaşamda karar kıldı. gazali diyor ki:
''öyle bir noktaya geldim ki, bir yudum su içsem midem delinecek zannediyordum!''
evet, çünkü sorgulaya sorgulaya, aklı kullana kullana öyle bir noktaya vardı ki, çıldıracak gibi oldu. daha sonra da necip fazıl'ın ifadesi ile ''idrak, idraksizliğin idrakini idraktir!'' mertebesine ulaştı.
müslüman sorgulamazmış ha? bizim sorgulamamız, sizin geri zekalıca metodlarına dayanmıyor.
sizler var ya sizler, ''gemileri denizde rüzgarla yüzdüren yalnız allah'tır'' ayetine, ''hohuaha allah nükleer denizaltıları nereden bilsin hohuahau'' argümanıyla karşı çıkan aptallarsınız. sizin sorgulamanız bu işte, bu geri zekalılık karşısında saygıyla eğiliyorum.
ibn sina'ya aristo şerhini yazdıran, islam halifesinin ta kendisiydi! çünkü aristo'yu daha rahat anlamak istiyordu, ibn sina'ya dedi ki: ''bana bu adamın kitaplarını çevir, kendi anlatımınla da pekiştir''
eğer halife böyle bir şey istemeseydi, ibn sina da olmazdı.
bizim kitaplarımızda iman mevzuunda ''taklid-i iman'' ve ''tahkik-i iman'' hususları geçer. taklid imanı biliyorsunuz zaten, tahkik imansa; taklid imanın sarsılmasından doğan bir kabuk değiştirmedir. böylece taklid imandan kurtulur, tahkik imana varırsınız.
müslüman olup ateist olanların hepsi, islam hakkında bir bok bilmeyip, daha sonra iki kıçı kırığın etkisinde kalıp dinden dönen adamlardır. imanları taklittir. taklid imanın sonu da budur. tahkik imana varmaksa, ancak dini öğrenmekle, akletmekle ve düşünmekle olur. yani entellerin deyimiyle 'sorgulamak' bu.
yoksa sorgulamak ne kelime? allah'a ''sen bunu neden böyle yaptın mı?'' diyeceğiz.
bir kelime öğrenmiş, 'sorgulamak' diye, gelmiş artistlik yapıyor.
türkiye'deki müslümanlık ciddi şekilde psikolojik araştırmalara konu olabilecek bir yerdedir.
büyük bir çoğunluk, doğduğundan itibaren, pek bir farkındalık kazanamadan sorgulamamaya odaklı yetiştiriliyor.
kuran kutsaldır, yüksek bir yerde durmalıdır, abdestsiz dokunulmaz.
buna bağlı olarak arapça kutsaldır, ne dendiğinin önemi yok.
ezan okunurken yatılmaz, müzik dinlenmez, ne dediğini bilmesek de.
5 vakit namaz kılınır yine anlamı bilinmeyen cümleler okunarak.
domuz eti yenmez çünkü haramdır. neden olduğunu bilmemize ya da bu nedenin mantıklı olup olmamasına gerek yok çünkü öyledir vs vs.
çoğumuz için çok tanıdık olan şeyler.
nedenlerini düşünmeye alışık değiliz çünkü ailelerimiz de düşünmedi, çünkü okullarda da düşündürülmedi, çünkü düşünmeye gerek yoktu allah öyle demişti, çünkü allah'ın olduğuna ve ondan başka yaratıcı olmadığına emindik, nasıl emin olduğumuzun, nereden bildiğimizin, kimin söylediğinin önemi yoktu ama emindik, çünkü bazı şeyleri aklımız almazdı, çünkü bazı şeyleri düşünmek günahtı.
hepimize anlamsız gelen arapça kelimeleri sıralamayı öğrendik, başkalarının inandıklarının kesinlikle yanlış olduğunu öğrendik, peygamberimizin ne kadar muhteşem bir insan olduğunu öğrendik, eğer başka türlü düşünürsek, aklımız bunların bir an olsun yanlış olduğu fikrine kapılırsa yanacağımızı öğrendik, azap çekeceğimizi öğrendik. oldu da düşündük, olabilir, sorun yok, bize yine doğruyu buldurup tövbe etmemizi sağlayacaklardı, çünkü doğrunun sadece bizim bildiğimiz olduğunu öğrendik.
sorgulayamıyoruz, çok acı çünkü çok gerçek.
inandığı her şeyi doğru bilerek yetişkinliğe adım atmış bir bireyin, aklına bunların yanlış olduğu ihtimalini getirebilmesi çok zor.
bu yazıyı, buna benzer şeyleri okuduğunda aklının ucundan bile geçmeyecek "ya ben yanılıyorsam?" diye bir düşünce.
öyle güçlü bir şekilde inanmışız ve o güçlü inanca göre şekillenmişiz ki kuran'ın değişmiş olabileceği ihtimaline bile "ama kuran'da kuran'ın değişmediği yazıyor." diye cevap veriyoruz.
hayatımızı, hiç okumadığımız, bazen okusak da mantıklı düşünme yeteneğimizi o anlık devre dışı bırakarak anladığımız kitabın üzerine kuruyoruz.
içinde bulunduğumuz şartlanmışlığın farkında değiliz.
başka bir kıtada, başka bir ülkede, başka bir ailede doğmuş olsaydık, oralardaki değerlere de yine aynı seviyede inanacağımızı bilmiyoruz ama benim söylediğim hiçbir şeyin gerçekleri yansıtmadığından eminiz, çünkü, öyle.
düşünmeye ve farkındalığa izin vermeyen inanç kadar güçlü bir duygunun önünde çok az şey durabiliyor malesef.
sevgili ateistlerin ve dinden uzak kişilerin "acaba bugün neye saldırsam?" dediği konudur. alırsın, kuran'ı arapça okursun, tam anlamıyla hem de. çünkü en basit bir metin bile kendi dilinde derin anlama sahipken, allah'ın kelamını en iyi şekilde dile getirmek için onu da kendi dilinde okuman gerekir. ama iş anlamaya gelince, her yerden ama her yerden rahatlıkla elde edebileceğimiz türkçe mealler var. hem de dersen ki "ben xx'in yaptığı meali istiyorum." bu da basit, elde edebileceğin bir arzu. e, o zaman daha ne? neden saldırıyorsun hala?