türklertanrıcı ve alevi olarak geldiler anadolu'ya. alevîlik anadolu'daki türk devletlerinin resmî inançlarıyken tanrıcılık halkın önemli bir bölümünün inancıydı. bu durum yavuz sultan selimmısır'ı fethedip hilafeti almak için kahire'deki mollalarla anlaşana kadar sürdü. devamında öncesinde istanbul'u, sonrasında tüm imparatorluğu sünni mollalar ve padişahlara yaranmak için sünni olan devşirme paşalar yönetmeye başladılar. osmanlı'nın altın çağı tastamam bu sebepten son buldu. o devre kadar osmanlı dünyanın ekonomik, askerî, teknolojik ve kültürel anlamda lideriyken sonraki 1,5 yüzyılda avrupa'nın dalga konusu hâline geldi.
ancak zehra odabaşı gibi tüm hayatını selçuk medresesi'nde, sünnî-yobaz mollaların soyunun tedrisinde geçirmiş biri bu kadar gerçeklere gözlerini kapatıp dünyayı kendi dînîne göre bağnazca yorumlayan biri türkiye'de bilim ve teknolojinin geri kalmasını moğollar'a ve rûmî gibi* mistiklere atar suçu. oysa suç tastamam kendi yobaz dînî yorumundadır.
mesele konya değil. mesele ülke insanımızın kafa yapısı. nasıl yani? şöyle ki: Erzincan iliç deki altını siyanürle çıkartan kanadalı anagold firması, ve onun sayesinde para kazanan ülkemiz. oradaki altın siyanürsüz de çıkartılır. yabancı firma ve yabancı sermaye olmadan da çıkartılır. doğru mu? doğru. varsa aksini söyleyen, cesareti varsa gelsin karşıma konuşsun, alnını karışlarım onun.
ama biz napıyoruz, her zamanki gibi işin kolayına rantına menfaatine kaçıyoruz. kim uğraşacak ilimle bilimle teknolojiyle vesaire. ver gavura madeni soysun, doysun, sana da versin biraz avanta, rüşvet, sen kasanı doldur, işçi boğazını doyursun, öte yanda göçük can kaybı doğal kirlilik zehir işin cabası. ötesi kolay nasıl olsa çatlak sesler susturulur, çark devam eder düzen sürer gider. alan memnun satan memnun. demi, yani. o yüzden bizden bi cacık olmaz. çünkü kafalar hep aynı. hepsi aynı. hepsi tatlı su kurnazı. siyaseti de halkı da devleti de. bu kafa üçyüz yıldır böyle. tembel, kurnaz, çakal, kolaycı, menfaatçi..
din sana ilmi çin de bile olsa git al dedi. kanadalı firmayı, yabancı sermayeyi gel ülkeye sok, soyup soğana çevirt, doğayı zehirle, insanlar toprak altında can versin demedi...
anadolu selçuklu devletinin başkenti olmuş değerli bir şehirdi. Moğol sömürgesi ve mevlana-şems ikilisinin hurafeci mistik inançlarından dolayı bilim, ilim, kültür ve medeniyet kalmamış, önemini yitirmiştir. Mevlana'nin konya ve medreselerine verdiği zararı görmek için bknz: Zehra Odabaşı, Selçuklu Devletinde Mühtedi Vakıfları: Celaleddin Karatay Vakıfları Örneği, Doktora Tezi, Selçuk üniversitesi, 2012.