Sokakta yürüyorum, bir koku geliyor burnuma. Ve yarım saniye içinde o kokuyu duyduğum güne, an'a gidiyorum ve her şey bütün detayıyla gözümün önüne geliyor. Başka zaman sorsan o günü hatırlamam mesela ama kokusunu duyduğum hiçbir şeyi, hiç kimseyi asla unutmam, unutamam. Bu her zaman için iyi bir sey degil tabi. insan bazı şeyleri unutmak da istiyor ama o kokular yok mu asla izin vermiyor bana. Koku mühim.
Sevdiğim, sevmediğim, nefret ettiğim her koku burnuma çalınır çalınmaz bağlı olduğu anıları da beraberinde getiriyor.
Güzel yanları var evet ama bazen gerçekten dayanılmaz bir şey haline geliyor.
aslında unuttuğunuz acı veya tatlı anıları bu durum sebebiyle hatırlayacağınız güzel bir psikolojik deneyimdir. benim unutamadığım çocukluk hatıralarımda o antalya'nın güzel kamp bahçelerinin kokusu var. sabah deniz ve yaz akşamının o kokusu, çocuklarla yarın yokmuşcasına eğlendiğimiz, dert tasanın olmadığı kokular. hatırlayabiliyorum hayal mayal. bu hafızanın başka bir çeşidi de müzik hafızasıdır. o vs müzik, o vs yeri hatırlatır mesela.
Bazen ufak bir esinti alır götürür 10-15 sene öncesine. Sırayla hatıralar, o kokuyu tutmak istersin burnunda, bir süre saklarsın ta ki diğer esintiye kadar.
bütün yapılan bilimsel araştırmalar koku hafızasının en kuvvetli hafızalardan biri olduğunu kanıtlamıştır. bunun bilen parfüm üreticileri de zaaflarımızı sonuna kadar kullanmaktadır. örneğin tazelik hissi vermek isteyen bir parfümün içinde deniz yosunu kokusu olabilir.
Şu an otobüsteyim. Anaokulundan yeni çıkmış ikizler burnuma kreşimin kokusu getirdi. Bir ömür geçmiş bu kokuyu duymayalı ama anında tanıdım o huzuru...
çok berbat bir şeydir. bir saliselik bir koku ile koca evren hatırlanır. her kokuyu almak zorunda mıyım diye düşündürtür. çoğu midemi bulandırıyor; bir kapta 3 yıkama öncesi yumurta yenmiş olması, 45 dakika önce merdivenlerden ıslak komşu köpeğinin geçmiş olması, 2 apartman öteden asılan omo lu deterjan kokusu, 9 ay midemin bulandığı dönemi hatırlatan jill sander, sun kokusu,vs,vs.
o, anıların oluşturduğuna inandığı, her anının bir izi var dediği kırışıklarının arkasında pırıl pırıl parlayan kahverengi gözleri ile bakıyordu... yüzünde bir gülümseme. sağ eli çenesinin altındaydı.. bazı insanlara gülmek çok yakışır. ama sanırım en çok ona yakışıyordu...
her sabah uyanmak için kahve içer. başka türlü uyanamaz... o gün buna yeltenmemişti bile.
" kahve ister misin? "
diye sorduğumda, hiç konuşmadan kafasını sallayarak hayır dediğinde aklımdan geçen ilk şey " bir insan daha ne kadar sevimli olabilir ki? " olmuştu.
mutluluk ve huzur birbirlerini tamamlayan duygulardır. bir olmadan diğeri eksiktir. ve siz hissetmeye başladığınızda bu duyguları, doğal sarhoşluğun ne olduğunu anlıyorsunuz. o zamana kadar içtiğiniz tüm içkilerden daha güzel oluyor başınız. ayaklarınız yerden kesilmiyor. aklınız başınızda olmalı. başınızda olmalı ki tadına varabilesiniz. kaybetmeye alışkınsanız, elinizdekinin kıymetini iki kat bilirsiniz. ve gösterdiğiniz o kıymeti görüyorsanız dünyanın en şanslı puştu olmanız muhtemel...
başı kolumun üzerindeydi.
bir insanı göğüs kafesinizden içeri sokmayı hiç denediniz mi?
ya da arkadaşlarınıza anlatmak için cümleye başlayıp, hiç bir şeyin onu anlatmaya yetmeyeceğini fark ettiğinizde, kelimelerin gerçek anlamda yetersiz kaldığını, görüp sustunuz mu?
her gece bir sorunla başınızı yastığa koyup, her sabah tüm gece taş taşımız gibi uyandığınız günlerin aksine, tüy gibi yataktan kalkmanın ne demek olduğunu anladığınız an ki mutluluğu hiç hissedebildiniz mi?
hep kıskandığım insanlar vardı. daha doğrusu gıpta ettiğim.
hayatlarının en güzel yıllarında, onlar için doğru insanları bulup, huzur denen bu güzellikle yıllar öncesinden tanışmışlardı. hayata bakışları karamsar değildi. boş vermişlik yoktu. acı onlar için sadece bir baharattı. şimdi onlardan biri olmak, bu hissi yaşamak, öyle uyumak ve öyle uyanmak tarif edilemez.
insanların neden evlendiğini şu iki ayda anladım.
bir sabah uyanıyorlar ve güne başlarken görmek istedikleri ilk yüz yanı başlarında oluyor... ya da bir iki sefer tadıyorlar bu muhteşemliği ve bağımlılık yapıyor ve onsuz olamayacaklarını anlıyorlar.
yılarca, sadece bir istek olan, ileride bir gün belki yaparım dediğim şeyi çok istiyorsam, bunun sebebi mutlulukla birlikte gelen " huzurdur "... ve dünyevi hayatın hiç bir duygusu onun kadar muhteşem değildir.
sabah uyandım. gece bıraktığım yerdeydi.
sağ kolumun üzerinde başı. sokulabildiği kadar sokulmuştu bana. kokusu tenimin üzerindeydi. iliklerime kadar işleyen huzurun o kokunun içinde saklı olduğunu keşfetmem uzun sürmedi...
Tiyatro oyuncularının sahneye çıktığı anda ki parfüm kokuları geldi aklıma birden. Hatta hiç unutmuyorum birini o kadar beğendim ki ertesi gün gidip bütün parfümleri koklayıp bulmuştum.