içi mimarisi hayattan soğutan ibadethane değil gasilhane gibi havası olan hele hele ağır mum kokusundan mütevellit içieride 3 dakikadan fazla durulmayan yerlerdir.
yunanca "ekklissia" kelimesiin dilimizde dönüştüğü hali "kilise"
türkiyede çok fazla harabe ve halen kullanılmakta olan yada başka amaç için devşirilmiş kilise var.
cami mimarimizin esinlendiği bu yapıalrı mutlaka görüp incelemek lazım
saint görüyorsan latin katolik,
surp görüyorsan ermeni,
sveti görüyorsan bulgar,
aya görüyorsan rum ortodoks
mar görüyorsan keldani
mor görüyorsan süryani
uzunköprü'de var bir tane. eskiden kilisenin arkasında şarap ve bira içerdik lise yıllarında. güzel zamanlardı. kiliseleri hep beğenmişimdir ama camiler kadar değil sanırım.
gezmek için 5-6 kere, 2 kere de en güzel cicilerimi üzerime geçirip cenaze ve vaftiz töreni için gitmiştim.
nişanlıyken eşimle gitmiştim. başımın tatlı belası faal bir kilise değil de müze sanmıştı. st. antuan (yapılışı itibarıyla 800 yıla yakın bir tarihi olan) kilise olduğunu öğrenince şaşırmış ve akrabaları istiklal caddesinde esnaf işletme yerleri olduğu için bizi burada görürlerse laf dedikodu yaparlar diye tutucu ailesinden çekinmişti.
ben de ona "ne varki canım, ha cami ha kilise ne fark eder ki? ikisini getiren peygamberler kur'an da geçiyor. hem burayı sandelyeli cami olarak düşün" demiştim.
evet kiliseye gitmek daha kolay, düşünsenize ayakkabınızı çıkarmanıza ve ayak kokusu ya da çorabınızın delik olma parmağınızın çıkması derdi korkusu da yok.