vakti evvel uğramışlığım bulunan mekan. ne "off karılara bakın lan arüü" abazanlığında, ne de sosyolojik tespit üzere mekan arşınlayan bir bilim adamı soğukkanlılığındaydım. lılığındaydım. 25+ entry var, tasvir yok, alayı benzer olduğu içün, tek bir mekanı tasvir eylemek yeterli olur sanırım.
odalar var hacı, camlı pencereli, numaralamışlar. içeri bakıyorsun kadınlar sereserpe. karşılarında onu izleyen rezil rüsva, adam deyip de suratına bakmayacağın orta anadolu, doğu anadolu eşkıyaları. hasbelkader para bulup girse içeri, yazık o beyaz tenli kızcağızın üstünde tepinecek.
yetmişine merdiven dayamışını da gördüm. kırmızı ruj sürmüş birader, g.tümü s.ken ilk ayrıntıdır, harbi yandıydı canım; "gelsene bah yagışıklı" diye seslenmişti, öyle de nineydi.. hiç niyet bozulur mu ona?
sonra bir yokuştan inen sakallı yaşlıları gördüm içeride. zaten ortam mahalle gibi, odalar falan, dükkan gibi zaten, anla işte. sakallıları görünce yemin ederim yukarıda cami var sandım, yalan değil. neyse tırmandık yokuşu, yokuş boyu odalar tabii. sonra bir kıza takıldı gözüm. en kabadayı yirmisindedir. uzun boylu, uzun saçlı, pamuk gibi teni, camın önünde bacak bacak üstüne atmış, yerlere bakarak dalmış gitmiş, şerefsizim o yerdeki kaldırım taşı, en uzak ufuktan daha da uzaktı o kız içün. o kadar güzeldin ki, kim bilir, sevdalandın bir şerefsize de düştün buralara. iki çocuk annesi namus timsali kadın olurdun sen, o melek gibi yüzden başka şey olmazdı güzel kız. kahır binsin üstüne kimse sorumlusu. umulur ki çıkar bir orhan gencebay sana da bacım...
yanımdaki herifler yiyecek gibi bakıyor "et"lere, ben eğmişim kafamı, bir tanesini de istemedim, istemem, hepsi kardeşimdir. sonra bir "oda"dan çıktı biri, öbür odadaki hanımkıza "hava nemli bugün" dedi. hava nemli. çok mu önemliydi? şu an bildiğin doğuya kebap yemeye gidip "ah ne otantik değil mi fergan" deyu laf pisleyen boğaza nazır devrimci ablalar abiler hesabı oryantalist takılıyor gibiyim ama yok öylesi değil.. hayatla bir bağı var, hava nemli, onu rahatsız etmiş, ya da belki yalnızca muhabbet için öylesine söylenmişti. bittim la, s.kildim ayak üstü.
allah hepinizi kurtarsın kardeşler. zor yaşıyorum diyen halt etmiş. öyle işte, gitmeyin siz.
hollanda'da birazda arkadaslarin israri ile girdigim yerdir. amacim almak degil, sadece gormekti. ama gorduklerim beni derinden vurdu. bir suru kucuk odalar, hepsinin on yuzu cam. bildigin vitrin yani. hepsinin icinde bir kiz. kendine gore seksi giyinmis, ince coraplar, topuklu ayakkabilar, ince bir ust ve kipkirmizi isiklar.
kizlardan birinin kapisini caldim, kiz kapiyi guler yuzle acti. ama gozleri gulmuyordu, sadece agzi. melek gibi bir yuz, kocaman mavi gozler, deseki falanca bankanin muduresiyim inanicam. oylece baktim, nasilsin diye sordum. konusmaya basladik. nereli oldugumu soylemedim,sadece havadan sudan konustuk. konusmamizin bir yerinde uzun suredir hollanda'da yasayan bir turkle ciktigini, bu cocugun bir cep telefonu dukkani acma hayali oldugunu ve bunun icin para gerektigini ve bu parayi biriktirmek icin 3 ayligina erkek arkadasinin tesvikiyle burda calistigini soyledi. tesekkur ettim kucuk sohbet icin, iyi sanslar dileyip ayrildim.
az ileride ufak tefek tatli bir kiz. yine kapisini caliyorum. donuk bakislarla fakat guler bir yuzle aciyor kapiyi. muhabbet basliyor. ogreniyorumki bir turk adamdan iki tane cocugu varmis, kocasi olacak turk adam hic para vermiyormus ve bu iki cocuga bakmak icin mecburen orda calisiyormus.
bitmedi ! ertesi gun yine benzer bir muhabbet bir baska kader mahkumuyla. bu defa turk oldugumu soyluyorum. benimle gayet guzel turkce konusmaya basliyor ! turkceyi nasil ogrendigini sorunca, erkek arkadasinin turk oldugunu soyluyor.
ben sokla bok arasi gidip geliyorum...zaten oyle bir ortamda olmak beni gerdi, birde ustune bu turk erkek arkadas ve koca hikayeleride iyice tadsizlastirdi beni.
iste arkadaslar, bu kerhaneler biz erkekler tarafindan doldurulmus kader mahkumlarinin calistigi kutsal mekanlardir. allah hepsini kurtarsin ve kimseyi turk erkeklerinin eline dusurmesin !
liseli çağlarımızda arkadaşlarımın zorlamasıyla ve sürü psikolojisinin verdiği cesaretle gittiğim köle pazarı...
kapıdaki polis, sıra arkadaşımın abisi olunca zorlanmadan girmiştik içeri... o hödüğün bana söylediği sözler hala kulağımda: "lan beyzade takke kullan, bah hasta olursun sonra!" arkadaş tecrübeli tabii, abisi haftada kaç kez kapıcılık yapıyor. içerisi bildiğiniz saman pazarı, ama her cins adam var. çember sakallısından, çakma enteline, yancısından *** , pezevengine ** kapıda memleketteki büyüğüyle telefonla konuşuyor: ellerinden öperim şeyhim, allah razı olsun şeyhim, kulunuzum şeyhim..." yıkama yağlama yani * ...
tuhaf tuhaf camlı odacıklar, vukuat varken camlardaki perdeler örtülüyor, camların karşısında kasap dükkanında satılmayı bekleyen çengeldeki etler gibi kadınlar, kadıncıklar... ve bas bas bağıran bergen kaseti. bir de etrafta dolaşan ve kimsenin iplemediği küçümen çocuklar. onları görünce aramızda yaptığımız iğrenç espriler: "lan dalyarak kardeşin ne dolaşıyor buralarda!" , "lan sikimin başı annen hangi katta?" ergen gülüşmeler, genelevin nezih ahalisinin tav olması üzerine korkup sinmeler, beş dakika sonra yeniden başlamalar...
ha bir de unutamadığım o koku, hani zamanında açık olarak oda parfümleri satılırdı * , neyse işte her yerde o koku ama neredeyse burnum kırılacak o derece...
o kız... sokakta görsem bütün uyuzluğumu atıp tanışmaya çalışacağım güzel kız, belki de laz çünkü oranın kızlarına benziyor. almış eline bir bulmaca eki * , üzerine resim karalıyor. boyum uzun ya görebiliyorum çizdiklerini... bir surat, bir genç kız suratı, güzel küçük dudakları, karakalem hacimli saçları olan tatar gözlü güzel bir genç kız suratı. kız bakışlarımı yönelttiğimi farketmiş olmalı ki kafasını kaldırıyor. bana bir bakış atıyor, ama o bakış beni alaşağı etmeye yetiyor: normal bir insanda kesinlikle göremeyeceğiniz bir bakış bu; belki de "bu günde bitsin..." der gibi bir bakış, bir zombinin ruhsuz bakışları. onunla yaşadığım bu temasım zaten midemde kopmak üzere olan fırtınanın son habercisi oluyor. arkadaşlarımı bırakıp dışarı kaçmaya çalışıyorum. panikle kayboluyorum. tuhaf yerler, tuhaf çay ocakları, elleri sikinde yaşlılar. artık dayanacak gücüm kalmamışken kapıdaki heybetli polis şapkası takılıyor gözüme. kapıcının yanından hiç bir şey demeden kaçıyorum. arkamdan bir ses "n'oldu lahn! gorktun mu?" dönüp cevap vermeye bile tenezzül etmeden topukluyorum...
tepecik'ten alsancak'a süratli bir yürüyüş... okulun arkasından vapur iskelesine yürürken "sabri'de tavuk dürüm yesem mi?" diye kendi kendime sorular sorarken bizimkilerden bir diğer arkadaşı görüyorum. sanırım benim arkamdan o da dayanamamış: "moralim bozuldu içerde..." diyor, ve bana güvenerek "kadınlardan biri ablama ikizi gibi benziyordu. onun mesaide olduğunu bilmesem orada ölür giderdim!"... sonra " hadi gel" diyor, "bizim eve yürüyelim." işte böyle bir yürüyüş yapıyoruz onunla hiç konuşmadan...
ertesi gün okulda herkes benimle dalga geçiyor, yeni bir lakap kazanıyorum. birlikte yürüdüğümüz çocuğu pas geçiyorlar. destek olmamasına öfkeleniyor, kendisiyle selam sabah kesiyor ve de diğerleriyle bol bol kavgalar ediyorum. en son kırdığım bir burun sebebiyle okuldan atılma tehlikesi yaşadıktan sonra olaylar duruluyor, unutuluyor...
bana destek olmayan belki de olamayan arkadaşımın kalbi delik, dört sene sonra okuduğu bölümün sınavına yetişmek için koştururken düşmüş kalmış, ancak bu şubatta öldüğünü öğrenebiliyorum, içim acıyor...
neden dünyanın hiç bir yerinde kadınlara hizmet eden birinin olmadığı hakkında bir ara ciddi felsefi melsefi hezeyanlara gark olduğum kadın showroomu.
feminizme mi dalalet eder bu bilemiyorum çünkü erkeğim, güdülerim müsait değil.
da niye yok lan harbiden hüşş?
niye sadece erkek cinsi bunu parayla talep ediyor ve hemde böyle fütursuzca, bir dükkandan et alır gibi.
niye sadece kadın satıyor demeyeceğim, çünkü talep olsa erkek orospu için, burdan sapancaya kuyruk olur biliyorum. sen vitrinde oturacaksın, kadınlar önünden geçip seni beğenecek, yatağa atacak sevişecek, üstüne sana para verecek. ne eziyeti lan fantazi bu be erkek için! tamam çoğu için kızmayın.
niye yok lan harbiden alo?
ya da şöyle sorarsak çok mu ters olur : neden böyle bir rezillik sadece erkek cinsi için peydah olmuş?