savaşta yıkılan bir ülkenin yeniden imarının kapitalizme kan sağlaması gibi bir uygulama olacağına dair kuvvetli emareler taşıyan ve halkın tepkisini şimdiden çekmeye başlayan projedir.
dönüşüm halk için, depreme önlem için yapılıyor olsa eyvallah fakat uygulamalar rant için yapıldığını gösteriyor. fatih belediyesi' nin gap inşaat' a ihale ettiği rezidans, butik otel ve ofis inşaatı mahkeme tarafından iptal ediliyor. hemen ardından bakanlar kurulu bu projeninde içinde yer aldığı fener, balat, ayvansaray sahilindeki dört mahallenin acele kamulaştırılması kararını alıyor. acele kamulaştırma kararı benim bildiğim vatan müdaafası ya da afet gibi durumlarda alınır peki buralarda böyle bir durum mu var? sermaye grupları, zenginler, son 8 - 10 senelik dönemde semirmiş müteahhitler daha fazla beklemek istemiyorlar anlaşılan. ne diyelim... bi doymadınız tipini siktiğimin neo liberalleri.
halk diliyle hükümetin kepçeyle yıkacağı binaların olduğu projedir.
harfiyatta kimlere neler peşkeş çekilecek kimlerin cebi hem de dolar cinsinden dolacak bir allah bir de erdoğan bilir. millete söylediklerine göre de yenilerini ve modernlerini vereceklermiş. yersen.. https://galeri.uludagsozluk.com/r/331768/+
yıkım kararı verilen evlerin herhangi bir internet adresinden öğrenebileceğimizi bilenin olup olmadığını merak ettiğim yasa.
edit: varsa teşekkürlerimi borç bilirim.
Türk aydını modernleşmenin yalnızca şekilsel algısıyla bakarak okuduğu Anadolunun gerçeğini ne yazık ki görmekte çok geç kaldı. Konuttan giyime, yeme içme birikiminden gündelik yaşama kadar binlerce yılda üretilen insanlık kültürünü, medeniyet iddiasına karşı savunmaktan geri durdu. Kendi kültüründen utanan, üstünü örten ya da acımasızca eleştiren bir tavır takındı. Köklerinden ve yaşadığı coğrafyanın bütünselliğinden koparılarak silikleşen insanların yarattığı toplumun geri kalmışlığının faturasını halka kesti.
Ya acıma duygusuyla kurtarılacak bir cehalet aradı, ya da kendi yalnızlığının öfkesini kusabileceği bir kusma kurnası!
Bakın Yeşilçama, Metin Erksana kadar Anadoluda köy gerçeğinden habersiz. Kovboylar gibi silah kullanan, yumruk yumruğa sokak dövüşü yapan kaytan bıyıklı bıçkın köylüler...
Nabizadenin kendi gerçeğinden bakarak betimlediği, pis kokulu, çamurdan ve çam gövdelerinden mürekkep olan Karabibik gibi köylülerin damlarından bugün tek örnek kalmadı. Bir kaç yıl öncesine kadar Demre ovasında bulunan kerpiç evlerin ve portakal bahçelerinin yerini hepsi birbirine benzeyen betonarme apartmanlar aldı."
rantsal dönüşüm diyorum ben buna. kent tarihinden bihaber, ceplerine 3 kuruş fazla para girsin derdinde olanların ve tabii ki sermaye sahiplerinin rant projesidir bu. yoksa hala aramızda iyi şeyler olacağını düşünenler mi var?
Birilerini daha Da zengin etmek icin, Yerlesim yerlerinin kimlik imgelerini, tarihi ve kulturel dokusunu yok etmeye yonelik girisim.
Ayrica; (bkz: gentrification)
köyden kente göç ile şehir merkezlerine yerleşmiş(ben-sen-o) ortadirek'in dalavere ile merkezden uzaklaştırılarak şehir sınırlarına kovulup "fakir daha fakir, zengin daha zengin"in iyice kök salmasını, bunun bir kader olarak ileriki nesillerin beynine kazınmasını ve insanlar arasındaki uçurumu iyice yerleştirmeyi amaçlayan projelerdir..
parası olmayan insanlar için gerçek bir hokus pokustur.
bundan çok çok karlı çıkacak insanlardan biri olma ihtimali olup da yine de neoliberal ideolojiye karşı çıkan son idealistleri, hümanistleri ve romantikleri ve sosyalistleri seviyorum!! ille de 40 yaşındaki, balkonlarımızın doğal güneşliği gibi tatlı tatlı hışırdayan ceviz ağacımız diye tuturanları.
"Ulus devletin etkinlik alanlarını daraltmaya yönelik neoliberal ideoloji, özünde devletin
toplumsal refahı artırmaya ve toplumsal adaleti sağlamaya yönelik işlevlerinin ve kamu
hizmeti üretme yeteneklerinin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Yerelleşme, yerelin
güçlendirilmesi ve yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması gibi söylem ve uygulamalar;
yerel yönetimlerin hizmet üretme kapasitesini arttırma projesi olmaktan çok, merkeziyetçi
ve bürokratik sosyal devletin gücünü kırarak, zaman ve mekân kısıtlarını ortadan
kaldırarak, küresel sermayenin hareketini kolaylaştırma girişimidir. Küresel sermayenin
zaman, mekân, ulusal sınır, merkeziyetçi ulus devlet vb. kısıtlarından kurtulup serbestçe
dolaşması karşısında yerele düşen ise akışkan sermayeyi kendisine çekme çabasına yönelmesidir.
Bu durum ortaya yarışan kentleri çıkartmaktadır. Yarışan kentler. sermayeyi çekebilmek
adına sahip oldukları doğal, tarihi, kültürel ve toplumsal değerlerden ekonomik
gereklilik uğruna vazgeçme noktasına gelebilmektedir (Keskinok, 2000: 93; 2006: 65-66)."