aradıgı erkek tipi pembe oje süren fransız gibi yemek yiyen ingiliz gibi gezen amerikalı gibi eglenen zebci gibi s.... ama türk olan birini arıyomuş. *
bu akşama kadar tanımadığım, tanısam da malum uzuvlarım tarafından pek de sallamayacağım biriydi. ama bu akşam, 7 yaşındaki yeğenim "kendinin şarkısını aç!" dedikten sonra açmamla beraber beni tepemden tırnağıma kadar irite eden, üzerine lanetler yağdırmak istediğim biri haline dönüştü.
yazık değil mi bu çocuklara! büyüyünce "ünlü" olmak isteyen çocuklar türedi bu gibi kişi*ler yüzünden. ne yapacaksın diyorum çocuğa, şarkı mı söyleyeceksin, filmde mi oynayacaksın, işte evcilik oyunu gibi rol yapacağım dedi. barış manço sıkıcı geldi.
nesli katledenlere prim veriyor ya bu kadar insan da... yazık...
kendi halinde bir yazar. mütevazı, ilmi ve bilmi ile sözlerinin şekli ve içeriğiyle bağımlılık yaratıyor bünyelerde. kendisini papatyaya benzetiyorum. baharla birlikte yeşilin üstünde açıp ruhunun saflığını temsil eden beyaz yaprakları ve tam papatyanın kalbinde güneş gibi içimizi ısıtan samimiliğin ve etrafı aydınlatışının hezeyanında, yağan yapmurlara inat rüzgara boyun eğmemekte. güneşinin ışınları beyaz yapraklarından demetler halinde her yana saçılırken karanlığımızdan bizi kendine yani aydınlığına çekerek yol gösteren 7. nesil yazar.
kendisine ne demeye saygı duymamız gerekiyor imiş anlayamadığım kişi.
saygı duymamız için buna uygun edimler sergilemesi gerekmez mi?
madem o 24 saat televizyonda mahremini bizimle paylaşıyor, doğal olarak benim ya da ona maruz kalan başkalarının da onunla ilgili görüşlerimi-zi birer müşteri yani seyirci olarak söyleme hakkım-ız var.
öyle rengarenk filan hikayeleri güzel de mor da bi renktir.
türkiye'nin bir mozaik gibi olduğunu ve her renkten çeşit çeşit insanın bulunduğunu söyleyen ve tüm bunlara saygı duyulmasını isteyen insanların kendisine de aynı çerçeveden bakıp saygı duyması gerekir.
benim gibi kuşadasızede bir yazarımızdır. apaçilere küfrediyoruz berabercenek! şaka şaka! sadece eleştiriyoruz! kibarca! kibarca küfrediyoruz! öyle bir şey işte....