yaptığı DARBE için cia in "our boys have done it" dediği ,şu günlerde muhtemelen nü resim yapmak için tuallere fırça DARBEleri vuran , son tahlil de darbecilikten bir türlü vazgeçememiş zat.
7 Kasım 1982'de kabul edilen Anayasa ile, Türkiye'nin 7. cumhurbaşkanı olan 9 Kasım 1989'de görev süresini dolduran ve cumhurbaşkanlığından ayrılarak Marmaris'te resimle ilgilenmeye başlayan delikanlı insan.
akranları yunanistan da yargılanıp hala cezaevinde ömür çürütürken bizim ülkemizde anlamsız bir şekilde ortalıklarda dolaşmaya devam edip bu gün olsa yine yapardım deme cesaretini kendinde bulan,kendini sanata vermiş asılmayıpda beslenen darbeci.
darbe yaparak cemal gürsel i taklit eden bu zat şu sıralar da picasso tablolarını taklit ederek soyut çalışmaktadır aman olabildiğince soyut olsun diyoruz. yalnız malesef taklitler orjinalleri gibi olmadı yine...
turkiyede insanlik adina herseyi oldurmus darbeci. olaylarin kizismasini bilerek ve darbe yapmak icin beklemistir. gucun bir insanin ne kadar degistireceginin en aci ornegi.
"idam karari geldi onumuze, ve dedik ki: sagci solcu yok, mumkunse bir sagci bir solcu, iki sagci iki solcu, neyse...kac tane cikmissa ikisini beraber yapalim. sonra demesinler ki bize bu gelen yonetim, efenim, sagi tutuyor, solu tutuyor gibi tohmet altinda kalmayalim. onun icun boyle bir iki tane birden gelmisse, bir ondan bir ondan yapmak suretiyle infazini hemen onayliyorduk"
hayretlere düşürüyor değil mi insanı... bu zihniyet türkiye cumhuriyeti'nde söz sahibi oldu yıllarca. türkiye'deki faşist yönetimin dibine közleri savuran, atatürk'ün mevkisine oturmasını kendime yediremediğim, yüzsüz ve bir o kadar da pişkin insan evladı. hala çıkıp konuşur televizyonlarda utanmadan...
hayır ne istiyolar bilmem ki? paper moon'da çalışan garsonların ona kafa göz dalmasını veya bir anda binlerce kişinin paper moon'u basmasını falan mı?
bir ülkenin milyonlarca vatandaşını keyfi ve sistematik bir şekilde işkenceye maruz bırakan birini bu kadar koruma gayretkeşliğine ne demeli, bilmem ki.
eğer gerçekten halkın arasına karışmak istiyorlarsa ertuğrul özkök'ü ve kenan evren'i 1 mayıs'a bekliyoruz. diledikleri korteje girebilirler. kesinlikle baskı, dayak, darp olmayacaktır. içleri ferah olsun. bir çayımızı içer giderler.
Park lee' nin dehşet bir senaryo üzerine kurguladığı cellat filminin kapanış sahnesinde seyirciye seslenerek ifade ettiği '' celladınızla yaşamayı sevin'' tumcesi tamda bizim ruh donumumuzun açmazını ifade etmekte.. Yaşanan acıların, kırılan boyunların, maruz bırakılan haksızlıkların, işkence tezgahlarının sorumlusunun sizin yaşamınıza nazire yaparcasına bir yerlerde alameti farika sergileyerek durması, celladı ile yaşamak zorunda bırakılmak değilse nedir?
Bu ulkede, her kötülük imgesinin zihinlerde yarattığı gravurun aynı özenden yoksun, zekadan mağdur, bedeli ağır işçiliğin izlerini taşıyor olması nasıl bir halede soluduğumuzun da belirtisi aslında.. Montur tezgahlarda işlenerek mıhlanan bu gravurlerin ustabaşıdır Kenan Evren.. Kendi ardıllarına bıraktığı tek meslek sırrı ise '' kanın ve cesetlerin '' bolca serpiştirilmesidir.. 7 senelik bir serüvenden emeklilik hakkı kazanarak köşeye cekilmesi onun siyah bulutlarını ulkem coğrafyasından sokun ettirmemiştir. kazdırdığı kuyuya beden gömdürecek çıraklarını yetiştirerek çıkıp gitmiştir sahneden.
Kendi acımasızlığını, gaddarlığını asla ve asla dikkate değer bulmayan bir zihin onun ki.. Aradan yıllar gecse bile pişmanlık duyamayacak kadar, kendinden emin bir sertlikle yine olsa yine yapardım diyen bir kıvanc duyma halinde. ''Kelleyi koltuğa aldım ve bu işi yaptım. Bu bir devrimdir'' diyebilen bir figur.. Sorgusuzca öldürmenin, asmanın, işkencenin, her türlü rezilliğin manifestosuyla bulanmış bir devrim modeli sunuyor önümüze. bir toplumu belirsiz sislerde yönsüz bırakırken, kendisinin yargılanmasını engelleyecek anayasa ile çıkışını sağlama aldığı bir devrim.. Bir devrim ki 50 canın boğazında sıkılan ilmek milyonlarca yığının sesinde es duruşu.. Bir devrim ki konuşamamanın, hak arayamanın, dışlanmanın,dışkı yemenin, boynu eğik kitleler halinde kendine patlamanın hali.. Bir devrim ki, köylü kurnazlığı sinmiş bakışlarla köşe kapan sansarların dişlerinde ömrümüzün etleri.. Bir çağa yayılacak genişlikte ki kötuluklerin başımızdan aşağı birden fora edilerek bırakılmamızın devrimi..
Nefretin fosfor yuklu meşalesini yakarak, onarılmaz yaralar acmanın hikayesidir kenan evren.
Tum tarihimizin en kırılgan zamanının mimarı olarak usumuzu yarılıyor Kenan Evren.. Onun bir yerlerde nefes aldığını hissetmek, gulebildiğini bilmek, ben gibi, biz gibi, bizden daha iyi gibi yaşayabildiğini gözlemleyebilmek yazgımızla bitmeyecek hesaplaşmamızın kendimizden utandıran yol ayrımı.
hayallerimizin üzerine gerilen bu karanlık siluetin gulusu sonlanmadıkca, ölülerimizin yasını dindirecek bir ağıdımız yok bizim..