bülent arınç:"sevgili çocuklar *, şimdi de arkadaşlarımızın isimlerinden cümleler türetelim,heceleyelim. ya da herkes kendi isminden üretsin"
kemal unakıtan: öğretmenim ben üreteyim...
bülent arınç: tabii neden olmasın,buyrun...
kemal unakıtan: "kemal mısır sever"
"kemal yumurta soy"
"kemal villa nerede"
"kemal tüpraş sat"
eskişehir için yaptığı 2.5 milyon dolarlık transferin kaynağını gsgm olarak göstermiş kişi. hatta "1. lige çıkarsanız da ronaldinho benden" demiştir (son derece ciddi bir şekilde). onu da tahminen hazineden ödetecektir.
basın mensupları karşısında kırışık gömlek, takım kıyafetinin önü açık, iki eli cepte açıklama yapan karikatür gibi adam. beyim !!!! sen orada 3-5 gazeteci önünde değil tüm milletin önündesin be aymaz adam. zamanında osmanlı padişahları, önünde secde duran halkını elleriyle ayağa kaldırmıştır. ne günlere kaldık allah'ım.
yeni dönemde ülkemin dört bir yanını babalar gibi satacak , biricik eşiyle meclisimizin komedyen eksiğini dolduracak olan malı ye bakanı..
hayırlara vesile.
allah çok şükür yarabbim ilavesi : atilla koç yok. what the hell are you doing man! diye sorasım geldi tayyip bey'e. eksik kaldık , valla böyle olmadı.
kendi fetişlerini yaratabilen ve sık sık fetişlerine kurban adayan siyaset arenamız, fetişlerin en nacizanesini bizlerle bir dönem daha paylaşıyor. bir dönem daha kendi gucumuz ve olanaklarımız dışındaki yararları pek eski - pek yeni fetişimizden umacağız. rembrandt ın '' sarraf '' adlı tablosundan fırlamış bu figurle, muktedirler sayesinde bir zaman daha mecburen yol alacağız. bütün dunyasını senetlerin, alacak verecek defterlerinin, altın terazilerinin oluşturduğu yaşlı, para canlısı munis hazineli fetişimizden, anlaşılan o ki daha öğreneceğimiz çok şey var! holding yonetmenin acımasız rekabetini, devlet yonetiminin karlılık bilancosuna taşıyan fetişimizle alttan kalanın suyunu çıkarmaya kaldığımız yerden bir dönem daha devam edeceğiz...
bundan önceki döneminde yeni dunyanın sırrını aydınlatan zaman buyucusu gibi ortalarda endamı boy gezdirerek bizden esirgediği mum ışığı ile sanslı figurleri aydınlatan fetişimiz bakalım bu döneminde kimlere vahiyini ulaştıracak.. aydınlık sacağında biraz olsun soluklananların '' yeni sırlarla'' okus pokus öğrendikleri bu bereketli rahle bakalım bu döneminde kimlere acılacak...
kendi dumen suyundan akan paralar ırmağa yanaşanların testisini doldururken, milyonlarca memur ve işcinin görev zararları yine kanayan yarasımızı olusturacaktır. sermayenin akla hayale gelmeyecek cin fikirlerine kapılıp gidilirken işcinin, memurun zam istekleri turlu endekslere bağımlı seyir alacaktır. açlıkla eğitilen, açlıkla yetiştirilen milyonlarca yığın, yıkılan ekonominin altında havasız tutulurken, kendi şirketlerinde çoçukları şişmiş ego ile başarılı iş adamı olabilmenin pozlarıda takınacaktır.
bazıları vahiyi ile semaya gark edilirken, birileri rahle i tedris beslenirken, çoğumuza da kendi servetiyle gec buluşmuş hovarda bir azmanın, geleceği hesaba katmadan, yaşanmamış yılların acısını amansızca koparan, baba yadigari tüm mülkü satışa çıkaran klişe yeşilcam senaryolarını, fetişimizin kaleminden izlemek düşecek.
felaket üzerine binen felaketlerini, birer hayra vesile kaynağı sanarak fetişlerine kendi ulkelerini adak edenler fonda '' seni uzaktan sevmek aşkların en guzeli'' eşliğinde, anlamadıkları bir dunyanın bol rakamlı kevgirlerinden suzulerek soğuk suyla serinleyip, herşeye uzaktan bakıp, içgeciren bir dikkat kesileceklerdir .
mutlu, hulyalı ruyalara serilmiş ömürler beklenen saadetti matine heyecanıyla bekleye dursun, gustav dore'nin dante cehennemi için tasvir ettiği çıplak, umutsuz ve buyuk acılar içerisinde çukura doldurulup yığılıp kalanların gravuru kendi atlaslarında belirginleşmekte.
bu gravurde asıl korkunc olansa kendi kudretini sığdıracak ova duzluğu bulamayan fetişimizin, dore nin tasvirindeki cehennem bekcisi misali elinde tuttuğu togasıyla çukurdan çıkmaya calışanların başını ezmesidir... ezilen başlar kendi makus tahlilerine dönerken, yaşlı huysuzumuza ezbere aldıkları ezgi ile dudak ışıttırmaya devam edecekler '' beni sat, kendini sat, herşeyi sat''
2007 yılının ekonomik verilerini ve 2008 hedeflerini açıklamıştır bugün. enflasyon hedefinden %100 sapılmasını "ne yapalım yani başaramadık oldu" demiştir, bir ekonomik krizde de benzer bir açıklama bekleriz kendisinden "ne yapalım yani çıktı kriz, bizden önce de çıkmıştı ne oldu yani?" gibi bir açıklama.
anlayana müthiş bir itirafta bulunmuştur konuşmasında, türk ekonomisi'nin yumuşak karnının cari açık olduğunu söylemiştir. -bunu biz kaç yıldır söylüyoruz, kökten akp'liler karşı çıkıyorlardı- ama bunun tehlike arz etmeyeceğini çünkü bu açığı özelleştirmelerle kapattıklarını ve kapatacaklarını söylemiştir. biz deyince kötü oluyoruz, malı-ye bakanı diyor anam... hani özelleştirmelerle yatırım yapılıyordu, üretim arttırılıyordu? hikaye. ithalatı körükle, aşırı değerli lira bazlı para politikası uygula, sonra de ki, "cari açığı özelleştirmelerle kapatacağız" aferin lan.
bakın hele bakın, cari açığı üretimle, ihracatı arttırarak değil, özelleştirmelerle kapatacaklarmış. deniz bitince ne olacak? gerçi türkiye'deki deniz biter mi? sat gitsin anasını satayım, ekonominin hayatını kaydır, açığı satarak öde.
durun durun, bugün satanlar var ya bugün satanlar, 90'lı yılların ortalarında tansu çiller'e özelleştirme yaptırtmayanlar, başta salih kapusuz gibi adamlar. o dönemde türkiye'nin borcu da böyle 450 milyar dolarlar gibi büyük rakamlar değildi. 40-50 milyar dolardı. o dönem "istemezuk" bu dönem, satın gitsin. üstelik, borcu ödemek için değil, sadece cari açığı kapatmak için satın.
borç mu? 5 yılda 2'ye katlandı ya, durmak yok yola devam dedik ya...
pijamayla ülke satabilen bakan.oğlu 1 gecede zengin olan bakan.eskişehir'den oy alabilmek için eskişehirspor'a sergen yalçın'ı aldırmış bakan.atatürk zamanında kurulan merinos'u "tarihten silmek" için yemin etmiş bakan.türkiye'deki bir çok kar eden işletmeyi hakettiği fiyatın çok altına satan bakan.evet bu adam bir bakan...peeh...
her basın toplantısında söyledikleriyle basın mensuplarını kahkahaya boğan minyon bakan; ya bu basın mensuplarının espri anlayışları ortak yahut çok yalakalar, zira tamamını dinlediğim halde söylediği hiç bir laf komik gelmemekte bana nedense!
hasan basri aktan ile olan diyaloğu başka bir ülkede olsa, ülkenin ayağa kalkacağı, hem bürokratın, hem bakanın hem de ismi geçen kişinin istifasını isteyeceği ancak, ülkemizde ise çok fazla pohpohlanan ve şımartılan kişi.
yusuf ziya özcan, "istersen söyleme!" bak bunu ben demiyorum, malı-ye bakanı diyor... hani ötüyorsun ya çok acaip robotum diye, bu sözün altında kaldığın vakit sen hiçbir zaman "üniversiteler özgür olsun" diye konuşamazsın! çünkü, senin özgürlüğün bile yok en başta, akp'nin emrindesin.