kendi kendine yolculuğa çıkan yazar. kişiliğin çok katmanlılığını, insanın farklı yaşlarda bambaşka kişilikler sergileyeceği gerçeğini insan kaynakları kariyeri içinde çoktan idrak etmişken kendi geçmişinden parçalar bulduğu andan itibaren oturup bunları detaylı şekilde başlığı altına döşenmeye karar vermiş 3. nesil doğup 2007 yılında resmi açılışı yapılan giri fabrikasıdır.
kendisi askerlik yaptığı ilgili yıldan itibaren kendisini yazılara dökerek ifade etmektedir. daha doğrusu...
not almaktadır. bünye analize odaklı, ayna nöronları fazla gelişmiştir. yanıbaşında gerçekleşene çok fazla odaklandığı için, söyledikleri çoğunlukla karşısında konuşulan birşeyi farklı paketleyip geri sunmak üzerinedir. bu kısım önemli, sürekli döneceğim buraya.
yıllar önce yaptığı yazışmalarda, karşıdakinin ne dediğine ve nereye varmak istediğine odaklanmadan, daha çok onun onayını almak için midir...
bilemiyorum, söylediklerini deşer de deşer, deşer de deşer. karşıdaki ya sen ne hissediyorsun, hayatında ne oluyor dediğinde yanıt vermez. bok yiyen geçiştirir çünkü genellikle aklı o analiz ettiğini söylediğim yerde de değildir. zaten karşıdakinin söylemek istediğini çözemediğinden midir nedir, farklı niyet ve komplo teorisi aramaya başlamıştır bile.
ha, şu farklı paketleme mevzu işe de yarar. esprileri onun üzerine kuruludur, çünkü otobüse otturgaçlı göttürgeç denmesi komiktir. bunu bilen tipin otobüse bineceğim yerine "oturtulup götürtüleceğim vasıtaya intikal ediyorum" demesi anlayabilene komiktir mesela. kötü oldu, vallahi daha iyisini yapabiliyor. ama bu kalibrede veya daha derin çok şey aklına geliyor...
geliyor da işte karşıdaki anlar mı diye endişe ettiğinden söylemiyor bile. zaten hayatının önemli bir kısmı başkalarının uygun gördüğü bir düzlem içerisinde yer almaya odaklanan bir tipten ne beklersin? böyle bir karakter ne kadar kendisini ortaya koyabilir; daha önemlisi kendisini ne kadar tanıyordur? tanısa da, hayatının çok önemli bir kısmı diğer insanların görmek veya duymak isteyebileceklerini icra etmekten ibaret birisinin kendi duyguları veya kendi düşünceleri hiç alenileşebilir mi?
bu dramı yaşayan bir yazardır işte ve yine yüzüne çarpmıştır. ama buna şu açıdan bakıyorum. karşıdakinin isteyebileceği performansa odaklanan kişi, karşıdakinin duygularını neden anlayamaz? e hani onun isteğini anlamaya çalışıyorsun, deli analitik bakış açın var ve yıllar yılı keskinleştirdin de adam burada-bu kadar boktan basit bir yerde neden çuvallıyorsun? burada alıntı yapayım mı breaking bad den? ama aklımda kaldığı şekliyle yazarım.
--spoiler--
you are probably the most intelligent man I've ever met. Yet you are so stupid to see that this man decided to kill me 10 minutes ago.
geçmişime baktığımda bunu çok gördüm. ve o kadar salaklık var ki, karşıdakinin ne düşündüğüne, belki bi bok düşünmeme ihtimaline kafa patlatmadığım ve olan biten herşeyle ilgim olduğunu düşündüğüm için varsa yoksa iltifat, alttan alma, yaranma hareketleriyle bezemişim yazdıklarımı. halbuki hayattaki hiçbirşey böyle değil. hayata dair olanlar; hayat gibi. değişken, bir gün diğerini tutmayabilir. ama kelkeshoze her ne kadar kendini eskiyle bugün arasında fersah fersah farklı görüyorsa da, duyguları anlama kıtlığı baki kaldığı için bugünlerde o zamanki tavrının 180 derece tersini sergileyip.. umursamıyor. yani yine anlamıyor salak!
ulan! hayatında bir şans var, çok büyük bir şans hem de. bu işi gerçekten çözebileceğin ve şükür ki kitaplarını da okumana rağmen falan biliyorsun sen psikopat grubunda değilsin. ama dikkat...
stairway to heaven (Ann Wilson tribute cover ı mükemmel, orjinalinden farklı bir versiyonu deneyin)
vicdanlı bir insansın, lakin bu vicdan da bolca aynalanan bir refleks olup duygusallıkla ilgili değilse o zaman vicdanlı olabiliyor musun gerçekten de? kelkeshoze lawful neutral bir karakter kesin ve net. neden kaynaklanıyor, eksiklik var. kimbilir neye ne zamana dayanıyor. çocukken, bebekken sesi çıkmaz uslu derlerdi benim için, sonra 4 yaşımda konuştuğum söylendi, ben öyle hatırlamıyorum halbuki. sen konuşurken karşıdaki anlamayınca konuşmuş sayılmıyorsun işte. lanet olası dünyanın açmazı bu arkadaş. ve konuştuklarından birilerinin anladığını düşünüyorsun ve o zamanlara özlem duyuyorsun. sonra bakıyorsun ki değilmiş.
ve daha derin ancak daha az kişinin anladığı; içerikler üretmeye başlıyorsun. hatırlıyorum çok önceden televizyonda, sadece tuvalet kağıdı rulolarını kullanarak yüzlerce kıtalık şiirler yazan bir adamı göstermişlerdi. ben o zaman için çoğunluğun anlamadığı içeriğin kıymetli olmadığını düşünüyordum. ama şimdi o deli gördüğüm adamı anlıyorum; bir yerde.
genellikle aklına iyi bir fikir gelmişken yazıya başlayıp, farklı bir detaya kaçırıp orada derine inmekten gerçekte yazacağını karıştıran bir yazardır. bu cümle de örneğin böyle birşeyi tetikleyen iyi bir örnektir. ama toparlayacağım şimdi. insanın temel değer yargıları kaskatı kalıyor, çevresel faktörler değişince de değer yargılarını genellikle farklı insanlar ve farklı çevre şartlarında, farklı yaş grupları yaşantısı ve elbette farklı sorumluluklar çerçevesinde farklı yorumlayınca.. insan farklı yaşlarda farklı karakterler sergilemiş oluyor. esası buydu. peki yazanın da arka planında bu giriye girişme nedeni neydi? kendimi anlatmak. çok acayip, bundan 10 yıl önce başkası duyar diye kendi kendine bile tekrar etmekten korktuğun birşeyi aradan zaman geçince muhatabının doğrudan yüzüne söyleyecek cesareti insan bulabiliyor.
ve hayat ince düşünmeye hiç uygun değil esasen. çünkü hayatın temelleri hareket, eylem üzerine kurulu. eyleme göre şekilleniyor herşey. ve düşünmenin, fazla düşünmenin manipülasyona kapı açtığını da eklemek gerekiyor, çok düşünen bir tipsen manipüle de kolay ediliyorsun. ve zerafetinden ortaya koymadıkların yüzünden, söz gelimi sentezi anlatan bir sanat eseri ortaya koyman beklenirken başkası gelip ortalık yere sıçıp aha sentez dediğinde senin projelendirdiğin derin eserden fazla karşılık alıyor.
bu arada geçmişe yolculuk etmek bugününden nefret ettirmiyor. tam tersine bugünkü donanımım ve deneyimimle o günü tekrar yaşasam ne keyifli olurdu diye düşünüyorsun. bazen bunu hayal etmek bile insanı gaza getiriyor yalan yok. ama farkında olmadığımız; bugünkü halimize dünü dün olduğu haliyle yaşamadan gelemeyeceğimiz gerçeğidir arkadaşlar. ve bahsettiğim hayali anlık yaşamak güzel olsa da, zihin kendini iyi hissetmek için o hayale dönmeyi sürekli arzu etmeye başladığı andan itibaren yaşamaktan, dolayısıyla eylemden vazgeçmiş oluyorsunuz. ha, 13 yıl öncesinde aklına takılan birşeyler için kelkeshoze nin bugün artık yapabileceği birşey yok zaten. bir pişmanlık veya düşüncesi de yok, sonuçta bambaşka dertleri var bugün; temeli aynı kusurlar veya yeteneklerden besleniyor olsa da. kendi kendine bazı gözden geçirmeler yapması gerekiyordu, bu değerlendirme aşamasında hayatına çok küçük bir kısmını görecek pencereden baktığını farketti ve duraksadı sadece. konu da bundan ibarettir.
son olarak; benim bir eski okul arkadaşım sosyal medya hesabından yazıyor da yazıyor. akıl almaz, bazen artık iletişimi olmayan eski arkadaşlara doğrudan hitap eder gibi. o ağır psikolojik ilaçlar alıyor da; acaba o mu kendisine haksızlık ediyor yoksa bütün bu yazılanlar mı bir anormallik göstergesi? bundan sonraki günlerde bunu ele alacağım. ama kendi kendime.
Olursa Ekime olmazsa skime kadar düsturunu benimseyen birisi olarak Ekim ayı değerlendirmeleri içinde tekrar kendi nick altı entry sine döşenen 3. Nesil yazardır. Şairler sevdiklerini öldürürler ya, ben de kendi sözlük varlığımı öldürmek istedim olmadı. 321 gün önceki nedenlere bakıyorum beni beğenmiyor musunuz tadında gitmiştim ve bugüne bakıyorum. Elbette bir beğenilme dürtüsü var ama belli ki kolay erişilmiyor. Kendimce sağlam bir tespiti ortaya koyar koymaz herkes bana hayran olsun gibi bir beklentiyi neye dayanarak yarattım kendimde bilmiyorum. Diğer taraftan, bir avuç da olsa insanların beğenilerini almak her seferinde mümkün olmuyor. Evet seviyeden şikayet edilebilir, yazılardaki ortalama zeka düzeyinden de şikayet edilebilir. ama şükür ki hala sözlük özgür bir platform ve damlaya damlaya göl oluyor. 321 gün içinde o kadar fazla badire atlattık ki, sanırım bir sebep de bundan 1 yıl önce düzenin olduğu haliyle gideceğine inanarak umutsuzluğa kapılmak idi. Bugün daha umutluyum diyemiyorum ama şunu gördüm ki planlayarak büyük idealleri gerçekleştirmek tek başına olmuyor. Büyük idealleri büyük disiplinler yaşatıyor ve mücadele gerektiğinde aynı kararlılıkla savaşabilen kahraman oluyor.
O yüzden inadına Yazmalı. Ki en azından 5-6 yıl önce günlüğüne bir aylık maaş alıp televizyon ekranlarında konuştukları ile ilgili bugün ne yapalım kandırdılar hepimizi diye 180 derece dönüp hala utanmadan senin benim paramdan yemlenen karaktersizlere söyleyecek lafımız, olmaz ya elimize yaptırım gücü geçerse gerekeni yaptıracak dirayetimiz olur. Ve o günün ümidiyle yaşamak, ümitsizliğe kapılmaktan 10 kat iyi. Bize bu kadarlık taze havayı çok görenlere lanet olsun.
Daha önce sözlükteki gelişimi konusunda kendi başlığı altında birşeyler karalamış, bununla beraber yazarlığında radikal değişikliklere gitmesi gereken yazar. Aslında intihar eden yazar.
Durun durun gerçek bir intihar değil bu * fiziken birşey yapma niyetim yok ama bu altbenliğim olan yazar nickimi tarihe gömme kararım üzerine bu entry i yazıyorum.
Olmadı, aydınlanmayı buradan yürütemiyorum, etki alanım kesmedi. Istiyorum ki yazdığıma değsin, birileri beni beğensin, bir yazayım bir sürü paylaşılsın falan. Yok olmuyor işte, olamadı. Bu arayış içerisinde bir yazarlık kar etmedi, siyasi gündemi takip edeyim dedim kar etmedi, vurucu denemeler yazayım dedim kar etmedi-istemedim. An itibariyle de kendimi gömmeye karar verdim.
Ya aslında müziği bırakıp geri dönen teoman kişisine ne hakaretler ettim, insan ve müzisyen olarak yok saydım. Ama galiba birşeyleri beceremeyip mağlubiyeti kabul edince, bir süre sonra o aklına yatmayıp tekrar oynamaya başlayıp yine tatmin olamayınca, yine işlerin boktan olunca teoman olunuyor onu gördüm şimdi. Çünkü aklımda şu dönüyor, aklıma takılıp bir siyasi analiz yaparım. Onu da feysbuk hesabıda paylaşmak yemez buraya yazarım diyorum. Ama yok ya! Muhalifim tamam, ama muhaliefet partisi olanlara daha muhalifim artık. O yüzden gelip hükümeti itin götüne sokan birşeyleri tek başına yazasım gelmiyor. Daha ağırlarını muhalefete yazmak istiyorum. Yani toplumsal yaralara ve sistematik hatalara parmak basacağım. Onu da kelkeshoze yapmasın be. Tadında bırakalım, okuyalım rahmeti. Arada anarız ama tekrar vücut bulmak anlamsız sanırım.
O yüzden intihar ediyor kelkeshoze. Tebrikler el birliğiyle gömdünüz garibi. Fuat avni yi takip ettiniz de kaderinizi mi değiştirdiniz? Ahmet hakan ı okudunuz da muhalefet mi yapabildiniz? Akp yandaşı oldunuz da çevrenizin kaderini mi tayin edebildiniz? Farklı birşey mi söylediniz, bilgi mi üretebildiniz?
Bunların milyonda biri sözlük yazarı olarak beni ihya edebilirdi ama olmadı. Bakıyorum kendimle ilgili yazdıklarıma da hep bir beni beğenin isteği var. Yok arkadaşlar. Beğenmeyin beni. Zaten sözlükte iyi hissettirecek tek şey karma puanı, o da ben yazdıkça değil yazmadıkça daha hızlı yükseliyor. Bunun haricinde çok da anlam aramaya gerek yok. Puanıma beğenime bakar çıkarım. Hadi eyvallah. Kalın sağlıcakla.
Ülkede olup bitenlere olanca şiddetiyle hassasiyet gösteren ama bu göstergeyi yazıya dökemeyen yazardır. Etki alanını farkeden, bu farkındaligi bir yazar olarak elini-kolunu bağlayan kişidir. Ama bir taraftan da, Midas'ın sırrını taşıyan berber gibi bir tarafları şişmektedir, ne yapsın ki yazacaktır.
Gün gelir devran döner diye geri zekalılara hazırlanan haber ve bilgiler yazdım, türettim, yine yazdım. Da ne oldu? Ülkedeliler akıllanıp önüne bakacağına, işleri yoluna koyma yolları arayacağına daha da gerzekleşti, tam aptallaştı.
Boş bıraktığım buralarda daha derinlik aradım; daha tro1, daha cahil, daha format dışı, daha bayağı yazılar okudum.
kendi kendini yiyip durarak hayatına devam eden yazardır. 2006 da bir serbest giriş yapıp, 2007 de aktif olarak kullandığı uludağsözlük te evrim üstüne evrim geçiren, ama bugüne geldiğinde hala da inatla yazan kişidir.
Evrimsel gelişime bir bakalım: Önce başlangıç evresindeydi, askerlik dönemi sonrasında sosyal girişimlerde bulunarak çevresini genişlettiği bir araç olarak burayı kullandı. daha sonra kişisel gelişim ve işletme konularıyla ilgili yazılar yazdı. bunun yanında sosyal çevresine atıfta bulunacak, daha ziyade kadın erkek ilişkilerini irdeleyen yazılar yazdı. son dönemde siyasi gündemle burası üzerinden haşır neşir oldu, 2013 e girdiğimiz bugünlerde de burayı blog misali kullanmaya başladı. siyasi gündemden sıkıldığı bugünlerde bu durum daha olası gibi gözüküyor, bakalım ileriki zamanlar bize neyi gösterecek?
bunun bir analizini yapmak gerekirse: kelkeshoze kişisi gündeminde ve aklını en meşgul eden konularla ilgili sözlükte yazıyor. peki niye, çünkü burası onun özgürlük olarak ifade ettiği bir platform; silik entry lerine doğrudan biçim veren admin ler de olsa, sol frame i cinsel fantazileriyle dolduran yazarlar güruhu siteye hakim de olsa, bir zamanlar sosyal çevresini oluşturan tüm yazarlar sözlükten uzaklaşmış da olsa, hatta onu buraya bulaştıran arkadaşı bile 20-30 entryi aşmadan buradan ayrılmış olsa da.. ya peki ben niye gaza gelip 3.şahıs tonunda kendime toplamda benim adıma birşey ifade etmeyen koca bir entry girmiş oldum ki? benden çıksın da nereye giderse gitsin diye düşünüyorum, nick ile yürüyebildiğim, nispeten serbest yazılar yazabildiğim platform olarak burası elimde var ondan herhalde.
edit: bir de şundan bahsetmek istiyordum: mesela ergenekon destanı vardı, bugün davası var ama diriliş söylemi akp genel başkanı ve gençlik kolları tekelinde. apo, pkk, şemdin sakık teröristti; şimdi gizli tanık, devlet muhattabı, özgürlük savaşçısı oldular. atatürk tartışılamazdı; şimdi bir kötüleme yarışı, sanki döneminde yapılan herşey yanlış gibi bir havaya giren, kasıtlı ya da kasıtlı olmayan bir sürü insan. en masumu diyor ki atatürk diktatörlüğünü tamamlayamadı ah bir tamamlasaydı.. ya benim ömrüm çok değil, temel kavramlar 10-20 yılda tamamen tersine dönmemeli. bir de sanki yorumlarda oy kullanma yanında gerekçe açıklama şansı da olmalı ki, kimin neye göre oy verdiğini bilelim. kelkeshoze isimli yazarın entry girmesini tarihçe ve felsefik açıdan irdeleyan bir entry i neye göre birilerinin olumsuz oyladığını duyalım ki, ona göre kendimize çeki düzen verelim. yoksa da ağzının payını verelim, herkes birşeyler öğrensin. değil mi ya??
(#14424155) nip tuck dizisini derinliğine analiz etmeyi becerebilmiş, dikkatli izleyici ve besbelli eli kalem tutan ve çok okuyan bir yazardır. (julia'ya biraz fazla yüklenmiş ama. * )
ellerine sağlık yazarıdır. evet her ne kadar bazen birbirimizi yesek bile türk futbolu artık bir şekilde temizlenmeli. aykut hocanın , şenol hocanın dediği gibi futbolun içinden gelenlerin yönetimlere talip olması gerekir. ve futbolu yönetmesi gerekir. karanlık adamlar elini çekmeli bu işlerden artık. buradan beslenen domuzlar tek tek vurulmalıdır. tekrar sağol.
(#13554845)
sözlüğe anlatacak birşeyleri olduğu için gelen yazardır. ilk başladığında yaşamının içindeki kendi ve yakın çevresinin yarattığı kavramları sözlüğü takip edenlere kazandırmak istemiştir. Sonrasında, uzmanlık alanındaki konuları* açıklamak için bu platformu kullanmaya başlamıştır.
özellikle son bir yıldır da, siyasi gündemi yakından takip etmekte ve beyin hücrelerini bu rahatsız ettiği için bu konuları yazmaktadır.
nick altı entry konseptini çok tutmamakla beraber, bir konudaki hislerimi en doğru olarak buradan yazabileceğimi düşünüyorum. 3. kişiyi anlatır gibi kendimi anlatmak bir yerde keyifli olsa da, bunu 1. tekil şahıs olarak söylemeliyim. ülkenin içinde olduğu boktan vaziyet karşısında açık açık düşüncelerimi söylüyorum buradan. ama sözlüğü sadece takma isimle olduğu için tercih ediyor olduğum hissine kapıldım. bunun için de utanç duyuyorum.
özel hayatımda herşey tıkırında gidiyorsa da terör saldırılarında ölen insanlar, suçunu bilmeden, belli edilmeden yatanlar ve teröristin insanları katletmesini meşrulaştırıp, suçunu bilmeyenleri terör örgütü üyesi olmakla suçlayanlar; en önemlileri bunlar olmak üzere tüm adaletsizliklerden utanıyorum. Yapacak o kadar çok şey var ki, o kadar çok çalışmamız lazım ki.. Başlayamıyorum, başlayamıyor-başlamıyor olmaktan; o hırsımı burada yazıp köreltiyor olmaktan utanıyorum.
(#4861445) no lu entrysine yaptığım tek cümlelik eleştiriye, nazik bir şekilde teşekkür edip neredeyse entrynin kendisi kadar uzun bir açıklama göndermiştir cevap olarak.
velhasılıkelam duyarlılığıyla beni hem şaşırtmış hem de etkilemiş yazardır.***
edit:imla
aylardır tamamlanmayı bekleyen bir taslak ve işte ben; rahattan hazır ola geçmiş, arz-ı dîdar etmekteyim.
2 yıldan sonra buraya uğrayan ilk kişi olarak; kendimi çok değerli bir eseri keşfetmiş gibi hissediyorum. hani bir şey bulursunuz ve -tüm bencilliğinizle- onu sadece siz bilin, siz takip edin istersiniz --entry iyice diskavıri çenıl kıvamına gelmeden devam edelim-- iş bu yazarın entry'leri ve sohbeti de, bana bunları hissettiriyor.
soğuk bir kış gecesi, yanan mesaj ışığım ve sonrasında kendimi uzun bir zamandan sonra içinde bulduğum sorgulama evreni. "birey olabilme"nin zorlukları, insan ilişkilerindeki anlamlandırılamayan detaylar, tespitler, hayata dışarıdan bakanların psikolojisi ve elbette, çok büyük bir artı puan olarak, metal müzik..
eskiden sorular "sorardım". cevaplar da arardım. sonra büyüdüm; baktım ki, sorduğum soruları bir ben anlıyorum. merakım; çevredeki insanlarca, nahoş bir atasözüne çevirilip küçümseniyor. ben de bıraktım sormayı..
noktalarımız bitmişlikleri, üç noktalarımız tamamlanmamışlıkları, virgüller nefeslerimizi, ünlemler duygularımızı belirtir ve biz de bunları hoyratça tüketirken; neden soru işaretlerine bu kadar az değer veriyoruz? soru işaretlerimiz bitmemeli.. o yüzden soralım..
yıllar geçtikçe gelişiyor muyuz, yoksa bu günleri özleyecek miyiz?
akvaryumdaki balıklar, onları dışarıdan izleyenlerden daha mı avantajlıdır?
hızla akmakta olan kum saatini yavaşlatabilecek miyiz?
ideallerimize yaklaşabilecek miyiz ya da bize teğet mi geçecek düşlerimiz?
ve en önemlisi,,
ağaçtaki elmadan daha mutlu olabilecek miyiz !?
işte üstad, bu soruların cevaplarına yaklaştığımda biliyorum ki; sizin geçtiğiniz yollara adım atacağım.
müzik konusunda başarı kokan yazar. taksimde kendisi gitar çalarken nacizane sesimle eşlik edebileceğim, birlikte insanları koparabileceğimize inandığım yazar. komik, sevimli, iyi gibi güzellik dolu sıfatların yanına adının eklenmesi ile yerinde sıfat tamlamaları oluşturacak karakter.
öfke kotası oldukça dar iken iyilik kotası ise bir o kadar geniş kişilik, sağlam dost.