hakkında turistik anım olan bir balık. midilli'de deniz kıyısında yürürken denizde kefallerin kıpır kıpır kaynaştığını görünce dikkatimi çekmişti; durup biraz izliyordum. derken oradan geçen bir grup yunanlı genç "aa bunlar da ne?" modunda bana sordular. ben de düşündüm düşündüm, bunlarla bizdeki balık adları genelde uyuşuyor diye akıl yürütüp "kefal" dedim. harbiden de elemanlar anlayıp "aa tamam abi!" modunda teşekkür edip yollarına devam ettiler.
gün içinde metro gross markette kilosunun 48 tl olduğunu görünce hakkında bir iki kelam etmek istediğim deniz canlısı. (kefal lan bu? 48 ne?)
rahmetli dedemin nedendir bilinmez ama çok sevdiği bir balıktır bu bok yiyen. cidden de öyledir; bok balığı olarak da bilinir. zargana* gibi, seveni ender de olsa vardır. mesela ben aç kalsam zargana yemem ama minnoş annem zargana için silahlı çatışmaya girebilir. neyse, konumuz kefal. esasen lezzetsiz bir balık sayılmaz ama pişirmesi meseledir. iyi bir buğulaması yapılamazsa eğer, murdar olur. bu hayvanın eti biraz yavandır zira. velhasıl düzgün pişirilmezse pek tat vermez. ama iş bilen ellerin yaptığı kefal buğulama hiç de fena olmaz. iyidir yani. fakat, ızgarası patatesten hallicedir. yani isteyen yapar ama olmaz işte. atayım mangala, levrek gibi ateşin üstünde demlensin dersen hayal kırıklığı yaşatır. derin yağda pişirileni de eh işte, fena sayılmaz. şöyle özetleyeyim: tatlı su balıklarında sazan ne ise, tuzlu su balıklarında da kefal odur.
her şey bir yana, bu hayvan denizlerin en serseri, en hayta mensuplarındandır. dalgaların içinde 3'lü 5'li gruplar halinde öyle güzel süzülür ki, kıyıdan onları görenler şaşkınlık içinde bakarlar. evet, dalganın tepe yaptığı noktalarda eğer şanslıysanız birkaç kefal görebilirsiniz. dalga hastasıdır bu hayvanlar. dalgaların içinden sörf yaparlar. öyle tatlı suratları vardır ki, dalganın içinde süzüldüğü esnada o suratı gördüğünüz vakit, tebessüm ettirir. şirindir mirindir amma, güzel bir kefal buğulaması rakıyla iyi gider.