henüz kaybetmedim kendisini ama yoğun bakıma alındı bugün, bugün akşam tek başıma kaldığımı hissettim, hep kapıyı açtığım zaman nerede olursa hemen yanıma gelirdi.
yaklaşık 4 ay önce hasta olduğu zaman anlamıştım ama onsuz ilk gece bugün...
Garip bir his. Evden uzun bir süredir ayrı olduğun halde, o kadar samimi olmadığın ama yine de 5 yıldır seninle yaşayan bir hayvanı kaybetmek olunca daha da bir garip oluyor. Hatta o kadar garip ki diğer kedilerin psikolojisi nasıl oldu, ne kadar etkilendiler acaba diyorsun. Annenin psikolojik olarak çöktüğünü bildiğin halde karşılıklı olarak iyiymiş, psikolojin sağlammış taklidi yapmakmış. Hele hele yanında olamamak yok mu. En sinir bozucu kısımlarından biri de bu.
11 yılı aşkın beraberlikten sonra yaşadıklarımı, biraz da rahatlamak için yazıyorum. Yıllardan 2004, Bursa Barınağı'nda minik bir yavru. Tüyleri ipek gibi... 1 hafta sonra tekrar gidilir. aynı yavru için. a yok sahiplendiler galiba. veterinere sorulur. yok orada işte. o minik tüy topu, gözleri çapaklı, burnu sümüklü yolunmuş gibi, miyavlamaya benzeyen bir ses çıkararak size bakıyor. o an dedim ki içimden bırakmamalıyım seni burada, yoksa miniciğim melek olursun. saat 23:30 aydın otobüsüne bilet alınır, yurtta izin vermezler ki bakmama... şoförle girilen diyalog sonrası, valla şoför amca görsen çok minnoş zaten, bagajda ölür nolur alayım içeri diye ısrarlarım sonucu seni görmesi ve eee hadi al al diye izin vermesi. o kadar küçüktün ki, otobüste cam kenarındaydık, pervazda yürüyebiliyordun. sabah 7 gibi geldik aydın'a. evde yoldan geliyorum diye kahvaltı hazırlıkları. anannem bizdeydi. eve girdim annem mutfakta, anne bak kedi getirdim diye seni gösterdim. tüy topu gibiydin, kimse diyemedi bir şey sevimliliğinden. ama o kadar ödlektin ki yanından yürüyerek biri geçse gizlendiğin kanepenin arkasından saatlerce çıkmazdın. yıllar geçti kocaman kız oldun. evin içinde kovalamacalar, senin benden aşı olmamak için kaçışların, kızınca eeeh yeter be tarzında pati sallamaların. yüzümü bile tırmaladın ama kızmadım sana kuzum be...cadı yumak oldun bizim için. huysuz kızımız, evin üçüncü çocuğu... babam kedi babası oldu. annem yarım saat geç gelse pencerede nöbet tuttun sen.
şimdi rahat uyu cadı kızım. çayırlarda, güneşin altında yayıla yayıla uyu... çimen ye bol bol. koca göbüşlü yumak hanım melek oldu.
kedileri çok sevmeme rağmen sahiplenmeme nedenimdir. çocukluğumdan beri bahçedeki sokak kedileriyle vakit geçiririm, su, yemek veririm her gün. bazılarının soyağacını biliyorum. fakat her doğum zamanında en az bir yavruyu bırakıyor anne. hastalıktan mı neden bilmiyorum. bir iki hafta o yavruyu özenle besliyorum fakat en sonunda hep ölüyorlar. her defasında aynı durumla karşılaştıkça kedi sahiplenmek gittikçe zorlaşıyor benim için.
Bugün başıma gelen can yakıcı durum. Sabah saat 5 buçuk gibi uyandım, salona gideyimde bıcırığımın göbüşünü öpeyim, karnını doyurayım diye düşünmüştüm. Sonra salona gittim sepetinde yatıyordu, köpük diye seslendim kalkmadı. Hiç böyle yapmazdı seslendiğimde hemen uyanır, miyavlamaya başlardı. Sonra dokundum yine kalkmadı nasıl canım yandı anlatamam. Sevip, öpüp, koklama umuduyla giderken cansız bedeniyle karşılaşmak kadar kötü bişey olabilir mi? Ah be köpüğüm, maviş gözlüm seni bulalı 15 gün olmuştu. Bulduğumda minicik cılızdın, kir içindeydin ama iyi olmuştun, toparlanmıştın, birazcıkta büyümüştün niye bıraktın beni. 15 günde herşeyim olmuşsun, doyamadım ki ben sana. Şimdiden özledim, nasıl alışıcam yokluğuna oğluşum. Diğer ablaların anladı üzüldüğümü. Gelip yanağıma ağlama dercesine sürtünüp acını hafifletmeye çalışıyorlar. Senelerdir kedi beslerim ilk kaybettiğim değilsin ama hala alışamadım kaybetmelere. Canımdan bir parça koptu sanki.
2010 yılında sokakta bulmuştuk ve o zaman dahi büyüktü. şuan tahminimce 7 8 yaşlarında ve bugün hiç yapmadığı şeyi yaparak dış kapıya doğru miyavlıyor. kediler öleceklerini anlayınca gitmek isterlermiş ve bilmiyorum ama bu duyguyu tatmaya ailecek hazır değiliz.
onlarca kedinin ölümüne şahit olmuş biri olarak şu başlığı görmek bile etkiliyor beni. daha fazlasını yaşamadan ölsem keşke diyorum ama düşük bi ihtimal işte.
Eviniz ana yola/ otoyola yakın bir yerdeyse ve her gün oradan geçmek zorundaysanız bir süre sonra kedi ölümleren üzülmekten, dertlenmekten vazgeçiyorsunuz, içiniz uyuşuyor.
3 Gün oldu, içim çok yanıyor. 5 Yavrum var ama o bambaşkaydı. Cana yakın, en oyuncusu oydu. Bahçeme doğurdu anası, baktım 6 ay boyunca her gün besle büyüt sen, bi orospu çocuğu yokuş aşağı gözünün önüne bakmadan ezsin geçsin. Kalsın yolun ordasında cansız bedeni. Allah belasını versin. Aynı acıları yaşasın.
Allah kimseye de evlat acısı vermesin. Düşünemiyorum işin o boyutunu.
2. Günü bi tanemin melek oluşunun..
Uykunun ortasında annemin "aşağı düştü" bagirisiyla uyandım. Rüya görüyordum, 2 saniye ne olduğunu anlamaya çalışıp direkt yataktan firladim. Camdan aşağı baktim, 11 kat aşağıda yerde surukleniyordu en yakın arkadaşım. Beynimden vurulmusa döndüm, koşarak çıktım evden. Yalvardim ne olur ölmesin diye..
Yanına gittim, yaşıyordu yavrum.. Patilerinin üstünde zorlukla durarak derin nefesler alıyordu, ne kadar canı yanıyordu kim bilir.. Kendimden geçtim, hıçkıra hıçkıra kucagima alıp eve çıkardım. Can çekişiyordu kucagimda kızım. Kabus olsun diye dua ettim..
Veterinere goturdugumde uyuşmuştu beynim. Ölmüştü yoldayken zaten. Yapacak bi sey olmadığını öğrendim. Artık aglamiyordum. Geri getirdim eve.. Şoka girdim. O oyuncu, o haylaz cansız, buz gibi yatıyordu gözleri açık. Karni sisiyormus nefes alıyormuş gibi geliyordu gözüme..
Kim bilir düşerken ne kadar korktu, kalbi nasıl attı, yere düştüğünde canı ne kadar acidi.. Ölene kadar nasıl bi acı çekti.. Tüm bunları düşünmek bogazimi dugumlendiriyor. Genzimi yakıyor. Çenemi titretiyor. Basımı agritiyor. Göğsümü acitiyor..
Ellerimle gomdum sırdaşımı.
O kadar vicdan azabı cekiyorum ki.. Hala evde sanıyorum. Yatarken bi anda zıplayıp koynuma girecek, mirildayacak, kolumun altında uyuyacak diye bekliyorum.
Alıştı o, bi şey olmaz diye pencere actigimizda odadan dışarı cikarmadim hiç. Yaz boyunca pencere onundeydi. Seviyo cam kenarını diye musade ettim çıkmasına.
En çok buna dikkat edin.. Eceliyle ölse yine uzulursunuz de, sizin yuzunuzden öldüğünü bilmek, ihmaliniz yüzünden öldüğünü bilmek kahrediyor insanı. Yüksek kattaki dairenin penceresi açık odasina kendinizi asla sokmayin. Bu kahrı, yası, vicdan azabini, suçluluğu, boşluğu yaşamak istemiyorsanız, "bir şey olmaz" demeyin..
çok kötüdür.bizim şebeleğimiz -adı şebelek bu arada- zamanın çoğunu dışarıda geçirir, aklına estikçe eve gelirdi.sokaktan sahiplenmiş olmamıza rağmen bir kez bile eve tuvaletini yapmazdı, gecenin bir körü de olsa suratımızı patileyip uyandırır ve dışarı çıkar gelirdi.şebelek de 2 haftadır yok ortalarda.böyle sanki evden annem, kardeşim gitmiş gibi bir eksiklik var.yemeklerde gelip insan gibi koltuğa oturup önüne yemek koymamızı bekleyen, gece patisini suratıma atarak uyuyan şebelek yok.çok özledim, 26 yaşındayım, ağlamaklıyım.
Sokaktan yaralı, annesiz kedileri bula bula artık alıştığım durum. Hepsini kurtaramıyoruz neticede elimde ölen çok oldu ama yıllardır baktığın kedinin ölmesi bambaşka bir duygudur herhalde hiç yaşamadım.
Üzüntünüzü anlıyorum da canım kardeşim, ben 2. katın camını sineklik olmasına rağmen açık bırakmıyorum, 11. Katın camını açık bırakmak ne demek? Çohilginç.
dün gece başıma gelen durum. kedim son zamanlar dışarı çıkıp geliyordu. dün gece 5 6 itten oluşan bir köpek sürüsü saldırdı acı sesini duydum oğlumun. hemen koştum sıkıştırıldığı yere orda yoktu. köpekleri kovan kızlar kediyi alıp götürmüş olabilirler dedi. ben sağa sola bakınırken kızlar tekrar geldi yerdeki kan izlerini gördünmü bak şurada da tüyü var dedi. o an durumun ciddi olduğunu daha yeni anladım. ben kaçıp kurtuldu sanmıştım. kan izlerini takip ettim 3 saat aradım taradım her yere baktım. hava aydınlanınca cesedi için tekrar baktım. yol boyu kırmızı pati izlerini ağlaya ağlaya takip ettim. apartmanların bahçelerine girip girip çıkmış anlaşılan. bir apartmanın garaj yolunda ise bir karış kan birikintisi gördüm. tozlardaki pati izlerine bakılırsa köpekler hala ensesindeymiş. cesedini bulamadım. o aşağılık itlerinde ta amınakoyim. ah mis kokulu oğlum kim bilir nasıl acılar çekti.
Her şey bir akşam geç saatte eve gelip kapıyı açtığınızda başlar.
Daha doğrusu kapıyı açmadan.
O akşam belki de ilk defa o tanıdık miyavlamayı işitmezsiniz. Anahtarı çevirirken, içerdeki sessizlik içinize hüzünlü bir tenhalığı bırakıp geçer.
Sanki bir çizik atar. içinize bir kuşku, ne bileyim anlamını çok sonraları çıkaracağınız bir korku bırakır.
Yanılmamışsınızdır. Kapıyı açtığınızda, o kapkara tüyleri, tüylerin içinden bakan o tanıdık cıvıltılı gözleri göremezsiniz.
Anahtar elinizdeyken, -Kedi- diye seslenirsiniz.
On beş yıl boyunca her -Kedi- deyişinizde koşarak size gelen, cıvıltılı miyavlamalar çıkaran, kuyruğunu hiç bitmeyen mutluluk ritimleriyle sallayan o aile ferdinden yine ses gelmez.
Bir daha, bir daha seslenirsiniz. Zaman zaman yaptığı kaprislerden biri diye düşünürsünüz.
Hayır… Bir tuhaflık vardır. Daha doğrusu sessizliğin dili, size iyi gitmeyen bir şeylerin kötü haberini vermeye başlar.
Kediniz artık hastadır. Hem de yaşlı bir hasta.
Geceleri tuhaf ve acılı miyavlamalarla uyanırsınız. Arkasından kusmalar gelir. En sevdiği yiyecekleri önüne koyarsınız. Başını okşayarak yemesine yardımcı olmak istersiniz.
Nafile…
Ve sessiz günler başlar. Miyavlamayan kedinin suskun bekleyiş günleri.
Geceler zorlaşır.
işte öyle günlerden birinde kedinizin dolapların altına, karanlık kuytulara, evin dışına kaçmaya çalıştığını fark edersiniz.
Kondurmak istemeseniz de, kediniz artık ölüme hazırlanmaktadır. Aranızda son mücadele başlar.
O kuytulara kaçmak ister, siz ise onu daha çok yatağınıza almaya çalışırsınız…
Ve artık ona serum verdiğiniz bir günün akşamında, o çaresiz gözlerdeki ışık iyice sönmeye başlar.
Onu o gece yanınıza yatağa alırsınız.
-Kedi- diye seslendiğinizde, zorla başını kaldırıp size bakar. iyice küçülmüş yüzünde yine de o tanıdık ifadeyi yakalarsınız.
Sabaha karşı uyandığınızda, onu yataktan atlamaya çalışırken bulursunuz. Daha doğrusu düşmeye…
Kucağınıza alıp aşağıya indirir, büyük bir ihtimamla her zamanki yerine yatırırsınız.
Ardından derin bir uykuya dalar. ‘‘Kedi’’ diye seslenirsiniz. Kafası kalkmaz. Sadece kuyruğunu çok hafifçe sallayıp içgüdüsel bir cevap verir.
-Miyav- sesini işitemezsiniz. Çünkü bütün gücünü, son andaki -elveda miyavlamasına- ayırmıştır.
Kucağınıza alırsınız. Hafif dokunuşlarla başını okşarsınız, okşarsınız. Tıpkı 15 yıldır yaptığınız gibi zamanı durdurmaya çalışırsınız.
Nefes alıp verişleri hafiflemeye başlar.
Sonunda çok derinden, uzaklardan gelen üç küçük miyavlama işitirsiniz.
işte o elveda miyavlamasıdır!
Vakur ve sessiz veda miyavlamaları ile sizi bırakıp giderler
2001 yılında daha bir aylık bir yavruyken geldi evimize. Hane halkının direnç göstermesi üzerine ilk gününü dedemin evinde geçirdi. Odasına mamasını, kumunu koymuştuk. Sanıyorduk ki uslu uslu yatacak... sabah gittiğimizde her şey yerlerdeydi. Çok yaramazdı hınzır. Sonraki iki üç gününü boş dükkanda geçirdi. Ancak her dakika hane halkı onu sevmeye gidiyordu. Baktılar ki olmuyor, ben de vazgeçmiyorum, çıkardık eve...
işten gelince her birimizi kapıda karşılayan, geciktiysek babamız gibi atarlanan, mama delisi o güzel kedi son günlerde hiç bir şey yiyemedi, bizim şiringa ile içirebildiğimiz su dışında bir şey içemedi. Düzenli olarak veterinerine gidiyordu. Son akşamında ben ülke dışındaydım. O gün artık salyalarını dahi tutamayacak duruma gelmiş..
Ertesi gün bir başka veterinere götürecekti kardeşim, götürdü de... yurt dışında olmama rağmen arayınca durumda bir pislik olduğunu anlamıştım. Hemen açtım. Neyse veteriner güzel şeyler söylememiş. sonuçta uyutulmasının daha doğru bir seçenek olduğunu, şu an çok ızdırap çektiğini, ilaçlı tedaviyle en fazla 1 hafta o da ızdıraplı bir hayat sürebileceğini söylemiş.
En çok üzüldüğüm konu, bu zor kararı kardeşimin vermek zorunda kalması...
Gece geç vakitte eve geldim. Normalde kapıda beni karşılaması gerekiyordu, bana söylenmesi gerekiyordu. Kapıdan içeri girince 15 yıldır orada duran mama ve su kabını göremedim, ellerimi yıkamaya gittiğimde kum kabı yoktu. içeride minderinin ya da kalorifer peteğinin üzerinde de değildi.
Az önce veterinerden teslim aldık. Bir beze sarmışlar ve derin dondurucuda saklamışlar, donuktu. Elimde taşırken neresi başı, neresi poposu onu bile anlayamadım... sevdim sadece... Küçük bir siyam kedisi olarak başladığı 15 yıllık yaşamına sayısız hınzırlık sığdırdı... Kuş avlamak mı dersiniz, her tarafa koku bırakmak mı, bütün ev çiçeklerini yemek mi, sallanan ele dayanamama güdüsünden kaynaklanan küçük yaralanmalar mı... Yine de bizim canımızdı o, bize atarlandığı zamanlar, bizle uzun uzun konuştuğu zamanlar, gece üşüdüğü zaman girdiği yorganın altında oksijensiz kalınca kafasını ustaca bir manevrayla göğsümden çıkartırkenki o yüz ifadesi aklımdan geçti elimde bir beze sarılı dondurulmuş bedeniyle yürürken...
Sonra babama teslim ettim. Babam yazlığa götürecek ve bahçemize defnedecek. Başına bir şey gelirse kendim defnederim diyordum ama bu gücü kendimde bulamadım...
Şimdi hayatı boyunca birkaç kez gittiği, hatta zorla denize soktuğum o yerde, kaçıp saklandığı bahçede koşturmaya devam edecek...
Güzel oğlum, akıllı kedim... Yaşamımızın on beş yılını şenlendirdiğin için çok teşekkürler, umarım biz seni hiç kırmamışızdır...